SÖZ OLA KESE SAVAŞI, SÖZ OLA KESTİRE BAŞI...


N. ZAFER


23 Haziran 2010



PKK’nin son saldırılarının ardından kamuoyunda bir taşeronluk tartışmasıdır gidiyor. İsrail’le Mavi Marmara kriziyle ilişkilerin iyiden iyiye bozulmasının hemen ardından PKK’nin İskenderun’a yaptığı saldırı, önce devleti yönetenlerin, ardından da kamuoyunun gündemine “acaba PKK İsrail’le işbirliği içinde mi” sorusunu getirdi. Hemen ardından 12 askerin ölümüyle sonuçlanan karakol baskını vesilesiyle başbakanın “sizin kimin taşeronu olduğunuzu milletim biliyor” demesi taşeronluk tartışmasını yineledi.

Eğer başbakanın sözleri laf ola beri gele cinsinden değilse belli ki başbakan PKK’yi bir taşeron örgüt olarak görüyor. Yani para ya da başka çıkarlar karşılığında başkalarının verdiği görevleri yerine getiren bir örgüt olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda dağdaki gençlere de kandırılmış zavallılar demiş oluyor.

Bu yaklaşım başbakanın yalnız PKK sorununa değil aynı zamanda Kürt sorununa da bakışı hakkında fikir veriyor. Zira her ne kadar “PKK başka, Kürt sorunu başka” dese de ikisi arasında muazzam bir diyalektik ilişki bulunuyor. Bu ilişkiyi burjuva köşe yazarları dahi bugün artık inkar edemiyor.

Bence başbakan öyle vara yoğa konuşmamalı. Kendisinin de dilinden düşmeyen o atasözünü lafzen değil, ruhen kavramalı. Ne diyordu? Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı…

İşte böyle sözler sarfettiği için de çatışmalar durmuyor.

Çünkü başbakan uğrunda 40 bin kadar Kürdün kendini feda ettiği değerlere yok muamelesi çekmekle kalmıyor aynı zamanda sorunu bir asayiş sorunu olarak koyuyor.

Demek binlerce genç kandırılmış olduğu için dağları arşınlıyor ha? Demek mesele yalnızca eğitimsiz, cahil gençlerin kandırılmışlıkları. Meselenin özü bu demek ki.

Sosyolojinin hangi ekolü böyle cahilce bir analizi haklı çıkarabilir. Dahası memleketin bileni böyle konuşurken cahili ne der ne eyler?

Eskiden dış mihrak derlerdi, şimdi taşeron diyorlar. Dış mihrak dedin mi suç daha ziyade dışarıdakine dolayımıyla da içerdeki işbirlikçisine havale edilmiş oluyor. Taşorun dedin mi durum daha fena. Taşeron içerde ve ihaneti para karşılığında yapıyor, memleketi para karşılığında satıyor.

Velev ki PKK taşeron, velev ki mesele dış mihrak meselesi. Böyle durumda akli siyaset taşeronun talip olduğu projeyi ortadan kaldırmayı hedeflemez mi?

Eğer yaranıza birileri tuz ekiyorsa, tuz ekenle uğraşmak yerine yarayı tedavi etmek gerekmez mi?

Bunlar ne yazık ki bu muhakeme düzeyiyle memleketi yönetiyorlar.

Kürt meselesi diye bir mesele yok, Kürt halkının haklı demokratik talepleri ve mücadeleleri yok, birileri durduk yere taşeronluk yapıyor. El insaf.

Başbakan bugün meclis grubunda haykırıyordu, “terörle mücadelede her şeyi yapıyoruz” diye. Asker ne istediyse yaptık, ne silah istiyorsa verdik diyor. Terörle mücadele için her şey mevcut diyor.

Neden daha fazla kan dökmediniz, neden daha şiddetli savaşmadınız, neden daha çok Kürdün canına kıymadınız diyenlere, zımnen daha çok Kürdün canına kıymak için elimizden geleni yaptık, hiçbir fedakarlıktan kaçmadık diyor.

Oysa Kürt meselesini çözmeyi sahiden isteyen bir başbakan böyle cevap vermez, askerle bu iş çözülmez, savaşla bu iş çözülmez, bu sorun bir asayiş sorunu değildir der.

Sonra da PKK saldırıları karşısında “taşeron” metaforuna sarılıyor. Aynaya bakmıyor, başka yerde sebep arıyor.

Açılımın başladığı günleri hatırlayın. Kürtler açılımı ne kadar samimiyetle karşılamışlardı. Sürecin akamete uğramasının nedeni olarak gösterilen Habur karşılaması, Kürtlerin barış sürecine susamışlıklarının bir göstergesi değil de neydi? İnsanlar evlatlarının dağdan ineceği anı sabırsızlıkla bekliyordu.

Düğün bayram gibi karşılama dağdan inenler için yapılıyordu, dağa çıkanlar için değil.

Gerçekten de “büyü” Habur’da bozuldu. Ancak coşkulu kutlamalar nedeniyle değil, böyle bir sahiplenme ve desteğe yönelik olarak geliştirilen şoven ortamın karşısında başbakanın dik duramaması nedeniyle bozuldu büyü. Hükümet ciddi insiyatif kaybetti, insiyatif o günden bu güne savaş cephesinin elinde. Hükümet ise bu cepheye eklemlenmiş durumda. Başbakan şimdilerde bu cepheye kendisini ispatlamaya çalışarak günlerini geçiriyor. Vallahi de billahi de silahsa silah, heronsa heron, ölümse ölüm, hiçbir şeyi esirgemedik diyor.

Başbakan giderek kendi sonunu hazırlıyor, giderek kendi etrafına içinde boğulup öleceği bir koza örüyor. Ağırlığını kaldırmayacağı sözler söylüyor.

‘Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı’ deyimi tarihsel bir gerçekliktir ama, aynı tarihin sayfalarında, savaşı kesemeyen sözün, önünde sonunda başı kestirdiğine dair de pek çok örnek mevcuttur.