HER YERDEN KADIN MÜCADELESİNİN FOTOĞRAFLARI


SEHER TAHRAN - AYŞEGÜL HAVUZ


8 Mart 2010



Adımız kadındı bizim... İçimizden biri namluların hedefiydi. Törelerin zulmünü tanıması ne kadar da erken olmuştu, zalimin kurşunu nasıl da kararlı yağıyordu üstüne... Bir diğerinin, çocuklarına zarar gelmesin diye onları korumaya çalışırken, sırtında patlıyordu kemerler, patlıyordu duyguları, kadınlığını düşünüyordu, neden kadın diyordu akarken gözyaşları... Güldünya'dan bahsediyordu biri, diğeri devletin koruyuculuğuna sığınarak Ceylan'ı katleden "erkek"lerden söz ediyordu.

Dahası? Dahası da vardı elbet bu memlekette... Özgürlüğün kadını, kulağını kestiği halde onu kocasıyla barıştırmaya çalışan adaletin birer korkuluklarını gördü, 13 yaşındaki bir genç kadına cinsel istismarda bulunan Üzmezleri tanıdı. Recmedilen kadınlara baktı, aslında yüzyıllardır biliyordu onları, özel mülkiyet bir kurt olup erkeğin içini kemirmeye başladığından beri kadın yoktu. Kadın bedeni, emeğiyle birlikte bir metaydı artık, alınıp satılabilen, değiş tokuşa uygun görülen, cinselliğini hoşnut etmeye programlamaya mecbur bırakılan, kocasına karşı gelmeyen, bazen çocuklarına iffetli bir anne olmayı becerebilen, bazen fabrikada patronunun kaçamaklarından biri olmaya zorlanan, tecavüze uğradığında susmasını bilen böylece ailesinin adına kara leke çalmayan, reklamların Ayşe Teyzesi, dizilerin Ferhundesi olup iyiyi kötüyü örneklendiren, küfürlerde özne, yaşam(ın)da nesne oldurtan zihniyeti sorgulamayan, sorgulayamayan...

Sermayenin emek üzerindeki tahakkümüyle oluşan sistemde, kadın, eksiklikleri tamamlayan böylece masraf oluşmasını engelleyen "ev hanımı" adıyla süslenmiş bir hizmetçi bunun yanı sıra fabrikada ucuz işgücü olabilirdi. Evet, kapitaliste göre kadın ya ailesiyle ya da tek başına bu şekilde kullanılabilirdi. Hesaba katılmayan kapitalizmin kadınlar üzerindeki sömürüsünü güçlendirerek büyümeye çalışmasının ya bir yanlış ya da sömürüde bir doygunluk yaşatacağıydı. Nitekim NovaMed'de, Desa direnişinde, Bursa'da yanarak ölen 5 kadın işçide, selde hayatını kaybeden 8 kadın işçide ve işte şimdi de Tekel direnişinde sistemdeki çarpıklık, boğazına kadar batmış olduğumuz sömürü ve bizim sömürüye, sermayeye, kapitalizme "artık yeter" deyişlerimiz... Ve elbette sesimiz... Yankılanarak gelen sloganlarımıza çarpıp ve sloganlarımızda, direnişlerimizde hayat bulan...

Kadındık ve her yerdeydik, bulunduğumuz yerde sermayenin açıklarını, gerçek yüzünü görüp, tespit edip, anlatmayı becerebiliyorduk, bu yüzden sevilmiyorduk, bu yüzden püskürtmeye çalıştılar bizi, mücadele hatlarımızı yıkmaya çalıştılar. Barış isterken de yalnızdık, düşünün bir BARIŞ... Savaş olmayan bir dünya... Ne kan ne gözyaşı ne bencillik ne çıkar ne de kapıların ardında gizlenen türlü oyun senaryoları... Ama yok böyle de olmazdı tabii, bizden "vatan sağolsun" deyip, karşı tarafı düşman bilecek anneler olmamızı istiyorlardı ve biz yine aykırı davranıyorduk, olması gerektiği gibi... Şovenizme, militarizme, milliyetçiliğe takılmadan, kin yerine empatiyi yeşerterek...

İşte kadının dokunduğu, dokunup değiştirmesi gereken yerler ayan beyan ortada... Her yer... Her yerden kadın mücadelesinin fotoğrafları... Kadın evde var olan hegemonyayı yıkmaya çalışırken, kadın fabrikada emek sömürücülerini avlarken, kadın sokakta hakkını son kuruşuna kadar ararken... Ve kadın 8 Martlarda özgürlüğü için yürürken... 8 Martının 100. yılıyla büyürken mücadelesinde... Bu sene kabul edilişinin 100. yılı olacak Dünya Kadınlar Gününün, kimse bize madalya vermeyecek, şampiyonluk marşlarıyla kupa da kaldırmayacağız, fakat kadın yaşamanın güzelliğini hissettirmiş olmanın şevkiyle söyleyeceğiz şarkılarımızı, sloganlarımız dilimize pelesenk olacak... Ve tekrar söyleyeceğiz, mücadele kaldığı yerden devam ediyor, çaldığı zamanı yakasını yapışıp almamız için öylece karşımızda duruyor hayat, bizimse meşalelerimiz yanıyor hem kaybettiklerimiz hem de kazanacaklarımız adına, ateşimiz ise henüz sıcak, korlaşınca kazanacağımıza olan inancımız, direnişlerimizin kararlılığıyla birleşerek dünyayı sarmalayacak ve bu ateş geçtiğimiz, adım adım yürüdüğümüz her yerde kadınlara ulaşacak, ulaştığı vakit biz kazanmış olacağız ve mücadelemiz kurtuluşun imzasını atmış olacak.