GEMİLERİ YAKTIK


R. PAMİR


21 Ocak 2010



Gazete sayfalarının köşe başlarında bir takım insanlar, durup durup buyurmaktalar bu ve benzeri yazıları yazanlara sizden bir şey olmaz diye. Tezleri saf bir gözle okuduğunuzda inandırıcı gelebilir. Evet, bugün Fırat’ın doğusunda bir halk hareketi, her gün yeni bedeller ödeyerek güçlenmekte, dosta düşmana inat buradayım demektedir. Fırat’ın batısındaki görece durgun sular, kimi köşe başı yazarları umutsuzluğa düşürmekle kalmamış, bırakın gidelim buraları deme noktasına getirmiştir. Dünyada bu kadar taze umut varken… umut bu kadar bolken… umut doğup yeni umutlar doğurarak artarken bu köşe başı yazarlarımıza, zorluktan yani Fırat’ın batısını örgütlemekten köşe bucak kaçan köşe yazarlarımıza bu umutsuzluk nereden geliyor? Ben durumlarını Kemalist aydının ‘geri, bağnaz’ bir halkı aydınlatma serüveninde çektiği zorluğa benzetiyorum, onlara göre de işleri çok zordu, zira cahilliğe inatla sarılmış bir halk vardı karşılarında ve onları muasırlaştırmak Kemalist aydının zor ve temel göreviydi.               

Bizim yeni türeyen kimi ‘aydınlarımız’ da öyle şeyler anlatıyorlar ki bu yazıyı yazan gözler şaşırıp kalıyor okurken. Binlerce insan 30 senelik bir savaşta onurlu bir şekilde ölürken, Fırat’ın batısında da barikat barikat 1 Mayıs’larda, IMF direnişlerinde, mahallelerde yollar kapanırken, kapandıkça yollar örgütlülük durmadan artarken ve tüm bunları yaparken yoldaşlarını Kürt sorunu gibi gerilimli bir toplumsal meseleden uzak tutmayan kaptanlar varken ve bu gemide Kürt gençleriyle mapusu göze almış, işçilere uzanan elleri kırmış, boyun eğmemiş insanlar varken, köşe başında köşe tutanlar nasıl oluyor da deniz bitti batıda diyebiliyor?

Hayatla çok fazla ilgili şeyler söylediğini düşünüp hayattan bu kadar uzak olmak bizim masa başı aydınlarımızın temel zaafı. Aydın olmak ise bu kadar bedel ödenirken bedel ödeyenlere yakınmaktan vazgeçip yanmalarının da gerektiğini anlayanlara yakışıyor. Zira bizim çocuklar hâlâ kafaları kırıla kırıla, sokakları tutuştura tutuştura öğreniyorlar hayatı, kavgayı. Evet denizimizde eskisi kadar insan yok, bunun çok çeşitli sebepleri var. Bu sebepleri görüp yüzleşmek devrimci atılımlar için olmazsa olmazdır. Bu sebepleri görüp, tespit edip kaçmak da başka bir tercihtir. Ne de olsa yanı başımızda bir hareket var…

Bazen sormuyor değilim egemenlerin rüyaları gerçek olsa da bu topraklarda ses soluk ne batıda ne doğuda çıkmasa denizi göremeyen gözler ne yapacaklar. Bence yapacakları şey dünyanın herhangi bir yerinde atılım halindeki bir örgüt bulup onlara katılmaktır, en azından bugün yapılandan o anlaşılıyor. Evet, gerçekleri görüp de köşe bucak kaçan köşe yazıcılarımız; bugün savaşa rağmen batıyı tutarlı bir şekilde örgütlemek daha zor, Sovyetler dağıldıktan sonra bir hegemonya kaybı yaşandı, kitlenin örgütle, örgütün kitleyle olan bağı zayıfladı. Nitekim kriz ve savaş halkları daha da yoksullaştırıyor, sınıf mücadeleleri bitti diyenler her gün bir tokat daha yiyorlar. Çok hata yapıldı, hatalarımızdan dersler de çıkardık. İlkeler yerine kişileri ön plana çıkarmıyoruz, kolektif önderlik, karşı savın diliyle kolektif kaptanlık var bu gemilerde. Kaptanlarımız fırtınalı sularda yüzmeye devam ediyorlar, ne kadar çöl gözükse de deniz kör gözlere, her gün biraz daha kabarıyor deniz sel oluyor patronlara, savaş çığırtkanlarına karşı. Sular yükselecektir, gemilerimizi yıkılmayacak hale getirmek, içine milyonları doldurmak bizim ellerimizdedir, insan evladının hele de devrimci bir zihne sahipse yapamayacağı şey yoktur. Gemi de yakar, gemi de yapar çağa uygun, yeter ki çağa uydurayım hatta güne uydurayım derken ilkeler toz duman olmasın.

O zaman yapılacak gemi çocukken yaptığımız kağıttan gemilere benzer, aslında kağıt gemi yapmaktan korkanlar, o perspektifle ancak o kadar olur çünkü bırakıp ‘boşa’ uğraşmayı buldukları en büyük gemiye atlamışlardır bile. Yüzü ak, yorulmayı seven çocuklar da usanmadan her geçen gün gemilerini büyütmektedirler. Sığınılan geminin de bizim gemimizin de pusulaları çokça kez ortaklaşmaktadır, o yüzden fırtınalı sularda bu gemiler tehlikeli korsanlara karşı beraber savaşacaklardır, kaderleri ortaktır, stratejik ittifaktırlar, işçilerin birliği halkların kardeşliği gemilerimizin pusulasıdır.

Rota doğrudur, deniz de vardır hâlâ gemilerimizi yüzdürecek, ‘Kaptanımız’ da, mürettebatımız da, hem de hepsi umutlu, genç, kararlı çocuklardır. Devrimciler yol karanlık olsa da yolun sonundaki ışığı görürler her baktıklarında, ilkeleri gösterir gökyüzündeki yıldızları, vardır savaşırken yıldızları gösteren yetenekli Kaptanları. İlle bir suçlu aranacaksa aydın sıfatıyla halka yukardan bakıp, altındaki gücün zayıflığına kapılıp kendine ve halka güvenini yitirenlerdir suçlu kaptanlar, bu kaptanlar çoktan umudu kesmiş, halktan kopmuşlardır. Öyle ki işçiler bir ayı aşkındır direnirken, açlık grevine yatarken, işçilerle gaz yiyerek şovenizmle mücadele etmek zor gelir, boşuna uğraştır onlar için zira işçilerden bir şey olmaz. Zor olanı yapanların yürekleri direnen işçilerle ve Kürt halkıyla beraber atar. Sokakta bela vardır, Kürt gençleri sokakları yakarken enternasyonalizmin bayrağını yükseltmek bedel ödemek anlamına gelir, işçilerle dövüşmekse gaz yemek. Hasta ve yaşlı yürekler kavgadan kaçıp verilen destansı direnişte gizlenedursun yine ve her zaman: Özgürlük Sokaktadır.