|
Adımız kadındı
bizim... İçimizden biri namluların hedefiydi. Törelerin zulmünü tanıması
ne kadar da erken olmuştu, zalimin kurşunu nasıl da kararlı yağıyordu
üstüne... Bir diğerinin, çocuklarına zarar gelmesin diye onları korumaya
çalışırken, sırtında patlıyordu kemerler, patlıyordu duyguları,
kadınlığını düşünüyordu, neden kadın diyordu akarken gözyaşları...
Güldünya'dan bahsediyordu biri, diğeri devletin koruyuculuğuna sığınarak
Ceylan'ı katleden "erkek"lerden söz ediyordu.
Dahası? Dahası
da vardı elbet bu memlekette... Özgürlüğün kadını, kulağını kestiği
halde onu kocasıyla barıştırmaya çalışan adaletin birer korkuluklarını
gördü, 13 yaşındaki bir genç kadına cinsel istismarda bulunan Üzmezleri
tanıdı. Recmedilen kadınlara baktı, aslında yüzyıllardır biliyordu
onları, özel mülkiyet bir kurt olup erkeğin içini kemirmeye
başladığından beri kadın yoktu. Kadın bedeni, emeğiyle birlikte bir
metaydı artık, alınıp satılabilen, değiş tokuşa uygun görülen,
cinselliğini hoşnut etmeye programlamaya mecbur bırakılan, kocasına
karşı gelmeyen, bazen çocuklarına iffetli bir anne olmayı becerebilen,
bazen fabrikada patronunun kaçamaklarından biri olmaya zorlanan,
tecavüze uğradığında susmasını bilen böylece ailesinin adına kara leke
çalmayan, reklamların Ayşe Teyzesi, dizilerin Ferhundesi olup iyiyi
kötüyü örneklendiren, küfürlerde özne, yaşam(ın)da nesne oldurtan
zihniyeti sorgulamayan, sorgulayamayan...
Sermayenin emek üzerindeki tahakkümüyle oluşan sistemde, kadın,
eksiklikleri tamamlayan böylece masraf oluşmasını engelleyen "ev hanımı"
adıyla süslenmiş bir hizmetçi bunun yanı sıra fabrikada ucuz işgücü
olabilirdi. Evet, kapitaliste göre kadın ya ailesiyle ya da tek başına
bu şekilde kullanılabilirdi. Hesaba katılmayan kapitalizmin kadınlar
üzerindeki sömürüsünü güçlendirerek büyümeye çalışmasının ya bir yanlış
ya da sömürüde bir doygunluk yaşatacağıydı. Nitekim NovaMed'de, Desa
direnişinde, Bursa'da yanarak ölen 5 kadın işçide, selde hayatını
kaybeden 8 kadın işçide ve işte şimdi de Tekel direnişinde sistemdeki
çarpıklık, boğazına kadar batmış olduğumuz sömürü ve bizim sömürüye,
sermayeye, kapitalizme "artık yeter" deyişlerimiz... Ve elbette
sesimiz... Yankılanarak gelen sloganlarımıza çarpıp ve sloganlarımızda,
direnişlerimizde hayat bulan...
Kadındık ve her yerdeydik, bulunduğumuz yerde sermayenin açıklarını,
gerçek yüzünü görüp, tespit edip, anlatmayı becerebiliyorduk, bu yüzden
sevilmiyorduk, bu yüzden püskürtmeye çalıştılar bizi, mücadele
hatlarımızı yıkmaya çalıştılar. Barış isterken de yalnızdık, düşünün bir
BARIŞ... Savaş olmayan bir dünya... Ne kan ne gözyaşı ne bencillik ne
çıkar ne de kapıların ardında gizlenen türlü oyun senaryoları... Ama yok
böyle de olmazdı tabii, bizden "vatan sağolsun" deyip, karşı tarafı
düşman bilecek anneler olmamızı istiyorlardı ve biz yine aykırı
davranıyorduk, olması gerektiği gibi... Şovenizme, militarizme,
milliyetçiliğe takılmadan, kin yerine empatiyi yeşerterek...
İşte kadının dokunduğu, dokunup değiştirmesi gereken yerler ayan beyan
ortada... Her yer... Her yerden kadın mücadelesinin fotoğrafları...
Kadın evde var olan hegemonyayı yıkmaya çalışırken, kadın fabrikada emek
sömürücülerini avlarken, kadın sokakta hakkını son kuruşuna kadar
ararken... Ve kadın 8 Martlarda özgürlüğü için yürürken... 8 Martının
100. yılıyla büyürken mücadelesinde... Bu sene kabul edilişinin 100.
yılı olacak Dünya Kadınlar Gününün, kimse bize madalya vermeyecek,
şampiyonluk marşlarıyla kupa da kaldırmayacağız, fakat kadın yaşamanın
güzelliğini hissettirmiş olmanın şevkiyle söyleyeceğiz şarkılarımızı,
sloganlarımız dilimize pelesenk olacak... Ve tekrar söyleyeceğiz,
mücadele kaldığı yerden devam ediyor, çaldığı zamanı yakasını yapışıp
almamız için öylece karşımızda duruyor hayat, bizimse meşalelerimiz
yanıyor hem kaybettiklerimiz hem de kazanacaklarımız adına, ateşimiz ise
henüz sıcak, korlaşınca kazanacağımıza olan inancımız, direnişlerimizin
kararlılığıyla birleşerek dünyayı sarmalayacak ve bu ateş geçtiğimiz,
adım adım yürüdüğümüz her yerde kadınlara ulaşacak, ulaştığı vakit biz
kazanmış olacağız ve mücadelemiz kurtuluşun imzasını atmış olacak.
|