![]() |
|
|
|
|
||
|
SOSYALİST BİRLİK VE 21. YÜZYIL SOSYALİZMİ RIDVAN TURAN 25 Ağustos 2010 Sosyalist birliğe ilişkin tartışmaların
çoğunlukla örgütsel planda kalıyor olmasını önceki yazılarımda
eleştirmiştim. 21. yüzyıl sosyalizmini kurma iddiasının örgütsel olduğu
kadar (ve hatta daha fazla) ideolojik ve politik zeminde yapılması
gereken bir tartışmanın harcı olduğundan bahsetmiştim. Bence meseleye 21. yüzyıl sosyalizminin ne
anlama geldiğinden başlayabiliriz? Nedir 21. yüzyıl sosyalizmi ve 20.
yüzyılınkinden farkı ne olmalıdır? Gelenek olarak 20 yılı aşkın bir süredir,
reel sosyalizm eleştirisi yaptığımızı herkes bilir. Sosyalist demokrasi
tartışmalarını, yurtdışında olmasa da Türkiye’de ilk yapan hareketlerden
birisiyiz. Bu açıdan 20. yy sosyalizmi olarak
niteleyebileceğimiz reel sosyalizme köklü bazı itirazlar yöneltiyoruz. Buradan 20.yy sosyalizmine ait pratikleri
büsbütün olumsuz gördüğümüz anlamı çıkmamalıdır. 21. yy sosyalizmi 20. yy sosyalizminin inkarı
üzerine inşa olacak. 21. yy sosyalizmi 20. yy sosyalizmini
içererek aşacak olmalıdır. Ekim devrimini düşünelim. Önce çarlığın,
ardından burjuva hükümetin devrilmesiyle, işçi sınıfı ve yoksul köylülük
siyasi iktidarı ele geçirmişti. Lenin hiçbir zaman Rus devrimini “ulusal
bir devrim” olarak görmedi. Devrimin yaşayabilmesi, enternasyonal
dayanışmayı zorunlu kılıyordu. Beklenen destek Alman devrimiydi. Ancak Lenin’in beklediği Alman devrimi,
Bolşevik devrimin imdadına bir türlü yetişemedi. Ardı arkası gelmeyen iç savaşlar, isyanlar ve
kıtlık, Lenin başta olmak üzere Bolşeviklerin tüm planlarını zora soktu. Belki her şeye yeniden başlamak gerekliydi,
köylülükle yeniden ittifak tazelemek lazımdı. Devrimin hedeflerine uygun
bir düzenlemeyi yeniden planlamak ve işe kalındığı yerden devam etmek
gerekliydi. Lenin’in NEP dönemi olarak öngördüğü süreç,
ölümüyle kısa sürede kesintiye uğradı. Lenin son dönemlerinde, hastalığı nedeniyle
MK toplantılarına katılamıyor ama görüşlerini mektupla gönderiyordu.
Lenin’e göre durum her geçen gün daha kötüleşmekteydi. Bürokrasi almış
başını gidiyor, bir devrim giderek amaçlarına yabancılaşıyordu. Amaçlarına ve temsil ettiği sınıfa
yabancılaşan devrim, kendini kızıl ordu ve
gizli polisle tahkim etti. Lenin sürecin nereye evrildiğini görmüş olsa
da hastalığının ilerlemesiyle birlikte politik etkisi azalmıştı. Yeni bir dünya yaratmakla kendini yükümlü
gören devrim, önce yeni bir Rusya yaratmakla yetinmek zorunda kaldı ama
o da olmadı. Sosyalizm bir kalkınma modeli derekesine indirgenmişti.
İşçi sınıfı da daha büyük kalkınmalara imza atma politikalarınca, en az
kapitalist ülkelerdeki kadar ciddi bir sömürü altına girmişti. Hızlı
sanayileşme, ekolojik yıkımı beraberinde getirdi. Proletarya diktatörlüğü proletarya üzerinde
bir diktatörlüğe evrilirken, parti devletin kendisi haline dönüşmüş,
sınıfla bağları kopmuştu. Hikayenin sonrası herkesçe malum. Bir başka sosyalizm deneyi olan Çin de bu
durumdan vareste kalamadı. Büyük kültür devrimi ile başlayan süreç
köylülük üzerinden hızla ilerlerken, kalkınmacılık ve ilerlemecilik
devrime rengini vermekte gecikmedi. Sosyalizmin bir kalkınma modeline
indirgeyen tüm deneylerde olduğu gibi Çin’de de ekonomizm ve
monolitizmle malul bir sosyalizm deneyimi yaşandı. Partisini emekçi
kitlelerin huzurunda tartışılmaya ve eleştirilmeye açan ve “bütün
karargahları bombalayın” şiarını yükselten Mao, dışardan bir bakışla
sosyalist demokratik bir tutuma sahip gibi görünürken, bu eleştirinin
“kapitalizmin yolcuları” adını verdikleri muhalif bir grubun tasfiye
hamlesi olduğu anlaşılmakta gecikilmedi. Muhalefet hızla tasfiye
edilirken sanayileşme temel hedef haline dönüşmüştü. Hikâyenin sonrası hala yaşanmakta. Çin şu an
emek gücünün hatta işçi hayatının en ucuz olduğu yerlerden biri. Ve
iktidarın işçiyle, emekçiyle alakasının olmadığı da ortada. Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Doğu
Almanya, Arnavutluk, Yugoslavya da farklı akıbetler yaşamadı. Sorunların nerede olduğunu bugün üç aşağı beş
yukarı görebiliyoruz. Öncellikle sosyalizm adına bugün bu deneyimlerin
hiçbirini tam anlamıyla savunamayacağımız açıktır. Şimdi 21. yy sosyalizmi adına cevaplamamız
gereken sorular var. Bilim ve teknolojinin bu denli ilerlediği,
üretici güçlerin geliştiği, bürokrasinin toplumsal yaşamın her
ayrıntısında kendisini hissettirdiği bir çağda, moda deyimle “bilgi
toplumu”nda Paris Komünü “saflığında” bir sosyalizmi kurmak mümkün değil
midir? İçinde olduğumuz koşullarda ordusuz bir
devletin var olma olanağı düne göre daha mı çoktur daha mı azdır. Devasa boyutlara ulaşmış bürokrasi yenilemez
mi? Ekolojik krize çare bulunamaz mı? Tüm kimliklerin, kültürlerin özgürce
yaşabileceği bir sosyalizm hayal midir? … vb. Bence düne göre sosyalizmin toplumsal ve
bilimsel-teknolojik alt yapısı çok daha olgundur. Dünyadaki açlık,
yoksulluk, işsizlik vb küresel düzeyde eşitlikçi ve adil bir yaşam
talebini güçlendirmektedir. Artık işçi sınıfı başta olmak üzere tüm
ezilenler aynı müfrezenin elemanları olduklarını görmektedirler.
Ekonomist, dogmatik olmayan bir sosyalizm dünden çok daha mümkündür. Bunların nasıl olacağını oturup konuşmalıyız.
Dahası böylesi bir ütopyanın bugünden nasıl bir örgütsel yapıyı
koşullaması gerektiğini de değerlendirmeliyiz. 21.yy sosyalizminin bir temelini bu
yaklaşımlar oluşturmalıdır. Bir diğer temel, daha yerel olmakla birlikte,
birincisine son derece bağlı olan, hatta bir ölçüde birincinin
başarılmasının da teminatı olan bir temeldir…
|
||
|
Loading
|