![]() |
|
|
|
|
||
|
ÖZERKLİK TALEBİ DEMOKRATİK VE HAKLI BİR TEMELE DAYANMAKTADIR RIDVAN TURAN 11 Ağustos 2010 Aslında birlik sorununa ilişkin yazacaktım. Ama son günlerde başlayan özerklik
tartışmaları nedeniyle, birlik sorununa ilişkin yazımı ertelemeye karar
verdim. Özerklik meselesine ilişkin Osman Baydemir'in
Dersim'de yaptığı analiz ve ardından DTK'nın yaptığı belirleme gündeme
bomba gibi düştü. Hükümetin meseleye yaklaşımındaki ciddiyeti,
Cemil Çiçek'in yaptığı “organları yer değişirmiş adam” benzetmesiyle
görmüş olduk. Ardından gazete köşelerinde ve haber
programlarda bir özerklik tartışması başladı. Ne yazık ki değerlendirmelerin büyük kısmı da
ancak hükümetin yaklaşımları kadar ciddi. Mesele güvenlik eksenli tartışılıyor. Özerklik gibi bir politik gündem, “terör”,
“terör örgütü”, “çatışma”, “savaş” kavramlarıyla birlikte ele alınarak
tartışılmaya çalışılıyor. “Özerklik ilan edilse bizden kaç kişi gider,
onlardan kaç kişi gider” sığlığı, zihinlerin geri planındaki politika
üretim zemini oluyor. Demokratik özerklik, bir proje olarak
tartışılamıyor. Siyaseten ne getirir, toplumsal ve siyasal sorunların
çözümüne ne türden bir katkısı olur, konuşulamıyor. Ne yazık ki çatışmalı ortam, tartışmanın bu
biçimde devamına zemin oluşturuyor. Kürtler bugün Kürt sorununun çözümü için
demokratik özerkliği bir olmazsa olmaz olarak görüyorlar. Bu projeyi
tartışma zeminine sunmak istiyorlar. Ancak tartışma bir türlü yerli
yerine oturmuyor ve heba olup gidiyor. Ben ulusal sorunun çözümünde “en garantili”
yolun ayrılma ve bağımsız devlet kurma yolu olduğunu düşünenlerdenim.
Tabiatıyla bugün Kürt sorununun çözümü için de en kesin yol Kürtlerin
Türkiye’den ayrılarak ayrı bir devlet kurmalarıdır. Özerkliğin, tarihsel
ezilmişliklerinin çözümüne yeterli ölçüde katkı sunmayacağı
kanısındayım. Meselenin bence teorik izahı budur. Fakat elbette benim ne dediğim değil, onların
ne istediği önemli. Ezen ulusun sosyalisti olarak benim bu tutumum, olsa
olsa onların tarihsel ezilmişliği nezdinde demokratik bir güven
oluşturmaya yarar. Eşit ilişki kurmamızın politik zeminini hazırlar. Ötesi onlara kalmıştır. Kürtler bugün, demokratik özerkliğin, Kürt
sorununun çözümü için yeterli olduğunu ifade ediyorlar. Bir merkeze
bağlı olmakla beraber, kendi öz yönetim aygıtlarına sahip olmanın aynı
ülkede yaşamak için yeterli bir siyasal form olduğunu kabul ediyorlar.
Ayrılma hakkını kullanmak istemiyorlar ve şanslarını her şeye rağmen
birlikte yaşamaktan yana kullanmak istiyorlar. İçinde gazetecilerin, siyasetçilerin olduğu
geniş bir koro “bu talepler kabul edilemez ve üniter devletten vaz
geçilemez” diye tempo tutmuş durumdalar. Ortada ciddi bir sağırlar diyaloğu var.
Üniter devlet Kürt sorunundaki tarihsel inkarcılığın yalancı şahidi
olarak tutuluyor. Üniterlik, her türlü farklılığın aynı kalıba
döküldüğü, son derece merkezi ve otoriter bir devlet çağrışımıyla
kullanılıyor. Ama bir üniter devlet olan İngiltere'de
İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler'in kendi parlamentolarının olduğu
unutuluyor. Yine bir üniter devlet olan Fransa
anayasasının Fransa içindeki farklılıkları anayasal güvence altına
aldığı, bu farklılıkların kendilerini yönetmelerine olanak sağladığı
unutuluyor. Fransa’da hepsi anayasal güvence altına alınmış 16 dil
konuşuluyor. Altı yerel dilde eğitim ve öğretim yapılabiliyor. Yine bir üniter devlet olan İspanya
anayasası, sınırları içinde yaşayan farklı milliyetlerin özerkliğini
garanti altına alıyor. Hiçbiri farklı milliyetlere özerklik verdi
diye parçalanıp dağılmıyor. Kanımca Kürtlerin özerklik talebi başından
sonuna kadar demokratik ve haklı bir temele dayanmakta. Bu temel, bölünmekten korkanlar için de
aslında bir garanti içermekte. Zira bu çağda farklı kültürleri ve
ulusları tektipleştirmeye kalkıp, zorla birarada tutmaya zorlarsanız
sonuç parçalanma olacak. Ki zaten yaşanan travmalar da bu zemini hızla
hazırlamakta. Devletin, Kürtler bir başka arayışa girişmeden yapması
gereken şey demokratik özerklik talebine olumlu cevap vermek olacak. Mitterrand zamanında Fransa için şöyle bir
değerlendirme yapmıştı: “Fransa'nın kurulabilmesi için geçmişte güçlü ve
merkeziyetçi bir iktidara gereksinim duyulmuştur, bugün ise dağılmaması
için siyasi iktidarın ağırlıklı olarak yerel yönetimlere bırakılması
zorunlu hale gelmiştir.” Ne dersiniz, kısa ve özlü bir biçimde
Türkiye’deki durumu izah etmiyor mu?
|
||
|
Loading
|