|
Vicdani Ret Süreci
Vicdani ret, bir bireyin politik görüşleri, ahlaki değerleri veya dinsel
inançları nedeniyle zorunlu askerliği reddetmesidir. Vicdani ret
düşüncesi, 19. yüzyılda ortaya atılmış, 20. yüzyılın başlarında I. ve
II. Dünya Savaşları sırasında taraftar bulmuştur. Vicdani ret hakkı,
günümüzde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa
Parlamentosu tarafından temel insan hakkı olarak kabul edilmiştir.
Türkiye gerekli yasal düzenlemeleri yapmadığı için vicdani ret hakkını
henüz yurttaşlarına tanımış değildir. Vicdani ret, AB üyesi tüm
ülkelerce de tanınan ‘askere gitmeyi reddetme’ hakkıdır. Bu hakkın
uygulanma biçimi ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Bazı
ülkelerde vicdani retçiler askerlik yapmak istemedikleri gibi başka bir
hizmet de yapmazken; bazılarında askerlik yerine zorunlu olarak bir kamu
hizmeti yaptırılmaktadır.
Türkiye vicdani retle 1990 yılında Tayfun Gönül ve Vedat Zincir’in
vicdani retlerini açıklamasıyla tanıştı. En büyük sarsıntı ise Osman
Murat Ülke ile yaşandı. Ülke 1 Eylül 1995 yılında İzmir’de askerlik
belgelerini yakarak vicdani reddini açıkladı. Vicdani retçi olduğu için
askere gitmeyeceğini ilan etti.
Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın kararı ile hakkında ‘halkı askerlikten
soğutma ve milli mukavemeti kırma’ iddiaları ile dava açıldı. Zor
yoluyla askere alındı. Emre itaatsizlik ve firardan defalarca ceza
verildi. Açılan ana davadan altı ay hapis cezası verildi. O toplam 701
gün hapis yattı. Osman Murat Ülke, hakkında verilen hükmü 1997 yılının
Ocak ayında AİHM’e taşıdı. AİHM 2006 Ocak ayında verdiği kararda,
Ülke’yi haklı bularak Türkiye’yi ‘aşağılayıcı muamele yasağı’na aykırı
davranmaktan mahkum etti. Bununla birlikte Türkiye’yi vicdani retle
ilgili yasal düzenlemeleri yapması için uyardı.
Karar sonrası yapılan açıklamalarda, dönemin Meclis Başkanı Bülent Arınç
‘Bu karara uymak zorunda olanlar uyar; uymak zorunda olmayanlar uymaz.
İhtiyaç görüyorsa Meclisimiz bu konuda bir yasal düzenleme yapar’
derken; Başbakan Erdoğan ‘Bir kişinin talebi üzerine verilen karar. Konu
Dışişleri Bakanlığı’nda inceleniyor. Bakanlar Kurulu ve partimizin
yetkili organlarında durumu değerlendirir; Genelkurmayımız da durumu
değerlendirir, ona göre davranırız.’ diyordu.
Geçen dört yıl boyunca bu konu hakkında Başbakan Erdoğan, AKP Hükümeti
ve TBMM hiçbir şey söylemedi ve hiçbir şey yapmadı. Bu arada her geçen
yıl vicdani retçilerin sayısı artıyor. Yaşanan, yaşatılan acılar
sürüyor.
Enver Aydemir Vicdanının Sesini Dinliyor
Vicdani reddini açıkladığı için bugünlerde aynı uygulamalara muhatap
olanlardan birisi de Enver Aydemir’dir.
Enver Aydemir, 7 Nisan 1977 Ağrı doğumlu. Kocaeli Körfez’de ikamet
ediyor. Evli ve iki çocuk babası.24 Temmuz 2007 tarihinde zor
kullanılarak gözaltına alınıyor. Bilecik 2. Jandarma Er Eğitim Tugayı'na
teslim ediliyor. Dini inancı sebebiyle askerlik yapmak istemediğini
ifade etmesi ve emirlere ısrarla uymaması nedeniyle 31 Temmuz 2007
tarihinde tutuklanarak Eskişehir Garnizon Askeri Cezaevi'ne
gönderiliyor.1'nci Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde 4 Ekim
2007 tarihinde yapılan duruşmada iki gün yol izni verilip birliğine
katılması kaydıyla tahliye ediliyor. Askeri birliğe teslim olmaması
üzerine 24 Aralık 2009 tarihinde gözaltına alınarak; Eskişehir Garnizon
Askeri Cezaevi'ne yeniden gönderiliyor. Enver Aydemir, cezaevinde ve
duruşma için askeri kıyafet giymemekte direndiği için 21 Ocak 2010’daki
duruşmaya çıkarılmıyor.
Enver Aydemir, değerleri itibariyle şu ana kadarki vicdani retçilerden
çok farklı. Önceki vicdani retçiler anarşist veya sosyalistken o dindar
bir yurttaş.
Enver Aydemir’in süren şimdilik iki davası var. Bunların ikisi de
askerlik hizmetinden sıyrılmaktır. Soruşturması devam eden ve yakında
yeni bir davaya dönüşmesi beklenen isnat ise ‘milletvekillerini ve
TSK’yı aşağıladığı’ iddiasıdır. Bu isnada gerekçe yapılan şey eşine
yazdığı mektupta kullandığı ifadelerdir.
Enver Aydemir savunmasında ‘Ben vicdani kanaatlerim nedeniyle mevcut
düzende Türkiye Cumhuriyeti adına Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde
askerlik yapamam. Ben Allah’ın ve Kuranı Kerim’in emirlerinin
uygulandığı bir ülke adına askerlik yapabilirim. Yargılamalarım
bittikten sonra askerlik yapmam amacıyla askeri birliğe teslim edilirsem
yine de askerlik yapmayacağım.’ demeye devam ediyor. Aslında fiil tek:
Zorunlu askerliği reddetmek; ancak dava çoktur. Birisi bitmeden diğeri
açılmaktadır.
Enver Aydemir Direnişini Sürdürüyor
Süren iki davasının dışında Enver Aydemir’in tutuklu yargılanmasına
neden olan firar davası 29 Mart 2010 günü sonuçlandı.
Aydemir’in avukatları 1111 sayılı askerlik yasasının 7. maddesinin
Anayasa’nın 72. maddesine aykırı olduğunu bu nedenle Anayasa
Mahkemesi’ne götürülmesi gerektiğini belirttiler. Mahkemenin kişi
bakımından yetkisiz olduğunu; askeri hakimlerin bağımsız olmadığını;
Enver Aydemir’in asker kişi olmadığından; firar suçundan hüküm
verilemeyeceğini söyleyerek beraat kararı talep ettiler. AİHM’nin Osman
Murat Ülke ve Karaçay –Türkiye kararlarını örnek göstererek uluslararası
hükümlerin uygulanmasını istediler. Bu savunmalara rağmen mahkeme
heyetinin görüşü değişmedi. Firar suçu sabit görülerek temyiz yolu açık
olmak üzere 10 ay hapis cezası verildi. Cezaevinde yattığı süreler göz
önüne alınarak aynı zamanda tahliyesine karar verilen Aydemir askeri
inzibatlar tarafından Bilecik’teki 2’nci Jandarma Er Eğitim Tugay
Komutanlığı’na götürülerek teslim edildi.
Enver Aydemir burada askeri kıyafetleri giymesi için verilen emirleri
daha öncesinde olduğu gibi yine dikkate almadı. Bu nedenle hakkında
tutanak tutularak tekrar Eskişehir’e gönderildi ve Askeri Mahkeme’ye
çıkartıldı. Askeri Mahkeme Aydemir’in tutuklanmasına karar verdi.
Aydemir, tutuklanmasının ardından Eskişehir Askeri Cezaevi’ne götürüldü.
|