OLANAKLAR - OLASILIKLAR ORTASINDA BİRLİK ARAYIŞI


M. ÖZLEM


24 Mart 2011


Uzun zamandır devam etmekte olan birlik arayışları ve birlik görüşmeleri belirli bir olgunluğa doğru evrilirken birlik sürecinin geçmişe oranla daha zorlu geçeceğinin işaretleri de belirginleşmeye başlıyor. Zorluğu ortaya çıkaran bizatihi yaşanmışlıklar olunca yaşanmışlıkların önümüze serdiği korku ve kaygılar olunca doğallığında zorluğu aşmak da zorlaşıyor. Süreci geçmiş yöntemlerle veya oldu bittilerle geçiştirme imkanımızın olmadığı ayan beyan ortada olduğu gibi bu yöntemlerin sürecin akamete uğramasının da temel müsebbibi olacağını şimdiden kestirerek samimi ve sahici bir birlik çabasının kaçınılmaz bir şekilde söz konusu yargı, yaşanmışlık ve umutsuzluk dolu beklentilerin bir şekliyle telafi edilerek örülmesi zaruri bir şekilde kendini dayatıyor.

Karl Marx, 18 Brumaire’in girişinde geçmişle bugün arasında bağlantıyı mealen şöyle izah ediyordu. ‘’ Yeniyi yapmak için yola çıkanlar genellikle eskinin yöntemleri ve korkularıyla hareket ederler. Geçmişin hayaletleri bugünün kahramanları olarak önümüze çıkar. Ölüler yaşayanları yönetir.’’ Ölülerin ölmüş parti deneyimlerinin kötücül korkuların kabuslaşmış hayaletlerin önümüzü kararttığı ve düşünsel yapımıza büyük oranda müdahale ettiği bir sürecin içerisinden geçiyoruz. Yaşanmış yanlışlardan yola çıkarak yeni bir yol çizmeye çalışırken, yanlışlardan hareketle çizilen yolun başka bir yanlışa çıkacağını unutuyoruz. Herkesin dar açı zaviyelerinden algılamaya çalıştığı yerde ve oradan birlik sürecinin imkanlarını bizatihi imkansızlık olarak yeniden karşımıza dikilmesine yol açıyor. Geçmiş bütün deneyimler yaşanmış kötü günler bir takım alışkanlıklar düşünme ve hareket etme şekilleri bugüne damgasını vuruyor ve geleceğe gölge düşürüyor. Hayaletler bizi yönetiyor. Teslim olmak ya da geçmişin hayaletleriyle korkularıyla hesaplaşarak yolu yürümek.

Teorik olarak izahi böyle koyduğumuz an diyalektik olarak hayaletlerle hesaplaşıp ve biraz hafife alıp realitenin acımasız yüzünü ortaya serip tüm sorunları aşacağımız zannına kapılabiliriz. Yukarıda izah etmeye çalıştığımız durum yani geçmişin korkularının bugünün davranış tarzına yön verdiği rasyonalitesi bir durum olmaktan öte kendini üreten reel bir düşünüş tarzına dönüşmüştür. Bu hafife alınacak üstünden atlanacak ya da görmezden gelinebilecek bir durum değildir. Korkuları aşmadan korkuları ortaya çıkaran sebepleri sonlandırmadan bir nevi sağlam bir terapi yapmadan çıkılacak yol yenilgiye mahkumdur.

Durumu böyle koyduğumuz an görevi de bir başka türlü tariflemiş oluyoruz. Birliğin gerekliliği ve olanakları üzerine uzun süredir yazıyor aktarımlarda bulunuyoruz. Nitekim bu yazının ilerleyen bölümlerinde bu aktarımlara belki yeniden döneceğiz ancak gereklilikler ve olanaklar olasılıkları göz ardı eden bir yerden ele alınırsa hayaletlerin yön verdiği dünya ile aynı yere düşme tehlikesi bizi beklemektedir. Doğrudur var olan pek çok kaygı umutsuzluk ya da itirazın altında korkuların. Ve geçmişin hayaletlerinin felç ettiği zihinsel düşünüş tarzları vardır. Gözler ve belki de kulaklar dağlanmıştır. Düşünce sabitleşmiş yürek kendini koruma kaygısıyla içe kapanmış olabilir. Ancak bu durumu sanal ve psikolojik bir mesele olarak ele aldığımız an imkanlar ve gereklilik vaazlarıyla ve bir dizi teminatla aşacağımızı sandığımız an biz de benzer bir göz dağlanmasıyla karşı karşıya kalacağız. Sorunun varlığını görmezden gelmek sorunu ortaya çıkaran sebepleri unutarak sorunu esas alan bakış açısı kadar tehlikeli ve tekdüzedir. Kabul edilmelidir ki itiraz sahicidir. Ve ne yazık ki tartışma sürecinde bile yaşanan bir dizi sıkıntı itirazları daha savunulur hale getirmiş gerekçelere bir nevi sahicilik kazandırmış korkuları beslemiş hayaletleri hapsoldukları yerden dışarıya salıvermiştir.

Tam da bu nedenle bir birlik tartışmasına ya da birliğin imkanları tartışmasına imkansızlıkları ortaya koyarak başlamak daha anlamlı olabilir. Bu durumu aynılıklarını ortaya çıkarmaya çalışanların önce ayrılıklarını sergileyerek işe başlaması olarak tarif edebiliriz. Zira aşacağımız şey aynılıklarımız ve benzerliklerimiz değil, farklılıklarımız yani bizi ayrı tutan belki de uzunca bir süre bizi ayrı tutacak olan aykırılıklarımızdır. Şu anda göze görünen görünür olan yani belirginleşmiş olan ne yazık ki benzeşmeler değil farklılaşmalardır. Negatif görünen bu durum tersinden okunduğunda gelecek açısından oldukça pozitif sonuçların çıkmasını sağlayabilir.

İmkansız olandan başlamak

Meseleyi yukarda çizilen minval doğrultusunda koyduğumuz anda devamını ara başlıktaki gibi yürütmek zorunluluktur. Methiyeler ve övgülerle sahte umutlarla göz boyayarak teminatlar vererek taban dediğimiz birliğin esas yürütücüsü unsurları yani meselenin gerçek sahiplerini ikna şansımızın olmadığını bilmek gerekir. Geçmiş deneyimlerden çıkarılması gereken en önemli derslerden biri tabanın kaygılarını gidermeden farklılıklarını görmeden bu kaygıları giderecek kurumsal teminatları yaratmadan yani korkuları ve hayaletleri baskı altına alarak kabuslar dünyasının yerine pembe düşler dünyası ikame ederek  oluşturulacak birliğin başlangıçtan yeni ayrılıklara gebe olduğunu görmek gerek. ‘’ Teorinin rengi gridir. Yaşamınki yeşil.’’ Bir dizi ideolojik tartışmayı tarihsel yada güncel teorik referanslarla pek çok ortak nokta yakalanabilir. Bu ortak noktalardan hareketle benzerlikler ne çıkarılabilir. Hayat teoride dile getirilenin pratikte aynı okunmadığını defalarca bize göstermiştir bizatihi Leninist literatürün kendisi aynı metinlerden aynı okumaların yapılmadığını gösteren somut örnektir. Yan yana yürüdüğümüz dostlarımızla var olan teorik benzerliklerimizin politikanın sıcağında pratiğin keskinliğinde kırılmaya uğrayacağını teorik ve programatik görüşleri yaşama uygularken ciddi farklılıklar yaşayacağımızı peşinen görmek gerekir. Bu pratik farklılığı baştan müjdeleyen yan yana gelmeye çalışan ekiplerin tarihsel örgütlenme ve siyaset yapma anlayışlarıdır. Teorik tespitlerin ön kabulleri bir kenara bırakırsak yani teorik ve ideolojik arka plandan azade bir şekilde çıplak pratiği yani eylemin kendisini ele alırsak beş benzemezin yan yana gelmeye çalıştığını görmek gerekir. Ortada duran çıplak gerçek yan yana gelmeye çalışan ekiplerin siyaset tarzlarında önemli farklılıkların olduğudur.

Tarza ait olan farklılaşmayı aşacak bir sürecin yaşanmadığı da bilinmelidir. Ne yazık ki bizi daha fazla yakınlaştırması arada ki farklılıkları gidererek yoldaşlaştırması gereken operasyon süreci ters bir işleyiş yaratmış geçmiş pratik deneyimlerin oluşturduğu sıcak havayı dağıtmış ve neredeyse hayatımızı buzul iklimine teslim etmiştir. Tek taraflı eleştiri yola getirme çabaları ve uslandırma arayışları birlik beklentisine ağır darbe vurmuştur. Bu durum en azından SDP safları açısından böyledir. SDP’liler birlik coğrafyasına kalın elbiseler giyerek çıkmak gibi bir psikolojiye sahiptir. Zira parti organlarından yerel örgütlere ve gençliğe kadar nefes aldığımız her yerde birlik adına içimize çektiğimiz hava ciğerlerimizi üşütecek kadar soğuktur. Bu bir realitedir. SDP’nin en üst temsilcileri ve organları aracılığıyla sürecin başında ortaya koyduğu çizgi açıklık çizgisidir. Bu çizgi bir yanıyla yapılan görüşmelerin ve alınan yolun tabanın inisiyatifi ve oluruyla yürütülmesi anlamına gelirken, diğer yanıyla sıkıntı ve sorunların da bütün tabanla birlikte tartışılması ve aşılacaksa birlikte aşılması anlamına gelir. SDP geçmiş deneyimlerinden hiçbir şey edinmemişse bu dersi edinmiştir. Açıklık demokrasinin teminatıdır. Ve tabanla kurulacak güven ilişkisi ancak böylesi bir işleyişle mümkündür. SDP yönetici kadroları kendilerini seçen SDP’nin aslı unsurlarının sözcülerinden başka bir şey değildirler. Kendilerine herhangi bir üyeden daha fazla bir yetki ya da yetkinlik addetmezler. Bu bağlamda tüm SDP tabanı bilirken partinin attığı her adım ortak adımdır. SDP yöneticilerinin SDP üyelerine rağmen adım atma şansı yoktur. Böyle bir anlayışları da zaten yoktur. Bu bağlamda birlik sürecinin kendisinin ya da bu yolda yapılacak tartışmaların kendisinin bir şekliyle SDP’nin kendisine yönelik bir tartışma olarak algılanması gerekir. Bu günü nasıl kuruyorsanız yarını öyle şekillendirirsiniz. Bu tartışma bir şekliyle SDP’nin kedi iç tartışmasıdır. Birlik tartışması bizim için dışsal bir olgu değil içsel bir meseledir. Kabul edilmelidir ki geçmiş birlik deneyimlerinin bizde oluşturduğu farklı siyasal oluşumlara dair her çeşit korkulu yargının kendi pratik deneyimimize de ait olduğu bir realitedir. Yaşanan başarısızlıkları salt dışsal sebeplerle açıklamak savunduğumuz dünya görüşünün doğasına aykırıdır. Teorik ve pratik güvensizlikler bu güvensizliklere sebep olan davranış tarzları uzunca bir süre bizim hayatımıza da damgasını vurmuştur. Bu sebeple olsa gerek başkalarıyla birlik aramaya çıktığımız her süreçten biz bölünerek çıktık. Ve artık SDP tabanının yeni bir bölünmeye tahammülü yok.

Yaşadığımız bölünmelerden, dışsal değil içsel bölünmelerden öğrenerek gelmiş olmanın rahatı SDP’nin son iki üç yılına damgasını vurmuştur. Bugün yeni bir yola girerken politik açıklığın ve güvenin tesisi için yaşamsal teorik ve politik tevazünün önemini bilerek yani en tepeyle en dibi eşitleyerek kurulan bir hayata güveniyoruz. SDP kadroları seçilmiş yöneticileri ve önderleri en tepeye eleştirmekten ve en yeniye hesap vermekten kaçınmıyor. Bu durum SDP’nin kendi birliğinin teminatını oluşturuyor. Eleştiri ve özeleştiri mekanizmasının kurumsal bir zemine oturması eylem birliğinin güvencesi haline geliyor. Tartışmanın özgürce yapılması azınlık çoğunluk ilişkisinin kurulmasını sağlıyor. Bu durum homojenleşme arayışına son veriyor. Geçmişin şeflik anlayışlarını yıkıyor. Yaşadığımız tarihsel deneyim bize eleştirilemeyecek yanlışları ortaya dökülmeyecek ve hesap sorulamayacak hiç kimsenin olmadığını göstermiştir.

Doğal olarak kendi hayatını böyle örenler bir birlik sürecinde olası sorunlarında bu içerikle aşılmasını beklerler kendi içerisinde dönem dönem sert tartışmalar yürütebilenler farklılıkları meşru görüp azınlık çoğunluk ilişkisini peşinen kabul edenler politik pratikteki farklılıkları hareketin kendi sıcaklığında tolere edenler başkalarıyla da hayatı böyle kurarlar. Nitekim bu bakış açısıdır ki operasyona karşı sıra kimde faaliyetinde hiç benzemezlerin yan yana omuz omuza yürümesini sağlamıştır. Korkular aşılmak içindir yaşatılmak ve büyütülmek için değil. Korkular temkinli olmayı getirir durmayı değil. Cesaret hiç korkmamak değildir. Cesaret korkuya rağmen yürümeyi bilmektir.

Korkuya rağmen yürüyebilmek için korkuyu ortaya çıkaran sebepleri de algılamak ve tartışmak gerekir. En derin korku iç bölünme korkusudur. İç bölünmeyi yaratan temel olgu hayal kırıklıklarını besleyen esas motif strateji taktik ve beklentilerin aynı düzeyde oluşturulmamış olmasıdır. Geçmiş deneyimler bize göstermiştir ki yönetici heyetle tabanın birlik süreçlerine girerken gizli ajandalarına yazdıkları taktikler bu taktiklerin oluşturdukları beklentiler aynı düzeyde değildir. Beklentiyi çok yukardan kurmuş olmanın faturasını hayal kırıklıklarının derinliğiyle ödedik. Hayal kırıklığının büyüklüğü içerde güvensizliğin oluşmasını tetikledi. Bu nedenle SDP tabanında içine girilen birlik sürecine karşı baştan geçmişin hayal kırıklıklarının izlerinin varlığını peşinen kabul etmek gerekir. Bu kabul ediş doğallığında sıkıntıları alenen ortaya koymayı gerektirir. İç tartışma birlik övgüleri üzerinden değil ya da imkanları üzerinden değil imkansızlıklar üzerinden yürütülmelidir.

 Bu nokta da üzerinde özenle durulması gereken şey birlik sürecine dair oluşmuş olan korku ve kaygıların bizatihi birlik sürecinden çok SDP yönetici kadrolarına yönelik olarak da mevcut olduğu gerçekliğidir. İtiraz edilmesi gerek şey tam da burasıdır. Geçmişin hayaletleri ve korkularının gözleri bağladığı yer tam da burasıdır. Bu korkularla dile getirilen kaygıların haksızlık boyutuna ulaştığı yer burasıdır. Kısa sürece damgasını vuran politik yaşam yönetici kadroların yaş durumları bilcümle SDP’nin yaş ortalaması tabanla yöneticiler arasında ne ruh ne de duygusal açıdan ne de politika ve bedel açısından hiçbir farkın olmadığını gösterir. Kendilerine haksızlık yapılacağı beklentisi içerisinde olanlar geçmişin efsanelerine bağlanıp bugün bilgileri dışında adımların atılacağını sananlar bu korkularla kulaklarını dikmiş ve dillerini giderek keskinleştirmekte olanlar, korkuları ve kaygıları kenara koyup asla terk etmeden ama bir kenara koyup güven sorgusundan geçirdikleri kadrolara bir kere daha bakmalıdırlar. Bakılan aynadır. Kaygılanılan kadrolar bakanların kendi içinden çıkardıklarıdır ve muhtemelen devletin saldırısı altında aynaya bakanlar bilmelidir aynadaki sıra onlarındır. Güven sorgusunu besleyerek yürümek haksız ve yanlıştır. Kabul edilmelidir ki bu sorgu kısa erimlerle bumerang misali kendine dönecektir. Haksızlıktır çünkü bu sorguyu yaptıracak hiçbir gerekçe hiçbir olay ve hiçbir zemin yoktur. Haksızlıktır çünkü bırakın sorguyu yaptırmayı sorguyu yok sayacak kadar çok yaşanmışlık ve devam eden yaşam vardır. Güven bizim yegâne tutunduğumuz daldır. Güveni pekiştiren SDP’nin iç hayatıdır.
Anlatılanlardan yola çıkılarak varılacak sonuç ayrılıkların aynılıklardan fazla olduğu olarak algılanılabilir. Fakat kabul edilmelidir ki ayrılık olarak öne çıkanlar bizatihi SDP’nin kendi içerisinde aşmaya çalıştığı şeylerdir. Rekabet dünyasından dayanışma coğrafyasına geçiş sanıldığı kadar kolay değildir. Ve eğer ayrılık olarak öne çıkanlar politik pratiğe dair ise doğalında ��özüm yeri politik pratiğin kurumsal ve hukuksal zeminidir. Kendi içerisinde çoğulculuğu meşru görenler mesela lise oluşumunun çok daha renkli zeminini yadırgamadan kapsayabilenler politik kurumsal yapılarla bunu elbette başarabilirler. Fakat birlik sürecinde esas aşılması gereken şeyin ideolojik teorik meseleler değil politik pratik meseleler olduğu da aşikardır. Bu sorunları tartışma ve ikna yoluyla aşmaya çalışmaksa daha en başta söylediğimiz düz bakışa tekabül eder. Pratik farklılıklar sözcüklerin sihriyle çözülmez. Sihirbazların ve büyücülerin dünyası geçmişte kaldı. Yapılması gereken politik pratik farklılıkları aşmak için değil ortaklaştırmak için çaba göstermektir. Mozaik olmak için değil renkli olabilmek için uğraşmak gerekir. Tartışma aynılaşmayı arzu etmiyorsa eğer farklılıkların uzunca bir süre farklılıklarıyla yaşayacağını ön kabul alarak yürütülecekse eğer kaçınılma olarak bu farklılıkların birlikte yürüyebileceği kurumsal mekanizma üzerine yoğunlaşmalıdır.

Anlatılanların ışığında birlik meselesi ele alındığı takdirde -ki tüm bu yazılanların yazıyı yazanın görüşleri olarak kabul edilmesi gerekir- çözüm yolunun da politik pratikteki farklılıkları büyümenin ve gelişmenin zengin deneyim birikimi olarak algılayacak hayatın çok yönlülüğüne bu zenginlikten cevaplar üretebilecek bir kurumsal zeminin inşası meselesinin birlik sürecinin en önemli meselesi olduğu görülür. Böylesi bir zemin geçmişin farklılıkları farklılıkların beslediği kişisel yargıların refleksleri ve duyguları yok sayan mutabakat zeminlerinin yerine temsil gücünü fikirsel ve sayısal temsil gücünü temel alan azınlık çoğunluk ilişkisine yaslanan bir hatta sahip olması gerektiği görülür. Hiç kimseden bir sürü şeyi beklememek gerekir. Ve yine hiç kimseden kabul etmediği bir öneriye parmak kaldırmasını beklememek gerekir. Demokratik olgunluk demokratik işleyişi peşinen kabulü gerektirir.

Bitirirken

Olasılıklar üzerine bütün yazılanlar olanakların heba edilmemesini ön kabul eder. Sorunları ve yaşanan sıkıntıları ortaya koymak birliğe karşı olmak anlamına gelmez ve dahi birliğin gereksizliğini de ispat etmez tam tersine birliği gerektiren koşullar sübjektif sebeplerin ilerisinde sınıflar mücadelesinin objektif dayatmalarıdır. Çevremizi sarmalayan halk hareketleri bir kere daha ortaya koymuştur ki militan sınıf hareketine yaslanan bir önderlik yoksa devrim uzak bir hayaldir. Bu halk hareketleri bize göstermiştir ki toplumsal öfke hiç beklenilmeyen yerde patlayabilmektedir. Böylesi bir patlamayı yakalayabilecek ve ona önderlik edebilecek politik ve kadrosal gücünüz yoksa hegomonik bir önderlik kurmamışsınız tarih kimseyi affetmeyecektir. Tarih önünde hesap vermek bu anlama gelir.

Sadece çevremizi saran halk hareketleri değil işçi sınıfının yüz yüze kaldığı saldırılar seçim süreci ve Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikaları Türkiye sosyalist hareketinde enternasyonalist devrimci bir önderliği ihtiyaç haline getirmektedir. Birlik sürecine bu içerikle bakmak bir yandan birliği gerektiren koşulları analizlemek öte yandan sorunları ve sıkıntıları ortaya dökerek taktiksel stratejik netliğe ulaşmak iç bölünme korkularını aşabilecek bir işleyiş yaratmak birlik sürecinin sağlıklı işlemesinin de güvencesi olacaktır. Tüm bu yazılanlar aynı zamanda sürecin taraflarına söz konusu sıkıntıları besleyen değil tüketen bir davranış tarzının geliştirilmesi görevini de dayatır.

 


Loading