MAĞDUR DEĞİL MAĞLUBUZ...


N. ZAFER


7 Eylül 2010


Başbakan dün Diyarbakır mitinginde Musa Anter’in acısını hâlâ yüreğinde yaşadığını söyledi.

Orhan Miroğlu’nun yarasından bahsetti.

Diyarbakır cezaevinin yıkılacağını ve yerine yeni bir cezaevi yapılacağını söyledi.

Başbakan darbenin sonucu, onu ve öncellerini darbe var etti.

Şimdi ise darbenin sonucu olan başbakan darbe ile hesaplaşma nutukları atıyor.

Darbenin sonucu olan bir siyasal anlayış, kendini yaratanla mücadele edebilir mi?

Mücadele ediyorum derse inandırıcı olabilir mi?

Nasrettin Hoca bir gün damdan düşmüş, onu gören komşusu telaşla aman çabuk hekim çağırın diye bağırmış. Hoca güç bela kafasını kaldırıp bana hekim değil, damdan düşen birini çağırın diye cevap vermiş.

Başbakan damdan düşmedi, damdan düşenleri yakından izlemedi. Millet damdan atılırken o yeşil sahalarda ve bir başka alemde top oynamak ve darbeyi desteklemekle meşguldü.

Onun mağduriyet edebiyatı haline getirdiği süreçler nice canlar aldı. Ne işkenceler yaşandı, insanlar kendilerini ölüme yatırdı, ateşe verdi.

Başbakan bunlardan hangisini anlayabilir.

Musa Anter’in acısı yüreğindeymiş.

Neden yüreğinde olsun ki, hiç başbakanın bir yakını ensesinden vurularak faili meçhule kurban edildi mi?

Başbakan işkence yaşayanların, işkencede ölenlerin acılarını hissettiğini söyledi.

Başbakanın cinsel organına hiç elektrik veridi mi? Testisleri buruldu, bok kuyusuna batırılıp günlerce orada tutuldu mu?

Çekilen acıları duyumsamak için belki bu çilenin aynını yaşamak gerekmez. Gerekmez ama o insanların acısının duyumsandığına dair bir belirti gerekir.

Öncelikle bunu edebiyat olmaktan çıkarmak gerekir.

İnsanların acısını istismar ederek onlardan oy almayı umma kepazeliğine tevessül etmemek gerekir.

Diyarbakır cezaevini yıkacağım deyip öncesindeyse yeni bir cezaevi yapacağını vaat etmemek gerekir.

Diyarbakır cezaevi bir bellektir.

Sadece zulmün değil, bugün verilen mücadelenin hangi aşamalardan bugüne geldiğinin de anıtıdır aynı zamanda.

Mazlum Doğan o cezaevinde kendini asmıştı.

Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık, Mahmut Zengin o cezaevinde kendilerini yakarak hayatlarına son vermişlerdi.

Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek o cezaevindeki ölüm orucunda hayatlarını kaybetmişlerdi.

Metris’te, Mamak’ta, Ulucanlar’da ve daha birçok cezaevinde daha birçok insanımız öldürüldü, sakat bırakıldı.

Başbakanın meseleyi mağduriyet temelinde ele alması, bizi hiç anlamadığının, anlayamadığının bir göstergesidir.

Bizim itirazımız bir mağduriyetten kaynaklanmıyor.

Biz bir darbenin mağduru değiliz. Sınıf savaşımları adlı büyük muharebenin önemli bir cephesi Diyarbakır cezaeviydi. Bir başkası Mamak’tı, Metris’ti….

Biz bu cephelerde savaştık, belki bir ara yenildik. Ama direndik, düşmana korku saçtık, direnişimizle onu kepaze ettik. Dahası daha büyük direnişlerin işaret fişeğini o cezaevinde ateşledik.

Bizim ne başbakandan ne de bir başka darbe artığından bir beklentimiz yok. Acımızı da sevinçlerimiz gibi onurluca yaşamayı biliriz. Kirli ellerinizi ödediğimiz bedellerden uzak tutun.

Unutmayın mağdur değil mağlubuz, ve bu savaş hâlâ sürüyor…

 


Loading