![]() |
|
|
|
|
||
|
KÜRESEL KÖY'ÜN ALTIN'I OSMAN BULUGİL 12 Temmuz 2010 Küreselleşme rüzgarının futbol dünyasındaki
etkileri de tüm dünyadaki yıkıntılarından bağımsız olmasa gerek.
Futbolda başarılı olma algısının sömürü-para-reklam ilişkisine
indirgenmesi zaten kapitalizmin bir parçası. Küreselleşmeyle beraber bu
durum, kaçınılmaz bir rüzgar olarak karşımıza çıkarıldı. Sermayeye
eklemlenmeyenlerin yaşayamayacağı yaftasıyla beraber endüstriyel
futbolun çocukları (FIFA ve UEFA’nın düzenlediği turnuvalar) da payına
düşeni fazlasıyla aldılar ve artık dönüşümlerini tamamlamak üzereler. FIFA ve UEFA’nın düzenlediği turnuvalar
arasında, endüstriyel futbolun üç gözbebeğinden biri Dünya Kupası.
Avrupa Şampiyonası ve Şampiyonlar Ligi’ni de unutmamak gerekiyor. Üç
turnuva da, hem endüstriyel futboldaki pozisyonları hem de bu pozisyonun
yeniden üretilmesindeki süreç açsından birbirine çok benziyor. Bu
noktada, öncelikle kapitalist sistemde, futbolun en büyük pastası olarak
öne çıkan bu organizasyonlarda yapılan değişiklere vurgu yapmamız
gerekiyor. Burada da özellikle, Şampiyonlar Ligi’nin her yıl yapılıyor
olması ve ileri kapitalist ülkelerin başa oynayan takımlarının mücadele
(!) alanı olması nedeniyle en dikkat çeken düzenlemeler bu
organizasyonda yapılıyor. Şampiyonlar Ligi’ni irdelediğimizde, -Devler
Ligi olarak adlandırdıkları turnuvada- ileri kapitalistleşmiş
ülkelerin başa oynayan takımlarının turnuvası olduğu göze çarpıyor.
Öncelikle gruplara torba sitemine göre yerleştirilen takımlar zaten
baştan güç dengesine göre sınıflanmış oluyor. İleri kapitalistleşmiş
ülkelerin kulüplerine piyonluk yapan diğer kulüplerin çırpınışını
izliyoruz. Dünya Kupası’nda da benzer bir formattan söz edebiliriz.
Örneğin Dünya Kupası Avrupa elemelerinde gruplarını ilk sırada bitiren
takımlar direk katılırken, ikinci sırayı alacak en iyi 8 ülke baraj
maçlarına kalıyor. Baraj maçları sonunda 4 ülke daha finallere
katılıyor. Buraya kadar her şey normal görünse de eşleşmeler
baktığımızda başka bir durumla karşılaşıyoruz: İrlanda
Cumhuriyeti-Fransa, Portekiz-Bosna Hersek, Yunanistan-Ukrayna,
Rusya-Slovenya eşleşmelerinde Slovenya’nın sürprizi bir tarafa, Portekiz
ve Fransa’nın birbiriyle karşılamaması dikkat çekiyor. Play-off kura
çekiminde Fransa ve Portekiz’in seri başı olması ikisini de kupaya
götürmek için iyi bir araç olsa gerek. Bu yönüyle de, Dünya Kupası’nın
endüstriyel futboldaki yerini daha net görebiliyoruz. Bu durumu, futbol kulüpleri, turnuvalar ve
oyuncuların kapitalizmdeki dönüşümleri ve birbirini üretiyor olmasıyla
açıklayabiliriz. Sermaye sınıfının futbol pastasını sürekli büyütme
çabası ve büyütürken de, bu büyümenin ancak sömürüyle olabileceğine
vurgu yaparak şunu belirtmemiz gerekiyor: Bu yapı içinde futbolun reklam
ve pazarlama boyutunun televizyonla ilişkisini –özellikle Dünya Kupası
açısından- öne çıkarak Talimciler’den yapacağımız alıntı anlamlı olsa
gerek: “Kapitalizm tüketim ve boş zaman arasındaki
ilişkide televizyon aracılığı ile kitlelere ‘carpe diem’ (günü
yakalayın) mesajını aktarır. Şimdiki zamanın yaşanması ön plana
geçirildiğinde yani geçmiş ve gelecek yerini bugün yaşanmakta olan
şimdiki zaman aldığında spor ve televizyon arasındaki birliktelikte
güçlenmektedir. Spor olayının şimdiki zamanda yaşanmasında “spor ve oyun
sahasının sınırlarının belirlenmesi, saha içi sınırlamalar, spor yapma
süresinin sınırlanması, bir tecrit etme, zaman ve mekân sınırları
belirli yeni bir ‘dünya’ yaratma anlamıdır... Öyleyse spor ve oyun
özleri gereği hep ‘şimdi’de olan bir şeydirler.”[1]
Spor ve televizyon birlikteliğinin en son hali olsa gerek Dünya
Kupası. Futbolun, iki Dünya Kupası arasındaki 4 yılda daha geniş
kitlelere yoğun olarak pazarlanması bu birliktelikten geçiyor. Bu
noktada Lefebvre'ye dikkat çekmek gerekiyor:
“Gereksinim bir boşluğa, fakat iyi tanımlanmış bir boşluğa,
sınırları belirlenmiş bir çukura benzer. Bu boşluk tüketim ve tüketici
tarafından kapatılır, doldurulur. Doygunluk budur. Tatmin edilir
edilmez, tüketici doygunluğa yol açan aynı düzeneklerce yeniden
tahrik edilir. Yeniden verimli hale gelmesi için gereksinim, öncekinin
biraz farklı biçimiyle yeniden uyarılır".[2]
Dünya kupasında öne çıkan futbolcuların oynadıkları liglerin
pazarlanması Lefebvre'nin vurguladığı süreç ile gerçekleşiyor. Ya da
kupanın düzenlendiği ülkenin liginin pazarlanması sürece dahil oluyor.
Örneğin Almanya’nın ev sahipliği yaptığı 2006 Dünya Kupasında 15 resmi
sponsor yer aldı (Adidas, Budweiser, Avaya, Coca-Cola, Continental,
Deutsche Telekom, Emirates, Fujifilm, Gillette, Hyundai, MasterCard,
McDonald’s, Philips, Toshiba ve Yahoo). Bu şirketler Dünya Kupası’nda
2,4 milyar dolar olan pazarlama gelirinin bir milyar dolar civarını
sağladılar. Bu Dünya Kupası’ndaki durum ve sadece bununla sınırlı değil.
Aynı zamanda 2010’daki kupaya kadar olan süreçteki pazarlamanın da
yeniden üretilmesini sağlıyor. Bu duruma bir örnek verirsek, Avrupa’nın
seyirci ortalamalarında ilk sırayı Bundes Liga’nın alması şaşırtıcı
değil. Tabi bu etkinin sadece Almanya’da olmadığını belirtmemiz
gerekiyor. Bir pazarlama başarısı olarak ortaya
koydukları rakamlar aslında küreselleşmeyle beraber daha da hız kazanan
ve bugün artık normalmiş gibi algılatılmaya çalışılan bir duruma işaret
ediyor ve tam da kapitalizmin saklamaya çalıştığı yüzü. Dünya Kupası’nda reklam yapan ve pazarlama
başarısı olarak sundukları rakamları üreten şirketler, bunu tamamen emek
sömürüyle yapıyor. Kürselleşme rüzgârı en çok da sermayenin dolaşımında
kolaylık getirdiği için bugün, Dünya Kupası’nda gördüğümüz şirketler,
fason üretim yoluyla (özellikle Güneydoğu Asya’da) kârlarını
yükseltmekte. Aynı zamanda yoğun olarak çocuk emeğinin kullanıldığını
unutmamak gerekiyor. Bu noktada endüstriyel futbolun pastasının hacmi
emek sömürüsüyle ilişkili olarak büyüyor. Futbolun emekle ilişkisi pek
dikkate alınan bir durum değil. Bunu Dünya Kupası logosundan takip
edebiliriz belki. O logoların ya da oyuncakların nerede, nasıl ve hangi
koşullarda üretildiğiyle değil de Ronaldo’nun saç sitilinin nasıl
olduğuyla ilgilendiğiniz sürece kapitalizm açısından sorun da yoktur. Bu
yönüyle de, kapitalizmin yıkıntılarını örttüğü boyalı yüzlerinden sadece
birisi Dünya Kupası. Futbolu halkın sporu olarak öne çıkartmamız ve bugünkü koşulların kapitalizmle ilişkili olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Futbol var olduğu süre boyunca halkın ilgisini devamlı çekmiş ve basit bir oyun olmasıyla da dünyanın her yerinde –sokak arasında konserve kutularıyla ya da kumsalda çıplak ayakla- oynanabilen insanlığın ortak kültürü haline gelmiştir. Basitliği kadar oynayanlara kolektif bir uyum getirmesi, taraftara da toplu hareket edebilme potansiyeli sunması son derece önemli bir durumu yansıtıyor. Esas rahatsızlık yaratan noktayı da kitlelerin toplu ve politik hareket edebilme potansiyeli oluşturuyor. Bundan olsa gerek küreselleşme yaftası içinde en çok öne çıkarılan ve taraftarın ötekileştirilmeye çalışıldığı yer futbol dünyası.
[1]Ahmet
Talimciler, 2008. “Futbol değil iş: endüstriyel futbol”,
İletişim kuram ve araştırma dergisi, Sayı 26 Kış-Bahar.
Sf:89–114
[2]
Henri Lefebvre, 1996. Modern Dünyada Gündelik Hayat.
çev: Işın Gürbüz. Metis yayınları. İstanbul. sf:83-84 |
||
|
Loading
|