GENÇLİĞİNİ VE GELECEĞİNİ İSTEYENLERE SELAM OLSUN!


NURŞEN YILDIRIM


12 Nisan 2010



Ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Neden bu şiddet, bu kin?

Kime, neden bu kadar saldırı?

Sokaktan geçenlerin bile tepkisini bu kadar net alırken, yapmaya çalıştığınız nedir?

Gençliklerini, heyecanlarını geri istediler diye, siz de yaşayamadığınız kendi gençliğinizi gördüğünüz için mi daha bir kinle saldırdınız?

Bütün vaktimizi, hayatımızın birçok alanında işe yaramayacak bilgilerle dolduruyorsunuz, bunu istemiyoruz dedikleri için, başka bir şey düşünmesinler, okumasınlar diye mi çektiniz saçlarını?

Gençlerimizin üniversite sınavında heba olması yetmezmiş gibi Milli Eğitim Bakanının açıkladığı rakamlar çok daha ürkütücü. Dershaneye gitme yaşı 10’a kadar düşmüş.  Bakanın verdiği bilgiye göre “Türkiye'de 2009-2010 öğretim yılında 4 bin 193 dershane bulunuyor. Bu dershanelere giden öğrenci sayısını ise 1 milyon 174 bin 860 oluşturuyor. Dershaneye gidenlerden 600 bin 903'ünü erkek öğrenciler, 573 bin 957'sini de kız öğrenciler oluşturuyor. İlköğretim 4'ncü sınıfta toplam 12 bin 517, İlköğretim 5'nci sınıfta 31 bin 78, İlköğretim 6'ncı sınıfta 128 bin 340, İlköğretim 7'nci sınıfta 162 bin 130, İlköğretim 8'nci sınıfta 218 bin 515 öğrenci dershaneye gidiyor. Yine Ortaöğretim 9'ncu sınıfta 24 bin 287, Ortaöğretim 10'ncu sınıfta 53 bin 515, Ortaöğretim 11'nci sınıfta 120 bin 653 ve Ortaöğretim 12'nci sınıfta da 241 bin 754 öğrenci dershaneye gidiyor. Lise ve dengi okul mezunu 167 bin 206 kişi de üniversiteye hazırlık kursuna gidiyor.” Bugün sınava giren neredeyse bütün öğrenciler en ucuzundan en pahalısına kadar dershaneye gidiyorlar. Çünkü sistem öyle örülmüş ki istediğiniz kadar “dershaneye hayır” deyin, o çarkın içine girmediğinizde kazanamayacağınıza inandırılmışsınız. Okullardaki müfredat ve ders kitapları o kadar anlamsız ve kötü ki çocuklar okula gitmek istemiyor. Türkiye’de öğrencilerin derse giriş hızlarıyla çıkış hızları arasında büyük fark varken, okulda öğrendiklerinin %2’sini kullanabiliyorlarken ve iş bulmak için tek çıkar yol üniversite olurken, başka çare kalıyor mu ki?

Kendi başarısızlıklarının cezasını gençlere çektirenlere dur demeyecek miyiz? Kızıltepe’de kopye olayı oldu diye uzak ve birbirinden farklı illere gönderenler, 1999’da sorular çalınınca İstanbul’lu öğrencileri niye başka illere göndermediler? Çünkü böyle mantıksız bir uygulama dünyanın hiçbir yerinde olmaz da ondan. Bunun adı düpedüz cezalandırmadır; çünkü onlar “öteki”dir. Zaten eşitsiz koşullarda (anadili farklı, öğretmeni yok, fiziki koşullar yetersiz, parası yok….) girdikleri bu anlamsız yarışı hiç kazanamamaları gerekenlerdir ki yerleri başkaları tarafından doldurulmalıdır.

Peki veliler ne yapıyor?

Hiçbir şey. SBS 8. sınıfın sonunda yapılırken, 6. 7. 8. sınıfların hepsinde yapılmaya başlandı, kimse sesini çıkarmadı. Bu bir yıl dershaneye giden çocukların üç yıl daha gitmeleri demek. Bu, daha oyun çağında olan gözümüzün nuru çocuklarımızın birbirlerinin enselerine bakarak, her sabah 7’de kalkıp bir yığın bilgiyi depolarına kaydetmelerini istemek demek. Ruhsuz, mutsuz, oyun oynamayı bilmeyen, birlikte iş yapamayan nesiller yetiştirmek demek. Ve harcanan milyarlarca lira demek. Bu 7 yıl maaşınızın yarısın dershaneye vermek ve birçok şeyden mahrum kalmak demek. Çocuğunun dershane parası için hapse girmek demek. Tüm bunlara rağmen susmak demek (mi?)

Hayır!

Susmadık, susmayacağız!

Her yıl milyonlarca gencin hayallerini çöpe atıp, onların dünyasını karartırken, bunu istemiyoruz diyenleri coplayarak susturacağınızı sanıyorsanız aldanıyorsunuz.

Üniversiteye girmek için bir sınav yetmez deyip, iki kere, üç kere daha sınava sokup para alırken, tıpış tıpış sınavlara girileceğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz.

Daha bir güçlü, daha bir direngen ve daha fazla kişiyle, HAYIR demek için yine çıkacağız sokaklara, yine bağıracağız avaz avaz.

Ama bu sefer anne ve babalarla.  Ama bu sefer öğretmenlerle. Ama bu sefer herkesle. İşte o zaman, ancak o zaman çocuklarımız, gençliklerini ve geleceklerini sizin elinizden alabilir.