PARTİ İÇİ PLATFORMLAR: İMKAN MI? ENGEL Mİ?


RIDVAN TURAN


18 Ağustos 2010


“Birlik devriminin tarihsel niteliği, birliğin çimentosudur” başlıklı geçen yazımda, birlik çalışmalarımızın sıradan taktik bir hamle olmadığını, tarihsel önem taşıyan ve stratejik değeri olan bir çalışma olduğunu vurgulamıştım.

Yazının son bölümünde de birliğin örgütsel formuna ilişkin kısa bazı fikirlerimi, organik bir partinin inşası temeline bağlı olarak dillendirdim. Organik bir partinin oluşumu yolunda hem bir “imkan” hem de bir “engel” olabilecek olan platformların ilerleyen süreçte kendilerini sönümlendirmelerinin gerekliliği üzerine yazdım.

Şimdi buradan devam etmek istiyorum. Ama bir kayıt düşerek.

Sosyalistlerin birliğinin yolu önemli ve ciddi engellerle dolu.

90’lardan bu yana izlediğimiz birlikçi siyasal rota gerçek manada bir başarı sağlayamadığı yetmezmiş gibi birçok sorunu da biriktirerek bugüne geldi.

Şimdi önümüzde en azından 20 yıllık çözülememiş sorunlar duruyor.

Bu sorunların ideolojik, politik, örgütsel vb. kertelerde ele alınması gerektiğine ilişkin daha önce de saptamalarımız olmuştu. İçinde olduğumuz andan itibaren ideolojik, politik, örgütsel kertelerde ele alınması gereken bu sorunların çözümüne ilişkin öneriler oluşturmak zorunlu hale gelmiştir.

Ne yazık ki şu ana kadar yaptığımız tartışmaların büyük kısmı daha çok örgütsel kerte ile sınırlı kalmıştır. Ne yazık ki diyorum çünkü, örgütlenmenin nasıl olacağı, platform-parti ilişkileri, örgütsel çalışma biçimleri üzerine yapılan tartışmaların yıllardır biriktirilmiş sorunların çözümüne yeteceğine ilişkin bir yanlış kavrayış saflarımızda mevcuttur.

Eğer birlikten muradımız grupların yan yana getirilip birbirine yapıştırılmasından daha öte bir şey olacaksa salt örgütsel kerteye ilişkin tartışmalarla yetinilemez.

Hele ki 21. yy sosyalizmini yaratmak gibi iddialı bir çıkış yapacaksak daha sıkı bir ideo-politik tartışma ve hesaplaşma içine girmek esas olmalıdır.

21.yy sosyalizminin 20.yy sosyalizminden farkı nedir?

Ziyadesiyle pozitivizmle kirlenmiş Türkiye marksizminin yeniden ele alınışı nasıl olmalıdır?

Avrupa merkezli bir marksizm tahayyülünden kurtulmadan 21. yy sosyalizmini kurmak olası mıdır?

Bu kopuşun teorik öncülleri nelerdir? vb.

Daha cevaplanması gereken pek çok sorunun olduğu açıktır. Zira yaşadığımız başarısızlık son kertede örgütsel bir başarısızlık olsa da, felsefi, ideolojik ve politik düzlemde pek çok etken tarafından belirlenen bir almaşıkla karşı karşıya olduğumuz bilinmelidir.

Yazımıza bu kaydı düşerek ve bu tartışmaları daha sonraki yazılarımızda yapmaya gayret edeceğimizi de belirterek devam edelim.

Uzun vadede platformlar vesilesiyle bir “siyasetler koalisyonu” manzarasından çıkamamış bir partinin siyasal ömrünün uzun olamayacağından bahsetmiştik.

Peki platformlar kendilerini neden muhafaza etmeyi “temel bir vazife” haline dönüştürürler?

Platformların katı birer sekte dönüşümü kaçınılmaz mıdır?

Yeni politik başarılar elde edilemeyince eski başarılar yeni sürecin motivasyon nedenleri haline dönüşür.

Gün, geçmişte yaşanmaya başlanır. Geçmiş bu günü birebir belirlemeye başlar.

Sekti yaşatmak, ortak yapının başarısından daha önemli görülür olur.

ÖDP’yi hatırlayalım, her platform bir örgüt gibi davranıyordu.

Her platformun kasası, karar alma mekanizmaları, organları, aksamadan çıkan yayınları, hatta bağımsız politik eylemi vardı. Partinin yönetici organlarına paralel olarak kurulmuş yönetim organlarıyla adeta ikili, üçlü, beşli iktidar süreci yaşanmaktaydı.

Bu bir parti açısından –bu parti çoğulcu da olsa- kabul edilebilir değildir.

Fakat bir de platformları böyle davranmaya koşullayan bir parti yapısallığı vardı. Parti bir bütün olarak iddialarının gerisinde kalmıştı.

Parti de, güçlü bir başka anlayışın sektine dönüşmüştü.

Bu kısır döngüyü aşmanın koşulu elbette öncelikli olarak, partinin yapısal durumunu uygun hale dönüştürmektir.

Yani parti tüm platformları politik eylemi itibarıyla, örgütlenme düzeyi itibarıyla içererek aşacak bir düzeye ulaşmalıdır. Ortaklaşa sahipleneceğimiz bir değer olarak partide hepimiz kendi suretimizi görebilmeliyiz.

Siyasal faaliyeti süreğen kılacak ve siyasal iktidar mücadelesinin ihtiyaçlarına uygun bir biçimde, işçi sınıfı ve yoksul kitleler içinde örgütlenecek, mahallelerde, fabrikalarda, üniversitelerde etkin bir  güç haline gelecek bir parti yapısı kurulabilmelidir.

Tüm olanaklarımız bu temel amaca hizmet eder bir biçimde kullanılmalıdır.

Kanımca tüm platformlar partideki “güncel meşruiyetlerini” böyle bir faaliyete var güçleriyle katılmakla elde edebilirler. Devrimci bir parti için azami çaba göstermeyen, örneğin partinin yayını çıkmıyorken kendi yayınını kesintisiz bir biçimde çıkaran ve partiyi adeta bir DKÖ’de sekt çalışması yapar gibi kullananların parti içi meşruiyeti tartışmalı olur.

Elbette bu temelden kaynaklanan meşruiyet, ilanihaye ayrı bir sekt olarak kalmanın da meşru zemini olamaz.

Platformlar matruşkalar gibi, örgüt içinde bir başka örgüt biçiminde örgütlenmeye başlarsa, işin içinden çıkmak  olanaksız olacaktır. Partide platform, platformda “derin teşkilat” gibi bir kurgunun ÖDP’de elde ettiği sonuç ortadadır. Hiçbir şey olmasa, olacak şey en azından her ayrı karar süreci için 3 toplantının (her bir matruşka için bir toplantı) yapılmasının gerekliliğidir. Bu tür platformculukta karar alma tarzı, “derin teşkilat”tan partiye doğru olmakta, teşkilatın aldığı karar, platformda hegemonya sağlamaya çalışmakta(1) –çoğu zaman da bunu başarmakta- ardından da partinin karar alma organlarında söz konusu olabilecek etkilenmeye alabildiği kapalı bir biçimde partiye dayatılabilmektedir. Bu türlü bir platformculuğun, platformların giderek sönümleneceği bir süreci yaratabilme, böylece de bir sentez yaratabilme olasılığı sıfırdır. Bu türlü platformculuk kendi içinde ciddi düzeyde bir bürokrasi yaratır. Milletin “toplantı yapmaktan devrimcilik yapmaya” zamanı kalmaz. Olağanüstü bir zaman kaybı ile birlikte güçlerin irrasyonel biçimde kullanılmasını gündeme gelir. Bu tür platformculuğun yönelimi partide hegemonik bir güç haline dönüşmektir. Bu nedenle kendisini partinin genelinden ayırmak giderek bir devrimci özellik haline dönüşür. Bu durum salt politika alanında kalmaz ve seçim aritmetiklerini belirleyen ciddi bir mühendislik faaliyetinin gelişimine zemin hazırlar. Gidererek de egemenlere karşı mücadele parti içi bir iktidar mücadelesi haline dönüşür.

Platformlar partide bir “geçiş formu” olarak görülmelidir. İlgili yapının kendini ortak partili bir zemine evirme, bir tür alıştırma yapma aracı olarak görülmeli ve öyle kurgulanmalıdır. Platformlar bu ihtiyaca binaen kurulmalı, bir olmazsa olmaz olarak görülmemelidir.(2)

Partimizde farklılık bir devrimci fazilet gibi ele alınmamalı, nesnellik olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle platformculuk  “fazilet” değil, nesnel ve evrilerek sönümlenmesi gereken bir gerçeklik olarak görülmelidir.

Platformlar yalnız ve yalnızca fikri düzlemler olarak görülmeli, yalnızca fikri tartışmalara zemin olmalı ve parti kamuoyuna açık biçimde toplanmalı ve sonuçları partiye açıklanmalıdır. Parti kararlarının meşru zeminleri nereler ise, esasta kararlar oralarda alınmalı, platformlar bu anlamda kendilerini partiye dayatan olmamalıdır. Partide açıklık esas olmalıdır. Tüm parti kararları açıklık içinde alınabilmelidir.

En kısa sürede yapıların gençlik, kadın, işçi-mahalle çalışmaları ortaklaştırılabilmelidir. Partinin ilk etapta haftalık, ardından da günlük bir gazeteye ulaşması organik birliğin sağlanmasında önemli bir avantaj olacaktır. Tüm bu süreç sokakta devrimci bir pratiğin birlikte örgütlenmesiyle atbaşı gitmelidir. Parti içinde sıklıkla gündemli teorik politik içerikli ortak toplantılar yapılmalıdır.(3)

Partide ortak bir ruhsal şekillenmenin ve politik ortaklığın sağlanmasının ardından da platformlar lağvedilmelidir.

 

NOTLAR

(1) Teşkilatın aldığı karar, platformda hegemonya sağlayamazsa, ÖDP’de olduğu gibi platformların azalacağına artmasına neden olacak bir süreç tetiklenebilir. O dönemdeki Kurtuluş yöneticileri, ÖDP kongresinde aday olarak göstermek için teşkilatta belirledikleri listeyi Kurtuluş platformuna sunmuş ve bir önseçim yaptırmışlardı. Sonuç yöneticilerin isteklerinin dışında vuku bulduğu için, o zamanki yöneticiler önseçimi tanımayarak bir alternatif liste ile seçimlere girerek ortak zemini Kurtuluş ve Sosyalist Demokrasi  platformları olarak ikiye bölmüşlerdi. Platformla teşkilat arasındaki bu marazi ilişki biçimi ve siyaset anlayışı buna benzer sorunları her zaman yaratabilir.

(2) Bence eğer başarılabilirse baştan organik bir birliğin sağlanması ve platformların kurulmaması daha iyi sonuçlar yaratabilir.

(3) Örneğin partimizde Kıvılcımlı (vb.) konulu ortak toplantıların yapılması parti hayatını olumlu etkileyecek yakınlaşmaları artırabilir.

 


Rıdvan Turan
Loading