Başbakan dün Diyarbakır mitinginde Musa
Anter’in acısını hâlâ yüreğinde yaşadığını söyledi.
Orhan Miroğlu’nun yarasından bahsetti.
Diyarbakır cezaevinin yıkılacağını ve yerine
yeni bir cezaevi yapılacağını söyledi.
Başbakan darbenin sonucu, onu ve öncellerini
darbe var etti.
Şimdi ise darbenin sonucu olan başbakan darbe
ile hesaplaşma nutukları atıyor.
Darbenin sonucu olan bir siyasal anlayış,
kendini yaratanla mücadele edebilir mi?
Mücadele ediyorum derse inandırıcı olabilir
mi?
Nasrettin Hoca bir gün damdan düşmüş, onu
gören komşusu telaşla aman çabuk hekim çağırın diye bağırmış. Hoca güç
bela kafasını kaldırıp bana hekim değil, damdan düşen birini çağırın
diye cevap vermiş.
Başbakan damdan düşmedi, damdan düşenleri
yakından izlemedi. Millet damdan atılırken o yeşil sahalarda ve bir
başka alemde top oynamak ve darbeyi desteklemekle meşguldü.
Onun mağduriyet edebiyatı haline getirdiği
süreçler nice canlar aldı. Ne işkenceler yaşandı, insanlar kendilerini
ölüme yatırdı, ateşe verdi.
Başbakan bunlardan hangisini anlayabilir.
Musa Anter’in acısı yüreğindeymiş.
Neden yüreğinde olsun ki, hiç başbakanın bir
yakını ensesinden vurularak faili meçhule kurban edildi mi?
Başbakan işkence yaşayanların, işkencede
ölenlerin acılarını hissettiğini söyledi.
Başbakanın cinsel organına hiç elektrik
veridi mi? Testisleri buruldu, bok kuyusuna batırılıp günlerce orada
tutuldu mu?
Çekilen acıları duyumsamak için belki bu
çilenin aynını yaşamak gerekmez. Gerekmez ama o insanların acısının
duyumsandığına dair bir belirti gerekir.
Öncelikle bunu edebiyat olmaktan çıkarmak
gerekir.
İnsanların acısını istismar ederek onlardan
oy almayı umma kepazeliğine tevessül etmemek gerekir.
Diyarbakır cezaevini yıkacağım deyip
öncesindeyse yeni bir cezaevi yapacağını vaat etmemek gerekir.
Diyarbakır cezaevi bir bellektir.
Sadece zulmün değil, bugün verilen
mücadelenin hangi aşamalardan bugüne geldiğinin de anıtıdır aynı
zamanda.
Mazlum Doğan o cezaevinde kendini asmıştı.
Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık,
Mahmut Zengin o cezaevinde kendilerini yakarak hayatlarına son
vermişlerdi.
Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve
Ali Çiçek o cezaevindeki ölüm orucunda hayatlarını kaybetmişlerdi.
Metris’te, Mamak’ta, Ulucanlar’da ve daha
birçok cezaevinde daha birçok insanımız öldürüldü, sakat bırakıldı.
Başbakanın meseleyi mağduriyet temelinde ele
alması, bizi hiç anlamadığının, anlayamadığının bir göstergesidir.
Bizim itirazımız bir mağduriyetten
kaynaklanmıyor.
Biz bir darbenin mağduru değiliz. Sınıf
savaşımları adlı büyük muharebenin önemli bir cephesi Diyarbakır
cezaeviydi. Bir başkası Mamak’tı, Metris’ti….
Biz bu cephelerde savaştık, belki bir ara
yenildik. Ama direndik, düşmana korku saçtık, direnişimizle onu kepaze
ettik. Dahası daha büyük direnişlerin işaret fişeğini o cezaevinde
ateşledik.
Bizim ne başbakandan ne de bir başka darbe
artığından bir beklentimiz yok. Acımızı da sevinçlerimiz gibi onurluca
yaşamayı biliriz. Kirli ellerinizi ödediğimiz bedellerden uzak tutun.
Unutmayın mağdur değil mağlubuz, ve bu savaş
hâlâ sürüyor…