|
PKK’nin son saldırılarının ardından kamuoyunda bir taşeronluk
tartışmasıdır gidiyor. İsrail’le Mavi Marmara kriziyle ilişkilerin
iyiden iyiye bozulmasının hemen ardından PKK’nin İskenderun’a yaptığı
saldırı, önce devleti yönetenlerin, ardından da kamuoyunun gündemine
“acaba PKK İsrail’le işbirliği içinde mi” sorusunu getirdi. Hemen
ardından 12 askerin ölümüyle sonuçlanan karakol baskını vesilesiyle
başbakanın “sizin kimin taşeronu olduğunuzu milletim biliyor” demesi
taşeronluk tartışmasını yineledi.
Eğer başbakanın sözleri laf ola beri gele cinsinden değilse belli ki
başbakan PKK’yi bir taşeron örgüt olarak görüyor. Yani para ya da başka
çıkarlar karşılığında başkalarının verdiği görevleri yerine getiren bir
örgüt olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda dağdaki gençlere de kandırılmış
zavallılar demiş oluyor.
Bu yaklaşım başbakanın yalnız PKK sorununa değil aynı zamanda Kürt
sorununa da bakışı hakkında fikir veriyor. Zira her ne kadar “PKK başka,
Kürt sorunu başka” dese de ikisi arasında muazzam bir diyalektik ilişki
bulunuyor. Bu ilişkiyi burjuva köşe yazarları dahi bugün artık inkar
edemiyor.
Bence başbakan öyle vara yoğa konuşmamalı. Kendisinin de dilinden
düşmeyen o atasözünü lafzen değil, ruhen kavramalı. Ne diyordu? Söz ola
kese savaşı, söz ola kestire başı…
İşte böyle sözler sarfettiği için de çatışmalar durmuyor.
Çünkü başbakan uğrunda 40 bin kadar Kürdün kendini feda ettiği değerlere
yok muamelesi çekmekle kalmıyor aynı zamanda sorunu bir asayiş sorunu
olarak koyuyor.
Demek binlerce genç kandırılmış olduğu için dağları arşınlıyor ha? Demek
mesele yalnızca eğitimsiz, cahil gençlerin kandırılmışlıkları. Meselenin
özü bu demek ki.
Sosyolojinin hangi ekolü böyle cahilce bir analizi haklı çıkarabilir.
Dahası memleketin bileni böyle konuşurken cahili ne der ne eyler?
Eskiden dış mihrak derlerdi, şimdi taşeron diyorlar. Dış mihrak dedin mi
suç daha ziyade dışarıdakine dolayımıyla da içerdeki işbirlikçisine
havale edilmiş oluyor. Taşorun dedin mi durum daha fena. Taşeron içerde
ve ihaneti para karşılığında yapıyor, memleketi para karşılığında
satıyor.
Velev ki PKK taşeron, velev ki mesele dış mihrak meselesi. Böyle durumda
akli siyaset taşeronun talip olduğu projeyi ortadan kaldırmayı
hedeflemez mi?
Eğer yaranıza birileri tuz ekiyorsa, tuz ekenle uğraşmak yerine yarayı
tedavi etmek gerekmez mi?
Bunlar ne yazık ki bu muhakeme düzeyiyle memleketi yönetiyorlar.
Kürt meselesi diye bir mesele yok, Kürt halkının haklı demokratik
talepleri ve mücadeleleri yok, birileri durduk yere taşeronluk yapıyor.
El insaf.
Başbakan bugün meclis grubunda haykırıyordu, “terörle mücadelede her
şeyi yapıyoruz” diye. Asker ne istediyse yaptık, ne silah istiyorsa
verdik diyor. Terörle mücadele için her şey mevcut diyor.
Neden daha fazla kan dökmediniz, neden daha şiddetli savaşmadınız, neden
daha çok Kürdün canına kıymadınız diyenlere, zımnen daha çok Kürdün
canına kıymak için elimizden geleni yaptık, hiçbir fedakarlıktan
kaçmadık diyor.
Oysa Kürt meselesini çözmeyi sahiden isteyen bir başbakan böyle cevap
vermez, askerle bu iş çözülmez, savaşla bu iş çözülmez, bu sorun bir
asayiş sorunu değildir der.
Sonra da PKK saldırıları karşısında “taşeron” metaforuna sarılıyor.
Aynaya bakmıyor, başka yerde sebep arıyor.
Açılımın başladığı günleri hatırlayın. Kürtler açılımı ne kadar
samimiyetle karşılamışlardı. Sürecin akamete uğramasının nedeni olarak
gösterilen Habur karşılaması, Kürtlerin barış sürecine susamışlıklarının
bir göstergesi değil de neydi? İnsanlar evlatlarının dağdan ineceği anı
sabırsızlıkla bekliyordu.
Düğün bayram gibi karşılama dağdan inenler için yapılıyordu, dağa
çıkanlar için değil.
Gerçekten de “büyü” Habur’da bozuldu. Ancak coşkulu kutlamalar nedeniyle
değil, böyle bir sahiplenme ve desteğe yönelik olarak geliştirilen şoven
ortamın karşısında başbakanın dik duramaması nedeniyle bozuldu büyü.
Hükümet ciddi insiyatif kaybetti, insiyatif o günden bu güne savaş
cephesinin elinde. Hükümet ise bu cepheye eklemlenmiş durumda. Başbakan
şimdilerde bu cepheye kendisini ispatlamaya çalışarak günlerini
geçiriyor. Vallahi de billahi de silahsa silah, heronsa heron, ölümse
ölüm, hiçbir şeyi esirgemedik diyor.
Başbakan giderek kendi sonunu hazırlıyor, giderek kendi etrafına içinde
boğulup öleceği bir koza örüyor. Ağırlığını kaldırmayacağı sözler
söylüyor.
‘Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı’ deyimi tarihsel bir
gerçekliktir ama, aynı tarihin sayfalarında, savaşı kesemeyen sözün,
önünde sonunda başı kestirdiğine dair de pek çok örnek mevcuttur.
|