|
Gazete sayfalarının köşe
başlarında bir takım insanlar, durup durup buyurmaktalar bu ve benzeri
yazıları yazanlara sizden bir şey olmaz diye. Tezleri saf bir gözle
okuduğunuzda inandırıcı gelebilir. Evet, bugün Fırat’ın doğusunda bir
halk hareketi, her gün yeni bedeller ödeyerek güçlenmekte, dosta düşmana
inat buradayım demektedir. Fırat’ın batısındaki görece durgun sular,
kimi köşe başı yazarları umutsuzluğa düşürmekle kalmamış, bırakın
gidelim buraları deme noktasına getirmiştir. Dünyada bu kadar taze
umut varken… umut bu kadar bolken… umut doğup yeni umutlar doğurarak
artarken bu köşe başı yazarlarımıza, zorluktan yani Fırat’ın batısını
örgütlemekten köşe bucak kaçan köşe yazarlarımıza bu umutsuzluk nereden
geliyor? Ben durumlarını Kemalist aydının ‘geri, bağnaz’ bir halkı
aydınlatma serüveninde çektiği zorluğa benzetiyorum, onlara göre de
işleri çok zordu, zira cahilliğe inatla sarılmış bir halk vardı
karşılarında ve onları muasırlaştırmak Kemalist aydının zor ve temel
göreviydi.
Bizim yeni türeyen kimi
‘aydınlarımız’ da öyle şeyler anlatıyorlar ki bu yazıyı yazan gözler
şaşırıp kalıyor okurken. Binlerce insan 30 senelik bir savaşta onurlu
bir şekilde ölürken, Fırat’ın batısında da barikat barikat 1
Mayıs’larda, IMF direnişlerinde, mahallelerde yollar kapanırken,
kapandıkça yollar örgütlülük durmadan artarken ve tüm bunları yaparken
yoldaşlarını Kürt sorunu gibi gerilimli bir toplumsal meseleden uzak
tutmayan kaptanlar varken ve bu gemide Kürt gençleriyle mapusu göze
almış, işçilere uzanan elleri kırmış, boyun eğmemiş insanlar varken,
köşe başında köşe tutanlar nasıl oluyor da deniz bitti batıda
diyebiliyor?
Hayatla çok fazla ilgili
şeyler söylediğini düşünüp hayattan bu kadar uzak olmak bizim masa başı
aydınlarımızın temel zaafı. Aydın olmak ise bu kadar bedel ödenirken
bedel ödeyenlere yakınmaktan vazgeçip yanmalarının da gerektiğini
anlayanlara yakışıyor. Zira bizim çocuklar hâlâ kafaları kırıla kırıla,
sokakları tutuştura tutuştura öğreniyorlar hayatı, kavgayı. Evet
denizimizde eskisi kadar insan yok, bunun çok çeşitli sebepleri var. Bu
sebepleri görüp yüzleşmek devrimci atılımlar için olmazsa olmazdır. Bu
sebepleri görüp, tespit edip kaçmak da başka bir tercihtir. Ne de olsa
yanı başımızda bir hareket var…
Bazen sormuyor değilim
egemenlerin rüyaları gerçek olsa da bu topraklarda ses soluk ne batıda
ne doğuda çıkmasa denizi göremeyen gözler ne yapacaklar. Bence
yapacakları şey dünyanın herhangi bir yerinde atılım halindeki bir örgüt
bulup onlara katılmaktır, en azından bugün yapılandan o anlaşılıyor.
Evet, gerçekleri görüp de köşe bucak kaçan köşe yazıcılarımız; bugün
savaşa rağmen batıyı tutarlı bir şekilde örgütlemek daha zor, Sovyetler
dağıldıktan sonra bir hegemonya kaybı yaşandı, kitlenin örgütle, örgütün
kitleyle olan bağı zayıfladı. Nitekim kriz ve savaş halkları daha da
yoksullaştırıyor, sınıf mücadeleleri bitti diyenler her gün bir tokat
daha yiyorlar. Çok hata yapıldı, hatalarımızdan dersler de çıkardık.
İlkeler yerine kişileri ön plana çıkarmıyoruz, kolektif önderlik, karşı
savın diliyle kolektif kaptanlık var bu gemilerde. Kaptanlarımız
fırtınalı sularda yüzmeye devam ediyorlar, ne kadar çöl gözükse de deniz
kör gözlere, her gün biraz daha kabarıyor deniz sel oluyor patronlara,
savaş çığırtkanlarına karşı. Sular yükselecektir, gemilerimizi
yıkılmayacak hale getirmek, içine milyonları doldurmak bizim
ellerimizdedir, insan evladının hele de devrimci bir zihne sahipse
yapamayacağı şey yoktur. Gemi de yakar, gemi de yapar çağa uygun, yeter
ki çağa uydurayım hatta güne uydurayım derken ilkeler toz duman olmasın.
O zaman yapılacak gemi
çocukken yaptığımız kağıttan gemilere benzer, aslında kağıt gemi
yapmaktan korkanlar, o perspektifle ancak o kadar olur çünkü bırakıp
‘boşa’ uğraşmayı buldukları en büyük gemiye atlamışlardır bile. Yüzü ak,
yorulmayı seven çocuklar da usanmadan her geçen gün gemilerini
büyütmektedirler. Sığınılan geminin de bizim gemimizin de pusulaları
çokça kez ortaklaşmaktadır, o yüzden fırtınalı sularda bu gemiler
tehlikeli korsanlara karşı beraber savaşacaklardır, kaderleri ortaktır,
stratejik ittifaktırlar, işçilerin birliği halkların kardeşliği
gemilerimizin pusulasıdır.
Rota doğrudur, deniz de
vardır hâlâ gemilerimizi yüzdürecek, ‘Kaptanımız’ da, mürettebatımız da,
hem de hepsi umutlu, genç, kararlı çocuklardır. Devrimciler yol karanlık
olsa da yolun sonundaki ışığı görürler her baktıklarında, ilkeleri
gösterir gökyüzündeki yıldızları, vardır savaşırken yıldızları gösteren
yetenekli Kaptanları. İlle bir suçlu aranacaksa aydın sıfatıyla halka
yukardan bakıp, altındaki gücün zayıflığına kapılıp kendine ve halka
güvenini yitirenlerdir suçlu kaptanlar, bu kaptanlar çoktan umudu
kesmiş, halktan kopmuşlardır. Öyle ki işçiler bir ayı aşkındır
direnirken, açlık grevine yatarken, işçilerle gaz yiyerek şovenizmle
mücadele etmek zor gelir, boşuna uğraştır onlar için zira işçilerden bir
şey olmaz. Zor olanı yapanların yürekleri direnen işçilerle ve Kürt
halkıyla beraber atar. Sokakta bela vardır, Kürt gençleri sokakları
yakarken enternasyonalizmin bayrağını yükseltmek bedel ödemek anlamına
gelir, işçilerle dövüşmekse gaz yemek. Hasta ve yaşlı yürekler kavgadan
kaçıp verilen destansı direnişte gizlenedursun yine ve her zaman:
Özgürlük Sokaktadır.
|