![]() |
|
|
|
|
||
|
BİRLİK DEVRİMİNİN TARİHSEL NİTELİĞİ, BİRLİĞİN ÇİMENTOSUDUR RIDVAN TURAN 4 Ağustos 2010 Sosyalist birliğin bir türlü başarıya
ulaşamamasının sebebi nedir? Ne oldu da BSP’den ÖDP’ye, oradan SDP’ye
uzanan birlik serüveni başarılı olamadı? Birlik projesinin daha baştan hatalı olduğunu
ve birlik için uğraşmanın beyhude bir çaba olduğunu söyleyenler var.
Sosyalist hareketin birliği ve yeniden yapılanması onlar için anlamsız
lakırdılar. Onları kendi kulvarlarında rahat bırakalım. Soruya cevap ararken, öncelikle
başarısızlığın birden çok nedeni olduğunu vurgulayalım. ÖDP’yi ele alalım: Başarısızlığın örgütsel nedenleri var. Komünistlerden sosyal demokratlara kadar olan
geniş bir yelpazeyi birleştirmeye çalışmak, dahası bunların sentezinden
iyi bir şey çıkacağı kanısı, Sınıftan uzak, orta sınıflara dayanan ve
taban örgütlerine dayanmayan bir parti yapısı, Gruplarla partinin ilişki kuruş biçimindeki
sorunlar, Biri arka ceplerde duran, biri de partinin
olan iki hukukla yaşamlarımızı sürdürme azmi, Daha kapsayıcı olmak adına son derece gevşek
örülmüş bir parti yapısının sanılanın tersine partinin gücünü
artırmamış, azaltmış olması, Çoğulculuğun yanlış kavranması, ve… Ya yerine çoğunlukçuluğun ikame edilmesi ya
da parti hukukunun ihlali sonucunun doğması. Başarısızlığın politik sebepleri var. İşçi sınıfının tarihsel devrimci rolünü
görmeyen bir politik istikamet, Radikal demokrat eğilimler, iktidar hedefi
olmayan, bir toplumsal muhalefet gücü olmayı yeterli gören, sivil
toplumcu bir perspektif, Devletle cepheden mücadeleyi göze alamayan,
daha çok egemenler arası mücadelede iltihak edilecek bir cephe arayışını
temel politik düstur olarak gören, bu nedenle Kürt sorununda, AB
sorununda, 28 Şubat sorununda bağımsız devrimci sınıf tavrından uzak bir
politik eksen... Sonuçta likidasyon süreci yaşamaya başlamış
parti, moral bozuklukları, dağılmalar ve birlikçiliğin prestij yitimi. SDP’yi ele alalım: SDP’nin ÖDP’ye göre daha anlaşmış ekipler
tarafından kurulmasına karşın, Parti ile parti içi platformlar arasındaki
marazi ilişkilenme biçiminin çözümsüz kalması, Çoğulculuk ve çoğunlukçuluk arasındaki tuhaf
ikame ilişkisinin sürgit devamı, Çift hukukluluk anlayışının sürmesi, Son noktada politik planda daha çözülebilir
sorunlar yaşanmış olsa da, başlarda SDP de devrimci enerjiyi artıran
değil zayıflatan bir süreç oldu. Geriye dönük bir muhasebe yapmak gerekirse,
yaşadığımız birlik süreçlerinde örgütsel sorunlar, neredeyse politik
sorunlardan daha yakıcı sonuçlar üretmiş görünüyor. Belki politik çizgi sorunundan çok daha
fazla, Gruplarla parti arasında sağlıklı bir
ilişkilenme sağlanamamış olması, Parti üyelerinin azımsanmaz bir kısmının çift
hukukluluğunun devam etmesi, Giderek sönümlenmesi gereken aidiyetlerin
giderek güç kazanması, Gruplar içinde, sekter ve kendini örgütlemeye
çalışan bir eğilimin, parti merkezinde de yine sekter ve çoğunluk
gücüyle iş yapmaya dayalı antidemokratik bir eğilimin gelişimi, Sözün özü bir türlü birleştirilemeyen politik
yaşamlar. Sonuçta gruplar koalisyonu haline gelmiş bir
parti örgütlenmesi. Bir kitle örgütünde fraksiyon çalışması yapar
gibi partide fraksiyon çalışması yapanlar. Partinin çıkmayan yayınına karşı her
platformun çok sayıda ve düzenli çıkan yayınları. Giderek parti içinde
koyu bir rekabetin, dahası iktidar savaşının gelişimi ve akamete uğrayan
süreçler. İş bu noktaya vardığında ne tek başına
grupları eleştirmenin, ne de parti merkeziyle kavga etmenin bir
karşılığı oluyor. Platformların varlığını tartışmanın da, partiye herkes
platformlarını dağıtıp gelsin demenin de, platformları meşru görmemenin
de bir anlamı yok. Sorun bu noktaya gelmeden halledilmeli. Platformlar sosyopolitik yapılardır, ne
onların sosyal boyutu ne de politik boyutu tek başına platformları tarif
etmeye yeter. Uzun bir tarihsel kesitten bugüne, çok çetin yollardan ve
ödenen bedellerden geçerek gelen bu yapılarda yer alan bireyler sosyal
bir paylaşımın da tarafıdırlar. Benzer sorun çözme yollarına sahip,
yaşama üç aşağı beş yukarı benzer duygularla bakan kişilerdir onlar.
Birçok genç, o sosyal ortamın içine doğar ve ilgili yapının eski güçlü
günlerine öykünerek büyür. Zihninde o sosyopolitik yapıyı iyi ve kötü
yanlarıyla her gün yeniden üretir. Bu analizden örgütsel yaşamları birleştirme
çabalarının zor, hatta olanaksız olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Tam
tersine bu türlü analizler sorun çözmek için bir manivela haline
dönüştürülebilirse büyük başarılara imza atılabilir. Yaşadığımız süreçlerde örgütsel sorunların
çözümlenememesinin en temel nedeni, örgütsel yaşamların
birleştirilememiş olmasıdır. O nedenle bu mesele önem taşıyan ve
ivedilikle çözümlenmesi gereken bir meseledir. Örgütsel yaşamların birleştirilebilmesi için
hem platformlarda yer alan, almayan bireylere, hem parti içi
platformlara, ve hem de platformlar toplamından daha öte bir şey olan
(olması gereken) partiye düşen görevler var. Bu yazıyı okuyan arkadaşlar kendilerini,
geleneklerine bağlayan tarihsel ve siyasal bağların ne olduğunu bir
düşünsünler. Örneğin THKP geleneğinden gelen bir arkadaş için Kızıldere
direnişinin çok özel bir yeri vardır. Ya da bir Kurtuluş’çu için,
Adalı’nın idam sehpasındaki yiğit duruşunun ayrı bir anlamı vardır. Ya
da bir Toplumsal Özgürlükçü açısından Latifeci'nin devrimci
enternasyonalizmi, Doktorun direnişçi çizgisi daha bir değerlidir. Çünkü bu yoldaşlarımızın eylemleri, bizler
tarafından tarihsel önemi olan eylemler olarak görülmektedir. O nedenle
bizler, kendimizi o tarihsel eyleme, o eylemin sahibine dahası ilgili
geleneğe bağlı hissederiz. Yeni yaratmaya çalıştığımız hayata bu mantık
ekseninde bakmalıyız. Ülkenin ve dünyanın içinde olduğu durum
ortada. Patronlar, savaş ağaları ve cümle sömürgen
mahlukat sırça köşklerinde huzur içinde yaşarlarken, halkın evlatları ya
yoksulluk ve işsizlikle terbiye ediliyor, ya kardeş bir halka kurşun
sıkmaya mecbur bırakılıyorsa, En kuralsızından bir kirli savaşta çocuklar
ya yasal mermilerle öldürülüyor, ya yasal duvarların ardına
hapsediliyorsa, İsyanı örgütlemek için daha meşru bir an
olabilir mi? Şimdi duran ve susan bir sosyalistin
onurundan şüphe etmek gerekmez mi? İnancı bilincimizle bilemek ve kavgaya girmek
gerekmez mi? “Şimdi değilse ne zaman, ve biz değilsek kim”
sorusuna geliştirmeye çalıştığımız tarihsel eylemimizle cevap olmak
gerekmez mi? İşte yapmaya çalıştığımız şey tam da budur.
Gerçekleştirmeye çalıştığımız, tarihsel bir eylemdir. Bu eylem birlik
devrimidir ve yeni bir devrimci geleneği şekillendirmektir. En halis devrimci duygularla bağlı olduğumuz
geçmişteki eylemler ne kadar değerliyse bilinmelidir ki bu eylem de o
kadar önemli ve değerlidir. Yeni Mahir’lerin, Adalı’ların ve
Latifeci’lerin aramızda olmadığını kim iddia edebilir ki? Meselenin olmazsa olmazı budur. Fakat başka
şeylere de ihtiyacın olduğu açıktır. Örneğin parti içi platformlar, kendilerini
organik bir birliği hedefler biçimde örgütlemeli, sekt biçiminde
örgütlememelidir. Sosyalist devletin sönümlenmesi gibi, kendilerini
süreç içinde sönümlendirecek örgütsel tedbirler alınmalıdır. Son noktada partimize düşen görev ise,
politik eylemiyle, sınıf ve kitleler içindeki mücadelesiyle SDP’yi,
TÖP’ü ya da başka bileşenleri içererek aşacak bir düzeye sahip
olmasıdır. Partimiz tüm yaratılmış değerlerin ve ödenmiş bedellerin bir
bileşkesi olmalı, yeni değerler yaratmalı ve yeni bedeller ödemelidir. İşte birlik o zaman geri dönüşsüz bir hal
alacaktır. (Devam edecek)
|
||
|
Loading
|