|
“Eski
hal muhal
Ya yeni hal veya izmihlal”
Said-i Kurdi
AKP iktidarının
başlangıçta adını bile koymakta zorlandığı, Kürt sorununun çözümü için
başlayıp Kürt halkına zulme dönüşen “açılım” süreci gün geçtikçe
katmerli baskı-şiddet politikalarıyla yoluna devam ediyor. Projenin
dillendirildiği günden bu yana, TRT Şeş şarkıları eşliğinde düz ova, dağ
dinlemeden yürütülen “açılım” politikaları 90’lı yıllara rahmet okutacak
bir düzeye vardı bile. Öyle ki açılım sürecinin başında iktidarın ve
çeşitli çevrelerin “düz ovada siyaset yapsınlar” talebine karşılık,
Habur’dan ülkeye giriş yapan grup kısa sürede düz ovanın hışmına
uğrayarak, sözcülerini zindanda buldu.
Ekim ayının ortalarında
savaşın son bulması ve diyalog yolunun açılması için Habur’dan giriş
yapan, kendilerini Barış ve Demokratik Çözüm Grubu olarak adlandırılan
grubun sözcüsü Şerif Gençdal Newroz'da yaptığı bir konuşmadan dolayı
ifade vermek için gittiği Diyarbakır Adliyesinde (pek anlaşılamayan bir
başka gerekçe ile) tutuklandı. Hepimizin hatırlayacağı gibi barış
grubunun Habur’dan girişi, ırkçı milliyetçi kesimler hariç, herkeste
Kürt Sorununun “demokratik yollarla” çözüm kapısının aralanacağı umudunu
yaratmıştı. Gençdal ve arkadaşları Habur’dan giriş yaptıkları gün
“Abdullah Öcalan’ın isteği doğrultusunda, barışa katkı sunmak amacıyla
geldiklerini” ifade etmişlerdi. Girişlerin devamı beklenirken var olan
iyimser hava bir anda yerini Kürt halkını rencide edecek söylemlere
bırakınca başka grupların gelişi sürecin tıkanmasıyla ertelenmek zorunda
kalmıştı. Uzun bir süre, Türkiye siyaseti barış grubunun gelmesinden
kaynaklı ırkçı-milliyetçi rüzgarla rotasını belirlerken, bir türlü
açılamayan açılımın da faturası yine barış grubuna kesildi.
Gittikleri her yerde bir
damla gözyaşı ve burun akıntısıyla açılımı anlatan AKP iktidarının
niyetinin de açığa çıktığı bir süreçtir bu. Açılıma, elindeki silahı
bırakıp düz ovada siyaset yapma fikri birkaç beden büyük gelmişti.
Beklenilen pişman olması-af dilemesi gereken Kürt iken karşılaşılan
Kürt, beklentilerden oldukça uzaktı. Düz ovada siyaset yapmak isteyen
Kürde keklik muamelesi yapmaya çalışan güçler 80 yıllık çözümsüzlüğü
basit akıl oyunlarıyla sonlandırmak istemişlerdi. Dağdakini düz ovaya
çağıran, düz ovayı ise ateş topuna dönüştüren zihniyet, bırakın
dağdakinin aşağı inmesini inenlere dönük baskılarıyla “samimiyetini”
açık bir biçimde gösterdi.
Bu
olaylar yaşanırken açılım sürecini destekleyen, PKK’nin silahlı
mücadeleyi bırakmasını isteyen, düz ovayı adres gösteren kesimlerin ise
suskun kalması, onları bu kanlı tasfiye sürecinin (istemli veya
istemsiz) bir parçası haline getirdi. Söylemlerinin arkasında dahi
duramayan, "darbe mağduru AKP’nin" yanında saf tutan liberal çevreler,
taraf(ı) oldukları "eşitlik –adalet- özgürlük" ilkelerini bu olay
karşısında “Rabbena hep bana” anlayışına feda ettiler. Süreç boyunca
Doğu Perinçek’i kıskandıracak komplo teorileriyle açılıma açılım
getirmeye çalıştılar. Karşısında durduklarını iddia ettikleri
ittihatçı-statükocu zihniyeti, liberal motiflerle yeniden üretip Kürt
sorununda çözüm politikası olarak sundular. Muhtaç oldukları güç ve aklı
da nemli gözleri ve alnındaki Amerika damgasıyla dünyanın her tarafına
“ilim irfan” yaymaya çalışan hocalarından aldılar.
Toplumun farklı
kesimlerinin çağrısına uyup, ülkeye giriş yapan “Barış Grubu Üyeleri”
ise bu kirli oyuna karşılık geri dönmeyi hiç düşünmeden yoluna devam
etti. Tıpkı daha önceki barış grupları gibi onlar da binbir çeşit
zorluğa rağmen, düz ovada barış ve demokrasi mücadelesinin unsuru haline
gelmeyi görev bildiler. Üzerlerindeki tarihsel görevin bilinciyle
halkların yarasını sarmaya, şovenizm zehrini kurutmaya dönük
çalışmaların aktif bileşenleri olmaya uğraştılar. Verdikleri çaba
egemenlerin de ilgisini çekti tabi. Yıllardır ırkçı-milliyetçi
söylemlerle ayakta tuttukları sistemin, düz ovanın açılmasıyla neyle
ayakta duracağı korkusu önlem almalarını gerektirdi. Açılımlarına
başlarken Ehmedé Xani ile ağlayarak düz ovaya çağırdıkları insanlara;
timsahı şaşkına, bukalemunu dumura uğratacak kıvraklıkla (veya özüne
dönüş) yöneldiler. Korku cumhuriyetinin şekillendiremediği süreci
tabandan barış grubunun şekillendireceği endişesi baskı ve açılan
onlarca davayla kesintiye uğratılmaya başlamıştı artık.
Şimdi önümüzde 17–24
Haziran tarihlerinde Amed’de görülecek olan Barış ve Demokratik Çözüm
Grubu üyelerinin yargılanacakları dava süreci bulunmaktadır. Dava konusu
ise silahları bırakıp Habur’dan giriş yapmaları yani düz ovaya
inmeleridir. Barış Grubu
Sözcüsü Şerif Gençdal'ın anlaşılmaz gerekçelerle tutuklanması diğer grup
üyelerinin de tutuklanma tehlikesini yaratmıştır. Dava sonucu ne olur
bilinmez ama 17 Haziran’ın Amed halkının ve tüm duyarlı kesimlerin barış
elçilerine sahip çıkacağı, açılım yalanını tarihin çöplüğüne göndererek
halkların kardeşlik projesini inadına dillendirecekleri bir gün olacağı
kesindir. Bu toprakların sözünü esas alıp düz ovaya inen barış
elçilerine sahip çıkmak, onları çağıran herkesin başlıca görevi
olmalıdır. Düz ova bu davayla ya ateşini söndürmeye çalışacak ya da ateş
harlanıp hepimizi içine alacak bir yok oluşu hazırlamaya hızla devam
edecektir.
Umudumuz bir an önce
harlanan ateşin sönmesinde yatıyor. Bu ateşi söndürmek, Kürt halkına
reva görülen imha ve inkar politikalarını durdurmak bu düzenden
beklentisi olmayan tüm kesimlerin çabasıyla olacaktır. Ateşi
harlayanlardan medet ummayalım.
Onlar, harladıkları ateşin kendilerini de yakacağından
bihaberler…
|