|
Ankara’da 50 gündür grev çadırları kurulu. Kim ne derse desin 50 gündür
grev davulları çalıyor, Meclis’in iki adım berisinde. Grev dayanışması
gerçekleştiriyor Ankaralılar. Gençler çok şaşkın çünkü 18-20 yıllık
hayatlarında grev görmemişler. Belki işçi bile görmemişler. Çünkü 80
darbesi bırakın grevleri, grev sözünü ağzımıza almamızı bile yasakladı.
Hatta öyle ki Türk İş yönetimi “genel grev” yerine “iş bırakma” “bir
günlük uyarı eylemi” demeyi tercih etti.
Son 50 gündür onlarla konuşmalarımızda, yaptığımız röportajlarda,
kahvaltıdaki sohbetimizde gördüm ki kadınlar çok dirençli. Buradan
çıkacak sonuç ne olursa olsun bu direnişten herkes bir şeyler öğrendi.
Çok kişi yazdı öğrenilenlere ilişkin. Ama herkesin öğrendiği başka.
Sanırım en çok da kadınlar öğrendi. Neyi mi?
Kendi güçlerini. Bu yüzden
çok rahatlar; herkesle hemen konuşabiliyorlar. Bu yüzden hiç çekinmeden
Meclis’e girip, hiç çekinmeden Türk İş’i basabiliyorlar; kadın kadına
sokağa bile çıkamazken, Ankara sokaklarını biliyorlar. Aynı çadırda
uyuyabiliyorlar. Bu yüzden çok rahat “ölmek var, dönmek yok”
diyebiliyorlar. Şaşıyorsunuz bu kararlılıklarına; tereddütsüzlüklerine.
Kocalarına ve çocuklarına rest çekip, çadırlarda kalmaya devam
etmelerine.
Direnişteki kadınlar öğrendi de biz öğrenmedik mi? Hem de nasıl? Bizler
de dayanışmanın nasıl olacağını öğrendik. Hiç bilmediğimiz bir şeydi,
ilk günlerdeki acemiliklerimizi atıp, daha yakın olduk. Kahvaltılar
düzenledik, yemekler ikram ettik. Ama bunları yaparken bir yandan da
“yanlış mı yapıyoruz”u da düşünmedik değil. Çünkü sendika yıllardır
maaşlarından yüklü kesintiler yaptı; bugüne kadarsa karşılığını hiç
almadı işçi. Şimdiyse grevdeler. Hani grev fonları. Hani birikenler.
Şimdi yapmayacaksın da ne zaman vereceksin bunların karşılığını. Zaten
artık üyen de olmayacak, kesinti de yapamayacaksın. Ama yoktu. İşçiler
evlerine gidip gelirken (özellikle de kadınlar çocukları için) bir kere
karşılamıştı yol paralarını. İzmir’li işçinin dediği gibi “çadır
paralarını bile işçiler kendileri vermişlerdi”
Kadınlar buradan gittiklerinde nasıl yaşayacaklar. Günlerdir bunu
düşünüyorum. Buradan kazandıkları “iktidara karşı gelme ve birlikte
direnme, direndikçe güçlenme”yi devam ettirebilecekler mi? Yoksa
evlerine, eski düzenlerine döndüklerinde hele de işsiz kalmışlarsa
–çünkü işsizlik onlar için ekonomik özgürlüğünü ve dolayısıyla da evdeki
özgürlüğünü kaybetme anlamına da geliyor- kafalarında burada yaşadıkları
ile orada yaşayacakları arasındaki zıtlık onları daha da mutsuz
etmeyecek mi? Bu soruyla birlikte yıllar önceki bir anımı hatırladım.
Kadın hareketiyle ilk temaslarımdı. Feminist kadınlarla örgütlenme
tartışıyorduk. Bir arkadaş kafamı çok karıştıracak bir söz söyledi:
“Gecekondudaki kadına bilinç götürmem, onun kocası tarafından
ezildiğini, erkeğin iktidar olmadığını ona anlatmamın hiçbir faydası
olmayacak; tam tersine eskisinden daha mutsuz olacak. Önceden bilmiyordu
ve küçük dünyasında doğrunun o olduğunu düşünüyordu ama şimdi biliyor ve
işin içinden çıkamıyor. Çünkü biz ona gideceği bir yer gösteremiyoruz.”
Evet biz de başta kadınlar olmak üzere, direnişteki işçilere gidecekleri
bir yer gösteremezsek, eskisinden çok daha mutsuz olacaklar. Sonuç ne
olursa olsun, sosyalistler olarak, sendikalılar olarak bu dayanışmayı
devam ettirmezsek, bu tüm işçi sınıfının mutsuzluğu olacak.
|