Uzun zamandır devam etmekte olan birlik arayışları
ve birlik görüşmeleri belirli bir olgunluğa doğru evrilirken birlik
sürecinin geçmişe oranla daha zorlu geçeceğinin işaretleri de
belirginleşmeye başlıyor. Zorluğu ortaya çıkaran bizatihi yaşanmışlıklar
olunca yaşanmışlıkların önümüze serdiği korku ve kaygılar olunca
doğallığında zorluğu aşmak da zorlaşıyor. Süreci geçmiş yöntemlerle veya
oldu bittilerle geçiştirme imkanımızın olmadığı ayan beyan ortada olduğu
gibi bu yöntemlerin sürecin akamete uğramasının da temel müsebbibi
olacağını şimdiden kestirerek samimi ve sahici bir birlik çabasının
kaçınılmaz bir şekilde söz konusu yargı, yaşanmışlık ve umutsuzluk dolu
beklentilerin bir şekliyle telafi edilerek örülmesi zaruri bir şekilde
kendini dayatıyor.
Karl Marx, 18 Brumaire’in girişinde geçmişle bugün
arasında bağlantıyı mealen şöyle izah ediyordu. ‘’ Yeniyi yapmak için
yola çıkanlar genellikle eskinin yöntemleri ve korkularıyla hareket
ederler. Geçmişin hayaletleri bugünün kahramanları olarak önümüze çıkar.
Ölüler yaşayanları yönetir.’’ Ölülerin ölmüş parti deneyimlerinin
kötücül korkuların kabuslaşmış hayaletlerin önümüzü kararttığı ve
düşünsel yapımıza büyük oranda müdahale ettiği bir sürecin içerisinden
geçiyoruz. Yaşanmış yanlışlardan yola çıkarak yeni bir yol çizmeye
çalışırken, yanlışlardan hareketle çizilen yolun başka bir yanlışa
çıkacağını unutuyoruz. Herkesin dar açı zaviyelerinden algılamaya
çalıştığı yerde ve oradan birlik sürecinin imkanlarını bizatihi
imkansızlık olarak yeniden karşımıza dikilmesine yol açıyor. Geçmiş
bütün deneyimler yaşanmış kötü günler bir takım alışkanlıklar düşünme ve
hareket etme şekilleri bugüne damgasını vuruyor ve geleceğe gölge
düşürüyor. Hayaletler bizi yönetiyor. Teslim olmak ya da geçmişin
hayaletleriyle korkularıyla hesaplaşarak yolu yürümek.
Teorik olarak izahi böyle koyduğumuz an diyalektik
olarak hayaletlerle hesaplaşıp ve biraz hafife alıp realitenin acımasız
yüzünü ortaya serip tüm sorunları aşacağımız zannına kapılabiliriz.
Yukarıda izah etmeye çalıştığımız durum yani geçmişin korkularının
bugünün davranış tarzına yön verdiği rasyonalitesi bir durum olmaktan
öte kendini üreten reel bir düşünüş tarzına dönüşmüştür. Bu hafife
alınacak üstünden atlanacak ya da görmezden gelinebilecek bir durum
değildir. Korkuları aşmadan korkuları ortaya çıkaran sebepleri
sonlandırmadan bir nevi sağlam bir terapi yapmadan çıkılacak yol
yenilgiye mahkumdur.
Durumu böyle koyduğumuz an görevi de bir başka
türlü tariflemiş oluyoruz. Birliğin gerekliliği ve olanakları üzerine
uzun süredir yazıyor aktarımlarda bulunuyoruz. Nitekim bu yazının
ilerleyen bölümlerinde bu aktarımlara belki yeniden döneceğiz ancak
gereklilikler ve olanaklar olasılıkları göz ardı eden bir yerden ele
alınırsa hayaletlerin yön verdiği dünya ile aynı yere düşme tehlikesi
bizi beklemektedir. Doğrudur var olan pek çok kaygı umutsuzluk ya da
itirazın altında korkuların. Ve geçmişin hayaletlerinin felç ettiği
zihinsel düşünüş tarzları vardır. Gözler ve belki de kulaklar
dağlanmıştır. Düşünce sabitleşmiş yürek kendini koruma kaygısıyla içe
kapanmış olabilir. Ancak bu durumu sanal ve psikolojik bir mesele olarak
ele aldığımız an imkanlar ve gereklilik vaazlarıyla ve bir dizi
teminatla aşacağımızı sandığımız an biz de benzer bir göz dağlanmasıyla
karşı karşıya kalacağız. Sorunun varlığını görmezden gelmek sorunu
ortaya çıkaran sebepleri unutarak sorunu esas alan bakış açısı kadar
tehlikeli ve tekdüzedir. Kabul edilmelidir ki itiraz sahicidir. Ve ne
yazık ki tartışma sürecinde bile yaşanan bir dizi sıkıntı itirazları
daha savunulur hale getirmiş gerekçelere bir nevi sahicilik kazandırmış
korkuları beslemiş hayaletleri hapsoldukları yerden dışarıya
salıvermiştir.
Tam da bu nedenle bir birlik tartışmasına ya da
birliğin imkanları tartışmasına imkansızlıkları ortaya koyarak başlamak
daha anlamlı olabilir. Bu durumu aynılıklarını ortaya çıkarmaya
çalışanların önce ayrılıklarını sergileyerek işe başlaması olarak tarif
edebiliriz. Zira aşacağımız şey aynılıklarımız ve benzerliklerimiz
değil, farklılıklarımız yani bizi ayrı tutan belki de uzunca bir süre
bizi ayrı tutacak olan aykırılıklarımızdır. Şu anda göze görünen görünür
olan yani belirginleşmiş olan ne yazık ki benzeşmeler değil
farklılaşmalardır. Negatif görünen bu durum tersinden okunduğunda
gelecek açısından oldukça pozitif sonuçların çıkmasını sağlayabilir.
İmkansız olandan başlamak
Meseleyi yukarda çizilen minval doğrultusunda
koyduğumuz anda devamını ara başlıktaki gibi yürütmek zorunluluktur.
Methiyeler ve övgülerle sahte umutlarla göz boyayarak teminatlar vererek
taban dediğimiz birliğin esas yürütücüsü unsurları yani meselenin gerçek
sahiplerini ikna şansımızın olmadığını bilmek gerekir. Geçmiş
deneyimlerden çıkarılması gereken en önemli derslerden biri tabanın
kaygılarını gidermeden farklılıklarını görmeden bu kaygıları giderecek
kurumsal teminatları yaratmadan yani korkuları ve hayaletleri baskı
altına alarak kabuslar dünyasının yerine pembe düşler dünyası ikame
ederek oluşturulacak birliğin başlangıçtan yeni ayrılıklara gebe
olduğunu görmek gerek. ‘’ Teorinin rengi gridir. Yaşamınki yeşil.’’ Bir
dizi ideolojik tartışmayı tarihsel yada güncel teorik referanslarla pek
çok ortak nokta yakalanabilir. Bu ortak noktalardan hareketle
benzerlikler ne çıkarılabilir. Hayat teoride dile getirilenin pratikte
aynı okunmadığını defalarca bize göstermiştir bizatihi Leninist
literatürün kendisi aynı metinlerden aynı okumaların yapılmadığını
gösteren somut örnektir. Yan yana yürüdüğümüz dostlarımızla var olan
teorik benzerliklerimizin politikanın sıcağında pratiğin keskinliğinde
kırılmaya uğrayacağını teorik ve programatik görüşleri yaşama uygularken
ciddi farklılıklar yaşayacağımızı peşinen görmek gerekir. Bu pratik
farklılığı baştan müjdeleyen yan yana gelmeye çalışan ekiplerin tarihsel
örgütlenme ve siyaset yapma anlayışlarıdır. Teorik tespitlerin ön
kabulleri bir kenara bırakırsak yani teorik ve ideolojik arka plandan
azade bir şekilde çıplak pratiği yani eylemin kendisini ele alırsak beş
benzemezin yan yana gelmeye çalıştığını görmek gerekir. Ortada duran
çıplak gerçek yan yana gelmeye çalışan ekiplerin siyaset tarzlarında
önemli farklılıkların olduğudur.
Tarza ait olan farklılaşmayı aşacak bir sürecin
yaşanmadığı da bilinmelidir. Ne yazık ki bizi daha fazla yakınlaştırması
arada ki farklılıkları gidererek yoldaşlaştırması gereken operasyon
süreci ters bir işleyiş yaratmış geçmiş pratik deneyimlerin oluşturduğu
sıcak havayı dağıtmış ve neredeyse hayatımızı buzul iklimine teslim
etmiştir. Tek taraflı eleştiri yola getirme çabaları ve uslandırma
arayışları birlik beklentisine ağır darbe vurmuştur. Bu durum en azından
SDP safları açısından böyledir. SDP’liler birlik coğrafyasına kalın
elbiseler giyerek çıkmak gibi bir psikolojiye sahiptir. Zira parti
organlarından yerel örgütlere ve gençliğe kadar nefes aldığımız her
yerde birlik adına içimize çektiğimiz hava ciğerlerimizi üşütecek kadar
soğuktur. Bu bir realitedir. SDP’nin en üst temsilcileri ve organları
aracılığıyla sürecin başında ortaya koyduğu çizgi açıklık çizgisidir. Bu
çizgi bir yanıyla yapılan görüşmelerin ve alınan yolun tabanın
inisiyatifi ve oluruyla yürütülmesi anlamına gelirken, diğer yanıyla
sıkıntı ve sorunların da bütün tabanla birlikte tartışılması ve
aşılacaksa birlikte aşılması anlamına gelir. SDP geçmiş deneyimlerinden
hiçbir şey edinmemişse bu dersi edinmiştir. Açıklık demokrasinin
teminatıdır. Ve tabanla kurulacak güven ilişkisi ancak böylesi bir
işleyişle mümkündür. SDP yönetici kadroları kendilerini seçen SDP’nin
aslı unsurlarının sözcülerinden başka bir şey değildirler. Kendilerine
herhangi bir üyeden daha fazla bir yetki ya da yetkinlik addetmezler. Bu
bağlamda tüm SDP tabanı bilirken partinin attığı her adım ortak adımdır.
SDP yöneticilerinin SDP üyelerine rağmen adım atma şansı yoktur. Böyle
bir anlayışları da zaten yoktur. Bu bağlamda birlik sürecinin kendisinin
ya da bu yolda yapılacak tartışmaların kendisinin bir şekliyle SDP’nin
kendisine yönelik bir tartışma olarak algılanması gerekir. Bu günü nasıl
kuruyorsanız yarını öyle şekillendirirsiniz. Bu tartışma bir şekliyle
SDP’nin kedi iç tartışmasıdır. Birlik tartışması bizim için dışsal bir
olgu değil içsel bir meseledir. Kabul edilmelidir ki geçmiş birlik
deneyimlerinin bizde oluşturduğu farklı siyasal oluşumlara dair her
çeşit korkulu yargının kendi pratik deneyimimize de ait olduğu bir
realitedir. Yaşanan başarısızlıkları salt dışsal sebeplerle açıklamak
savunduğumuz dünya görüşünün doğasına aykırıdır. Teorik ve pratik
güvensizlikler bu güvensizliklere sebep olan davranış tarzları uzunca
bir süre bizim hayatımıza da damgasını vurmuştur. Bu sebeple olsa gerek
başkalarıyla birlik aramaya çıktığımız her süreçten biz bölünerek
çıktık. Ve artık SDP tabanının yeni bir bölünmeye tahammülü yok.
Yaşadığımız bölünmelerden, dışsal değil içsel
bölünmelerden öğrenerek gelmiş olmanın rahatı SDP’nin son iki üç yılına
damgasını vurmuştur. Bugün yeni bir yola girerken politik açıklığın ve
güvenin tesisi için yaşamsal teorik ve politik tevazünün önemini bilerek
yani en tepeyle en dibi eşitleyerek kurulan bir hayata güveniyoruz. SDP
kadroları seçilmiş yöneticileri ve önderleri en tepeye eleştirmekten ve
en yeniye hesap vermekten kaçınmıyor. Bu durum SDP’nin kendi birliğinin
teminatını oluşturuyor. Eleştiri ve özeleştiri mekanizmasının kurumsal
bir zemine oturması eylem birliğinin güvencesi haline geliyor.
Tartışmanın özgürce yapılması azınlık çoğunluk ilişkisinin kurulmasını
sağlıyor. Bu durum homojenleşme arayışına son veriyor. Geçmişin şeflik
anlayışlarını yıkıyor. Yaşadığımız tarihsel deneyim bize
eleştirilemeyecek yanlışları ortaya dökülmeyecek ve hesap sorulamayacak
hiç kimsenin olmadığını göstermiştir.
Doğal olarak kendi hayatını böyle örenler bir
birlik sürecinde olası sorunlarında bu içerikle aşılmasını beklerler
kendi içerisinde dönem dönem sert tartışmalar yürütebilenler
farklılıkları meşru görüp azınlık çoğunluk ilişkisini peşinen kabul
edenler politik pratikteki farklılıkları hareketin kendi sıcaklığında
tolere edenler başkalarıyla da hayatı böyle kurarlar. Nitekim bu bakış
açısıdır ki operasyona karşı sıra kimde faaliyetinde hiç benzemezlerin
yan yana omuz omuza yürümesini sağlamıştır. Korkular aşılmak içindir
yaşatılmak ve büyütülmek için değil. Korkular temkinli olmayı getirir
durmayı değil. Cesaret hiç korkmamak değildir. Cesaret korkuya rağmen
yürümeyi bilmektir.
Korkuya rağmen yürüyebilmek için korkuyu ortaya
çıkaran sebepleri de algılamak ve tartışmak gerekir. En derin korku iç
bölünme korkusudur. İç bölünmeyi yaratan temel olgu hayal kırıklıklarını
besleyen esas motif strateji taktik ve beklentilerin aynı düzeyde
oluşturulmamış olmasıdır. Geçmiş deneyimler bize göstermiştir ki
yönetici heyetle tabanın birlik süreçlerine girerken gizli ajandalarına
yazdıkları taktikler bu taktiklerin oluşturdukları beklentiler aynı
düzeyde değildir. Beklentiyi çok yukardan kurmuş olmanın faturasını
hayal kırıklıklarının derinliğiyle ödedik. Hayal kırıklığının büyüklüğü
içerde güvensizliğin oluşmasını tetikledi. Bu nedenle SDP tabanında
içine girilen birlik sürecine karşı baştan geçmişin hayal
kırıklıklarının izlerinin varlığını peşinen kabul etmek gerekir. Bu
kabul ediş doğallığında sıkıntıları alenen ortaya koymayı gerektirir. İç
tartışma birlik övgüleri üzerinden değil ya da imkanları üzerinden değil
imkansızlıklar üzerinden yürütülmelidir.
Bu nokta da üzerinde özenle durulması gereken
şey birlik sürecine dair oluşmuş olan korku ve kaygıların bizatihi
birlik sürecinden çok SDP yönetici kadrolarına yönelik olarak da mevcut
olduğu gerçekliğidir. İtiraz edilmesi gerek şey tam da burasıdır.
Geçmişin hayaletleri ve korkularının gözleri bağladığı yer tam da
burasıdır. Bu korkularla dile getirilen kaygıların haksızlık boyutuna
ulaştığı yer burasıdır. Kısa sürece damgasını vuran politik yaşam
yönetici kadroların yaş durumları bilcümle SDP’nin yaş ortalaması
tabanla yöneticiler arasında ne ruh ne de duygusal açıdan ne de politika
ve bedel açısından hiçbir farkın olmadığını gösterir. Kendilerine
haksızlık yapılacağı beklentisi içerisinde olanlar geçmişin efsanelerine
bağlanıp bugün bilgileri dışında adımların atılacağını sananlar bu
korkularla kulaklarını dikmiş ve dillerini giderek keskinleştirmekte
olanlar, korkuları ve kaygıları kenara koyup asla terk etmeden ama bir
kenara koyup güven sorgusundan geçirdikleri kadrolara bir kere daha
bakmalıdırlar. Bakılan aynadır. Kaygılanılan kadrolar bakanların kendi
içinden çıkardıklarıdır ve muhtemelen devletin saldırısı altında aynaya
bakanlar bilmelidir aynadaki sıra onlarındır. Güven sorgusunu besleyerek
yürümek haksız ve yanlıştır. Kabul edilmelidir ki bu sorgu kısa
erimlerle bumerang misali kendine dönecektir. Haksızlıktır çünkü bu
sorguyu yaptıracak hiçbir gerekçe hiçbir olay ve hiçbir zemin yoktur.
Haksızlıktır çünkü bırakın sorguyu yaptırmayı sorguyu yok sayacak kadar
çok yaşanmışlık ve devam eden yaşam vardır. Güven bizim yegâne
tutunduğumuz daldır. Güveni pekiştiren SDP’nin iç hayatıdır.
Anlatılanlardan yola çıkılarak varılacak sonuç ayrılıkların
aynılıklardan fazla olduğu olarak algılanılabilir. Fakat kabul
edilmelidir ki ayrılık olarak öne çıkanlar bizatihi SDP’nin kendi
içerisinde aşmaya çalıştığı şeylerdir. Rekabet dünyasından dayanışma
coğrafyasına geçiş sanıldığı kadar kolay değildir. Ve eğer ayrılık
olarak öne çıkanlar politik pratiğe dair ise doğalında ��özüm yeri
politik pratiğin kurumsal ve hukuksal zeminidir. Kendi içerisinde
çoğulculuğu meşru görenler mesela lise oluşumunun çok daha renkli
zeminini yadırgamadan kapsayabilenler politik kurumsal yapılarla bunu
elbette başarabilirler. Fakat birlik sürecinde esas aşılması gereken
şeyin ideolojik teorik meseleler değil politik pratik meseleler olduğu
da aşikardır. Bu sorunları tartışma ve ikna yoluyla aşmaya çalışmaksa
daha en başta söylediğimiz düz bakışa tekabül eder. Pratik farklılıklar
sözcüklerin sihriyle çözülmez. Sihirbazların ve büyücülerin dünyası
geçmişte kaldı. Yapılması gereken politik pratik farklılıkları aşmak
için değil ortaklaştırmak için çaba göstermektir. Mozaik olmak için
değil renkli olabilmek için uğraşmak gerekir. Tartışma aynılaşmayı arzu
etmiyorsa eğer farklılıkların uzunca bir süre farklılıklarıyla
yaşayacağını ön kabul alarak yürütülecekse eğer kaçınılma olarak bu
farklılıkların birlikte yürüyebileceği kurumsal mekanizma üzerine
yoğunlaşmalıdır.
Anlatılanların ışığında birlik meselesi ele
alındığı takdirde -ki tüm bu yazılanların yazıyı yazanın görüşleri
olarak kabul edilmesi gerekir- çözüm yolunun da politik pratikteki
farklılıkları büyümenin ve gelişmenin zengin deneyim birikimi olarak
algılayacak hayatın çok yönlülüğüne bu zenginlikten cevaplar
üretebilecek bir kurumsal zeminin inşası meselesinin birlik sürecinin en
önemli meselesi olduğu görülür. Böylesi bir zemin geçmişin farklılıkları
farklılıkların beslediği kişisel yargıların refleksleri ve duyguları yok
sayan mutabakat zeminlerinin yerine temsil gücünü fikirsel ve sayısal
temsil gücünü temel alan azınlık çoğunluk ilişkisine yaslanan bir hatta
sahip olması gerektiği görülür. Hiç kimseden bir sürü şeyi beklememek
gerekir. Ve yine hiç kimseden kabul etmediği bir öneriye parmak
kaldırmasını beklememek gerekir. Demokratik olgunluk demokratik işleyişi
peşinen kabulü gerektirir.
Bitirirken
Olasılıklar üzerine bütün yazılanlar olanakların
heba edilmemesini ön kabul eder. Sorunları ve yaşanan sıkıntıları ortaya
koymak birliğe karşı olmak anlamına gelmez ve dahi birliğin
gereksizliğini de ispat etmez tam tersine birliği gerektiren koşullar
sübjektif sebeplerin ilerisinde sınıflar mücadelesinin objektif
dayatmalarıdır. Çevremizi sarmalayan halk hareketleri bir kere daha
ortaya koymuştur ki militan sınıf hareketine yaslanan bir önderlik yoksa
devrim uzak bir hayaldir. Bu halk hareketleri bize göstermiştir ki
toplumsal öfke hiç beklenilmeyen yerde patlayabilmektedir. Böylesi bir
patlamayı yakalayabilecek ve ona önderlik edebilecek politik ve kadrosal
gücünüz yoksa hegomonik bir önderlik kurmamışsınız tarih kimseyi
affetmeyecektir. Tarih önünde hesap vermek bu anlama gelir.
Sadece çevremizi saran halk hareketleri değil işçi
sınıfının yüz yüze kaldığı saldırılar seçim süreci ve Kürt sorunundaki
çözümsüzlük politikaları Türkiye sosyalist hareketinde enternasyonalist
devrimci bir önderliği ihtiyaç haline getirmektedir. Birlik sürecine bu
içerikle bakmak bir yandan birliği gerektiren koşulları analizlemek öte
yandan sorunları ve sıkıntıları ortaya dökerek taktiksel stratejik
netliğe ulaşmak iç bölünme korkularını aşabilecek bir işleyiş yaratmak
birlik sürecinin sağlıklı işlemesinin de güvencesi olacaktır. Tüm bu
yazılanlar aynı zamanda sürecin taraflarına söz konusu sıkıntıları
besleyen değil tüketen bir davranış tarzının geliştirilmesi görevini de
dayatır.