|
Ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Neden bu şiddet, bu kin?
Kime, neden bu kadar saldırı?
Sokaktan geçenlerin bile tepkisini bu kadar net alırken, yapmaya
çalıştığınız nedir?
Gençliklerini, heyecanlarını geri istediler diye, siz de yaşayamadığınız
kendi gençliğinizi gördüğünüz için mi daha bir kinle saldırdınız?
Bütün vaktimizi, hayatımızın birçok alanında işe yaramayacak bilgilerle
dolduruyorsunuz, bunu istemiyoruz dedikleri için, başka bir şey
düşünmesinler, okumasınlar diye mi çektiniz saçlarını?
Gençlerimizin üniversite sınavında heba olması yetmezmiş gibi Milli
Eğitim Bakanının açıkladığı rakamlar çok daha ürkütücü. Dershaneye gitme
yaşı 10’a kadar düşmüş.
Bakanın verdiği bilgiye göre “Türkiye'de 2009-2010 öğretim yılında 4 bin
193 dershane bulunuyor. Bu dershanelere giden öğrenci sayısını ise 1
milyon 174 bin 860 oluşturuyor. Dershaneye gidenlerden 600 bin 903'ünü
erkek öğrenciler, 573 bin 957'sini de kız öğrenciler oluşturuyor.
İlköğretim 4'ncü sınıfta toplam 12 bin 517, İlköğretim 5'nci sınıfta 31
bin 78, İlköğretim 6'ncı sınıfta 128 bin 340, İlköğretim 7'nci sınıfta
162 bin 130, İlköğretim 8'nci sınıfta 218 bin 515 öğrenci dershaneye
gidiyor. Yine Ortaöğretim 9'ncu sınıfta 24 bin 287, Ortaöğretim 10'ncu
sınıfta 53 bin 515, Ortaöğretim 11'nci sınıfta 120 bin 653 ve
Ortaöğretim 12'nci sınıfta da 241 bin 754 öğrenci dershaneye gidiyor.
Lise ve dengi okul mezunu 167 bin 206 kişi de üniversiteye hazırlık
kursuna gidiyor.” Bugün sınava giren neredeyse bütün öğrenciler en
ucuzundan en pahalısına kadar dershaneye gidiyorlar. Çünkü sistem öyle
örülmüş ki istediğiniz kadar “dershaneye hayır” deyin, o çarkın içine
girmediğinizde kazanamayacağınıza inandırılmışsınız. Okullardaki
müfredat ve ders kitapları o kadar anlamsız ve kötü ki çocuklar okula
gitmek istemiyor. Türkiye’de öğrencilerin derse giriş hızlarıyla çıkış
hızları arasında büyük fark varken, okulda öğrendiklerinin %2’sini
kullanabiliyorlarken ve iş bulmak için tek çıkar yol üniversite olurken,
başka çare kalıyor mu ki?
Kendi başarısızlıklarının cezasını gençlere çektirenlere dur demeyecek
miyiz? Kızıltepe’de kopye olayı oldu diye uzak ve birbirinden farklı
illere gönderenler, 1999’da sorular çalınınca İstanbul’lu öğrencileri
niye başka illere göndermediler? Çünkü böyle mantıksız bir uygulama
dünyanın hiçbir yerinde olmaz da ondan. Bunun adı düpedüz
cezalandırmadır; çünkü onlar “öteki”dir. Zaten eşitsiz koşullarda
(anadili farklı, öğretmeni yok, fiziki koşullar yetersiz, parası yok….)
girdikleri bu anlamsız yarışı hiç kazanamamaları gerekenlerdir ki
yerleri başkaları tarafından doldurulmalıdır.
Peki veliler ne yapıyor?
Hiçbir şey. SBS 8. sınıfın sonunda yapılırken, 6. 7. 8. sınıfların
hepsinde yapılmaya başlandı, kimse sesini çıkarmadı. Bu bir yıl
dershaneye giden çocukların üç yıl daha gitmeleri demek. Bu, daha oyun
çağında olan gözümüzün nuru çocuklarımızın birbirlerinin enselerine
bakarak, her sabah 7’de kalkıp bir yığın bilgiyi depolarına
kaydetmelerini istemek demek. Ruhsuz, mutsuz, oyun oynamayı bilmeyen,
birlikte iş yapamayan nesiller yetiştirmek demek. Ve harcanan
milyarlarca lira demek. Bu 7 yıl maaşınızın yarısın dershaneye vermek ve
birçok şeyden mahrum kalmak demek. Çocuğunun dershane parası için hapse
girmek demek. Tüm bunlara rağmen susmak demek (mi?)
Hayır!
Susmadık, susmayacağız!
Her yıl milyonlarca gencin hayallerini çöpe atıp, onların dünyasını
karartırken, bunu istemiyoruz diyenleri coplayarak susturacağınızı
sanıyorsanız aldanıyorsunuz.
Üniversiteye girmek için bir sınav yetmez deyip, iki kere, üç kere daha
sınava sokup para alırken, tıpış tıpış sınavlara girileceğini
sanıyorsanız aldanıyorsunuz.
Daha bir güçlü, daha bir direngen ve daha fazla kişiyle, HAYIR demek
için yine çıkacağız sokaklara, yine bağıracağız avaz avaz.
Ama bu sefer anne ve babalarla.
Ama bu sefer öğretmenlerle. Ama bu sefer herkesle. İşte o zaman,
ancak o zaman çocuklarımız, gençliklerini ve geleceklerini sizin
elinizden alabilir.
|