'ORTADA SANDIK VAR YANDAN GEÇ'


SERKAN KAYA


19 Temmuz 2010


Evet mi? Hayır mı? Bir yarışma programını hatırlatan bu kelimeler, bir süre sonra toplumsal hayatı şekillendiren anayasanın bazı maddeleri için seçme hakkına sahip tüm bireylere sorulacak. Tezat olan ise aynı kavramları propaganda malzemesi olarak kullanan partilerin sonuçta başka şey istemesi olacak. Bir kamp özgürlükler ve demokrasi için “evet” isterken, diğer kamp ise hemen hemen aynı kavramları kullanarak “hayır” diyecek. Toplamda oylanacak 26 madde ülkenin demokratikleşmesi açısından esaslı hiçbir maddeye değmeme becerisini gösterirken, 1980’de süngü ucunda giydirilen deli gömleğini topyekun çıkartmak yerine, basmadan dikilmiş fistan ile deli gömleğini gizlemeye çalışacaktır. Başka bir deyişle “evet”çiler 12 Eylül’de deli gömleği üzerine fistan vaat ederken, “hayır”cılar ise deli gömleği ile yaşamayı alışkanlık haline getirmekten kaynaklı olacak ki fistana hayır diyecek.

Bu illüzyonu bir kenara bırakırsak, esasında “evet”te neye niyet edildiğini görmek, perdenin gerisindekini de görmeyi sağlayacaktır. Referanduma evet demek neoliberalizme ve bölgede egemen güç olma bahsine evet demek olacaktır. Kamu emekçilerinin yürüttüğü grev hakkının önüne boyalı çit çekmek olacaktır. Anayasanın topyekun değiştirilmesi bahsini başka bahara ötelemek olacaktır. Bölgede süren savaşa, Kürtlerin muhatap alınmaması ısrarına, ölülere işkence yapılmasına onay vermek olacaktır. Darbecilerin esas karargahını yeni konsepte uygun restore etmek olacaktır. Sınırları jitemcilere, özel harpçilere, haramilere teslim etmek demektir. Madende, tersanede daha fazla kâr için daha fazla ölüm olacaktır. ABD’nin ortağı olmaya, Ortadoğu’yu bu çıkarlara göre dizayn etmeye devam olacaktır. Kısacası 2011 seçimleri öncesi AKP’nin politik uygulamalarına güven oyu vermek olacaktır.

Hayırda hayır var diyenlerin ise politik önermelerinde ve zihniyetlerinde bir “hayır” bulunmamaktadır. Bu referandumda 26 maddeye bizden hayır dememizi isteyenler tersinden 12 Eylül darbe anayasasına devam demektedirler. Bermuda şeytan üçgeninin mimarlarını, eldivencileri, sarıkızcıları, baronları, bir gece ansızın gelenleri, Ergenekoncuları sebi ilan etmek için hayır demektedirler. Kendilerini ülkenin bekası için olmazsa olmaz görenlerin sallanan sandalyelerini tutmak demektir. Anayasa mahkemesinin halkın iradesine ipotek koymasına, YÖK’e, bürokrat saltanatına devam demektir. Ceylan’ı, Uğur’u terörist ilan etmek, başı örtülüyü peruğa mahkum etmek demektir. Kürdü görmemek, Aleviyi Kemalistleştirmeye devam demektir. Bu referanduma hayır demek, beyaz Türklerin seçkinliğini sürdürmek, askerin siyasetteki üstünlüğüne onay vermektir. İçinde bir tane genç sağ kalmayana kadar, vatan sağ olsun demektir. Artık küçük gelen, yırtılan, sökülen bu deli gömleğinin içinde kalmaya devam demektir.

Başka seçenek yokmuş düzlüğüne mahkum eden bu ikili illüzyonun ortak paydası hiç kuşku yok ki sandıktan geçecek. Peki bu iki tercihi de kabul görmese dahi kötünün içinden iyisini bulma telaşına kapılanlara, zımnen de olsa birinde tutunacak dal arayanlara, ya da meseleyi sandığa gidilmediğinde “evetçilerin” yüksek oranlarda olmaması için “hayır” demek gerekliliğini bir politik önermeye çevirme gayretinde olanlara ne demeli…

“Ortada sandık var, yandan geç…”

Evet bu referandum ezilenler açısından bir seçim olmayacak. Ya da kendi alternatiflerini oylatabilecekleri bir muhteva da taşımayacak. Bu referandum bu iki kamptan birinin diğerini alt etmeye çalışacağı, 2011 seçimlerine giden yolda tek raundlu küçük bir müsabaka olacak. Bu maça taraf olmak zorunda değiliz. Ezilenler buna taraf olmak yerine, kendisinin öznesi olacağı büyük müsabakaya hazırlık yapmalıdır. Her kademesinde “nasıl bir anayasa” tartışmalarına katılacağı, özgürlüklerin kullanımında “ama”ların , “fakat”ların olmadığı, tüm kültürel farklılıkların anayasal teminata alındığı, söz ve eylem hakkının yaşam hakkı kadar kutsal sayıldığı, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, gizli antlaşmalar gibi halk için, halktan gizli belgelerin yürütme belgesi sayılmadığı, tartışılması bile teklif edilemeyen tapuların dahi tartışıldığı bir anayasa için sandığa gitmiyorum. Ne AKP’nin basmalı fistanına, ne de “hayırcıların” deli gömleğine taraf olmuyorum. 1980 12 Eylül’ünü de, 2010 12 Eylül’ünü de BOYKOT ediyorum. Kimilerinin boykotlardan anladığı üzere sandığa gitmeyip evde oturmuyorum. Ezilenlerin 30 yıldır sürdürdüğü ve bedel ödemekten sakınmadığı “darbecilerle, darbelerle hesaplaşma ve halk için demokratik bir anayasa” mücadelesinde yanılsama yaratmak için ortaya konulan bu sandığın yanından geçip ezilenlerin iktidarı koşusuna devam edelim diyorum.

 


Serkan Kaya
Loading