
Anılar, bilinçler, umutlar paylaşılıyor...
Türkiye’de eğitim emekçilerinin örgütlü mücadelesi 1908 yılında
başlar. İkinci Meşrutiyet’in ilanını izleyen günlerde (Temmuz 1908)
henüz bir yasal düzenleme yokken Encümen-i Muallimin kurulur. Ülkenin
yaşadığı koşullara, bu koşulların etkilerine paralel zaman için değişik
adlarla eğitim emekçileri yeni örgütler kurarlar. Bunlar sırasıyla
‘TÖDMF, TÖS, İLKSEN, TÖB-DER, EĞİT-DER, EĞİTİ-İŞ, EĞİT-SEN, EĞİTİM
SEN’dir.
Tüm Eğitim Öğretim Emekçileri Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER)
yüz yıllık eğitim emekçileri mücadelesinin en önemli halkalarından
birisidir. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve İlkokul Öğretmenleri
Sendikası (İLK SEN) 12 Mart (1971) askeri diktatörlüğü tarafından
kapatılınca; çok geçmeden 3 Eylül 1971 tarihinde 40 TÖS’lü öğretmen
tarafından TÖB-DER kurulur. İlk genel başkanı Haydar Orhan’dır. Daha
sonra sırasıyla Ali Bozkurt, Cemil Çakır, Gültekin Gazioğlu başkanlık
görevinde bulunurlar. TÖB- DER Uluslararası Öğretim Sendikaları
Federasyonu (FİSE)’nin de üyesi olmuştur. Sendika olmamasına rağmen
DİSK’e de fahri üye kabul edilmiştir. 12 Eylül diktatörleri tarafından
kapatıldığında yaklaşık 650 şubeli, 200.000 üyeli bir örgüttür.
TÖB-DER’in amaçları arasında ‘İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ ile
tanınan hakların gerçekleşmesi; ‘milli, demokratik, laik ve sosyal hukuk
devleti’ ve ‘üyelerinin ekonomik-demokratik-sosyal-özlük haklarının
korunup geliştirilmesi’ gibi hedefler vardır.
Bu hedeflere ulaşmak için yapacağı çalışmalar ise “Eğitim
hizmetlerinde çalışanların meslek sorunlarının çözümü, mesleki
gelişiminin sağlanması, personel haklarının korunması ve geliştirilmesi;
eğitimin bilimsel ilkeleri, yurt ve dünya sorunları, insan hakları ve
Anayasa hükümleri yönünde incelemeler yapılması; ilgililere ve kamuoyuna
öneriler götürülmesi; dünyadaki aynı alanın örgütleriyle bilgi ve deney
alış verişinde bulunulması; zarara uğrayan üyelerinin geçim
güvenliklerinin sağlanması, üyelerine maddi ve sosyal yardımlarda
bulunulması; üyelerinin mesleki ve genel kültürlerinin geliştirilmesi;
eğitim-bilim, kültür hayatının özgürlük ve demokratik işleyiş içinde
sürdürülmesi…’ olarak özetlenebilir.
TÖB-DER’in 12 Eylül döneminde askeri savcının iddianamesinde de yer
alan, akıllarda kalan bazı eylemleri şunlardır:
· 20 Mart 1978
Boykotu: DİSK’in iş bırakma eylemine destek vermek; faşist saldırıları
protesto etmek için (16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi’nde yedi
öğrenci öldürülmüştü) yapılan bir günlük boykot.
· 21 Şubat 1976 İzmir
Mitingi: Hayat pahalılığını ve faşist saldırıları protesto için
yapılmıştır.
· 8 Mayıs 1976 Ödemiş
mitingi: Hayat pahalılığını ve faşist saldırıları protesto için diğer
derneklerle birlikte organize edilmiştir.
· Ekonomik ve
Demokratik Haklar Miting ve Yürüyüşleri: 22 Ocak 1977’de Mersinde; 29
Ocak 1977’de Diyarbakır, Bursa ve Zonguldak’ta yapılır.
· 24 Aralık 1979
Boykotu: 24 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta faşistler mahallelere, tek
tek evlere hedef gözeterek saldırlar. Yüzlerce emekçi öldürülür.
Bunlardan beşi de TÖB DER üyesidir. Bu katliamın yıldönümünde bir günlük
boykot yapılır.
· 29 Eylül 1979 Bursa
Mitingi: Bitlis, Trabzon, Giresun, Van, Adapazarı, Ordu, Eskişehir ve
Bursa da aynı gün miting yapılmak üzere başvurular yapılır. Seçimler
öncesinde bulunulduğu gerekçesiyle Bursa’nın dışındaki illerde izin
verilmez. İzin verildiği halde Bursa mitingine polis planlı olarak
saldırır. Yüzlerce öğretmen dövülür. Öğretmen Fehmi Yıldırım ölür.
Yöneticiler yargılanır; suçsuz bulunarak beraat ederler.
· 3 Ekim 1979 Yas
Eylemi: Bursa Mitinginde polis tarafından dövülerek öldürülen Fehmi
Yıldırım anısına bir günlük yas ilan edilerek protesto eylem ve
etkinlikleri yapılır.
· Demokratik Eğitim
Kurultayı: 4-11 şubat 1968 tarihlerinde yapılmıştır.
12 Eylül sonrası TÖB-DER Genel Merkezi ve şubelerinde yapılan
aramalarda soruşturmaya konu edilecek hiçbir suç unsuru bulunamamıştır.
Geçmişte açılan ve beraatla sonuçlanan pek çok dava dosyası iddianameye
konu edilmiştir. 12 Eylül hukuksuzluğu ile yapılan yargılamalarda (yurt
dışında bulunan Genel Başkan Gültekin Gazioğlu ve bazı yöneticiler
dışında kalan) pek çok yönetici ve üye 4-9 yıl arasında hapis cezası ile
cezalandırılmıştır. Yurt dışında bulunan yöneticiler askeri dönem
sonrası ülkeye dönmüşler ve sivil mahkemelerde aynı iddialarla
yargılanarak beraat etmişlerdir. Askeri mahkemelerin verdiği cezalar
TÖB-DER’lilerin başvurusu üzerine silinmiştir. Bu gelişmelere rağmen
TÖB-DER üzerindeki tedbir sürmüştür. Mal varlığı da bu nedenle halen
devletin yağması olarak hazinenin elindedir.
12 Eylül mahkemelerinin kapattığı parti ve sendikalara yapılan yasal
düzenleme ile isim hakları ve mal varlıkları iade edilmesine rağmen yasa
kapsamına dernekler alınmayarak TÖB-DER üzerindeki tedbirin sürmesi
sağlanmıştır. İç hukuktan bir sonuç alınamaması üzerine AİHM’e
başvurulmuş ancak Türkiye’nin AİHM’e başvuru hakkını kabul etmesinden
önce gerçekleşen bir fiil olması nedeniyle başvuru kabul görmemiştir.
Son zamanlarda hayatta var olan TÖB-DER yöneticileri yeniden hukuk
mücadelesi başlatarak Ankara’da TÖB-DER Genel merkezini açmış ve Ankara
Valiliği’ne adres bildiriminde bulunmuştur. Ankara Valiliği kayıtlarında
böyle bir dernek olmadığı gerekçesiyle başvuru evrakını ve tüzüğü iade
etmiştir.
Gelişmeler üzerine TÖB-DER Genel Merkez yöneticileri illerdeki eski
TÖB-DER’lilerle buluşma çabasına yönelmiştir. İlk geniş toplantı
Ankara’da yapılmıştır. Ankara’dan sonra da Eskişehir’de yaşayan TÖB-DER’lilerin
buluşması gerçekleştirilmiştir. TÖB-DER üyeleri ve dostları 27 Şubat
günü bir açıkoturumda ve aynı günün akşamı dayanışma yemeğinde bir araya
geldiler. Açık oturuma TÖB-DER Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yalçınkaya,
Eğit Der Genel Başkanı Mustafa Demir ve TÖB-DER Eskişehir Şubesinin Eski
Başkanı Enver Erol katıldı. Açık oturumu Faik Dikmen yönetti.
Açıkoturumda İsmet Yalçınkaya TÖB-DER adına görüşlerini özetle şöyle
ifade etti:
‘TÖB-DER’in yasaklı olması, mal varlığının iade edilmemesi tüm TÖB-DER’lileri
yaralamaya devam ediyor. Hukukun işlemediği dönemde kapatılan TÖB-DER’e
dokuz yıllık iktidarı döneminde AKP’de ilgi göstermedi. Hukuksuzluğun
sürmesine göz yumdu. Avukatlarımızla bir yasa hazırlayıp TBMM’deki (MHP
dışındaki) partilere ilettik. Gereğini yaparak haklarımızın iadesini
sağlamalarını bekliyoruz.
TÖB-DER Genel Merkezi Ankara adresinde varlığını sürdürüyor. Ankara
Valiliği yok saysa da biz varız ve haklarımızın peşindeyiz. TÖB-DER’in
hiçbir şubesinde suç unsuru sayılacak, dava konusu yapılacak bir şey
yoktu. Siyasi baskı sonucu geçmişinde açılan ve beraat kararları verilen
dava dosyaları üzerinden TÖB-DER suçlandı. Yönetici ve üyelerine dokuz
yıla varan hapis cezaları verildi. TÖB-DER’liler hapishanelerden işkence
hanelere gönderildi.
TÖB-DER yüz yıllık öğretmen mücadelesinin temsilcisiydi. TÖB-DER’i
kapattılar ama öğretmen mücadelesi EĞİT-DER ile EĞİTİM-SEN ile sürüyor.
Irkçı, şoven, asimilasyoncu eğitime karşın demokratik, bilimsel ve
anadilde eğitimi savunduğu; faşist saldırılara karşı direndiği; emek
mücadelesi verdiği ve emekten yana örgütlerle dayanışma içinde olduğu;
sosyalizme yüzünü döndüğü için kapatılan TÖB-DER’in yaşayan yönetici ve
üyeleri olarak mücadelede azimliyiz ve sonuç için umutluyuz. Yeniden
yollara koyulduğumuz bu mücadele aynı zamanda 12 Eylül’le bir
hesaplaşmadır. Mücadelemizde tüm dostlarımızı bugün olduğu gibi her
zaman yanımızda görmek istiyoruz.’
Anıların, bilinçlerin, umutların paylaşıldığı etkinliklere Eğit-Der,
Eğim Hakları Derneği, Halkevleri, DİSK, Emekli Sen, SDP, EMEP, ÖDP, TKP,
BDP, ESP, Eğitim Sen, Eğitim İş üyeleri de katılım sağlayarak destek
verdiler. Bu hukuk mücadelesine sahip çıkmak; dayanışmayı sürekli kılmak
12 Eylül’le hesabı olan herkesin, her örgütün görevi olmalıdır.