HABUR'DAN DÜZ OVAYA GEÇİŞ YOK


ÖZGÜR ORAN


8 Haziran 2010



 Eski hal muhal

  Ya yeni hal veya izmihlal

  Said-i Kurdi

 

AKP iktidarının başlangıçta adını bile koymakta zorlandığı, Kürt sorununun çözümü için başlayıp Kürt halkına zulme dönüşen “açılım” süreci gün geçtikçe katmerli baskı-şiddet politikalarıyla yoluna devam ediyor. Projenin dillendirildiği günden bu yana, TRT Şeş şarkıları eşliğinde düz ova, dağ dinlemeden yürütülen “açılım” politikaları 90’lı yıllara rahmet okutacak bir düzeye vardı bile. Öyle ki açılım sürecinin başında iktidarın ve çeşitli çevrelerin “düz ovada siyaset yapsınlar” talebine karşılık, Habur’dan ülkeye giriş yapan grup kısa sürede düz ovanın hışmına uğrayarak, sözcülerini zindanda buldu.

Ekim ayının ortalarında savaşın son bulması ve diyalog yolunun açılması için Habur’dan giriş yapan, kendilerini Barış ve Demokratik Çözüm Grubu olarak adlandırılan grubun sözcüsü Şerif Gençdal Newroz'da yaptığı bir konuşmadan dolayı ifade vermek için gittiği Diyarbakır Adliyesinde (pek anlaşılamayan bir başka gerekçe ile) tutuklandı. Hepimizin hatırlayacağı gibi barış grubunun Habur’dan girişi, ırkçı milliyetçi kesimler hariç, herkeste Kürt Sorununun “demokratik yollarla” çözüm kapısının aralanacağı umudunu yaratmıştı. Gençdal ve arkadaşları Habur’dan giriş yaptıkları gün “Abdullah Öcalan’ın isteği doğrultusunda, barışa katkı sunmak amacıyla geldiklerini” ifade etmişlerdi. Girişlerin devamı beklenirken var olan iyimser hava bir anda yerini Kürt halkını rencide edecek söylemlere bırakınca başka grupların gelişi sürecin tıkanmasıyla ertelenmek zorunda kalmıştı. Uzun bir süre, Türkiye siyaseti barış grubunun gelmesinden kaynaklı ırkçı-milliyetçi rüzgarla rotasını belirlerken, bir türlü açılamayan açılımın da faturası yine barış grubuna kesildi.

Gittikleri her yerde bir damla gözyaşı ve burun akıntısıyla açılımı anlatan AKP iktidarının niyetinin de açığa çıktığı bir süreçtir bu. Açılıma, elindeki silahı bırakıp düz ovada siyaset yapma fikri birkaç beden büyük gelmişti. Beklenilen pişman olması-af dilemesi gereken Kürt iken karşılaşılan Kürt, beklentilerden oldukça uzaktı. Düz ovada siyaset yapmak isteyen Kürde keklik muamelesi yapmaya çalışan güçler 80 yıllık çözümsüzlüğü basit akıl oyunlarıyla sonlandırmak istemişlerdi. Dağdakini düz ovaya çağıran, düz ovayı ise ateş topuna dönüştüren zihniyet, bırakın dağdakinin aşağı inmesini inenlere dönük baskılarıyla “samimiyetini” açık bir biçimde gösterdi.

Bu olaylar yaşanırken açılım sürecini destekleyen, PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakmasını isteyen, düz ovayı adres gösteren kesimlerin ise suskun kalması, onları bu kanlı tasfiye sürecinin (istemli veya istemsiz) bir parçası haline getirdi. Söylemlerinin arkasında dahi duramayan, "darbe mağduru AKP’nin" yanında saf tutan liberal çevreler, taraf(ı) oldukları "eşitlik –adalet- özgürlük" ilkelerini bu olay karşısında “Rabbena hep bana” anlayışına feda ettiler. Süreç boyunca Doğu Perinçek’i kıskandıracak komplo teorileriyle açılıma açılım getirmeye çalıştılar. Karşısında durduklarını iddia ettikleri ittihatçı-statükocu zihniyeti, liberal motiflerle yeniden üretip Kürt sorununda çözüm politikası olarak sundular. Muhtaç oldukları güç ve aklı da nemli gözleri ve alnındaki Amerika damgasıyla dünyanın her tarafına “ilim irfan” yaymaya çalışan hocalarından aldılar. 

Toplumun farklı kesimlerinin çağrısına uyup, ülkeye giriş yapan “Barış Grubu Üyeleri” ise bu kirli oyuna karşılık geri dönmeyi hiç düşünmeden yoluna devam etti. Tıpkı daha önceki barış grupları gibi onlar da binbir çeşit zorluğa rağmen, düz ovada barış ve demokrasi mücadelesinin unsuru haline gelmeyi görev bildiler. Üzerlerindeki tarihsel görevin bilinciyle halkların yarasını sarmaya, şovenizm zehrini kurutmaya dönük çalışmaların aktif bileşenleri olmaya uğraştılar. Verdikleri çaba egemenlerin de ilgisini çekti tabi. Yıllardır ırkçı-milliyetçi söylemlerle ayakta tuttukları sistemin, düz ovanın açılmasıyla neyle ayakta duracağı korkusu önlem almalarını gerektirdi. Açılımlarına başlarken Ehmedé Xani ile ağlayarak düz ovaya çağırdıkları insanlara; timsahı şaşkına, bukalemunu dumura uğratacak kıvraklıkla (veya özüne dönüş) yöneldiler. Korku cumhuriyetinin şekillendiremediği süreci tabandan barış grubunun şekillendireceği endişesi baskı ve açılan onlarca davayla kesintiye uğratılmaya başlamıştı artık.

Şimdi önümüzde 17–24 Haziran tarihlerinde Amed’de görülecek olan Barış ve Demokratik Çözüm Grubu üyelerinin yargılanacakları dava süreci bulunmaktadır. Dava konusu ise silahları bırakıp Habur’dan giriş yapmaları yani düz ovaya inmeleridir.  Barış Grubu Sözcüsü Şerif Gençdal'ın anlaşılmaz gerekçelerle tutuklanması diğer grup üyelerinin de tutuklanma tehlikesini yaratmıştır. Dava sonucu ne olur bilinmez ama 17 Haziran’ın Amed halkının ve tüm duyarlı kesimlerin barış elçilerine sahip çıkacağı, açılım yalanını tarihin çöplüğüne göndererek halkların kardeşlik projesini inadına dillendirecekleri bir gün olacağı kesindir. Bu toprakların sözünü esas alıp düz ovaya inen barış elçilerine sahip çıkmak, onları çağıran herkesin başlıca görevi olmalıdır. Düz ova bu davayla ya ateşini söndürmeye çalışacak ya da ateş harlanıp hepimizi içine alacak bir yok oluşu hazırlamaya hızla devam edecektir.

Umudumuz bir an önce harlanan ateşin sönmesinde yatıyor. Bu ateşi söndürmek, Kürt halkına reva görülen imha ve inkar politikalarını durdurmak bu düzenden beklentisi olmayan tüm kesimlerin çabasıyla olacaktır. Ateşi harlayanlardan medet ummayalım.  Onlar, harladıkları ateşin kendilerini de yakacağından bihaberler…