![]() |
![]() |
|
|
SİZİN CANINIZ KAÇ PARA? M.
ÖZLEM
27 Şubat 2010 |
||
|
3. sınıf bir aksiyon filmi, Balıkesir’deki grizu patlaması ardından sorumlu bakanın açıklamasıyla yeniden akla geldi. Hollywood’un ünlü aksiyonerlerinden biri yüksek paralarla insan avı düzenleyen bir çeteyle dövüşüyordu. Ülkenin zenginleri parayla neleri satın alabileceklerini sınarken, insan canının bedeli olduğunu, bu bedeli ödediklerinde insan avına çıkabileceklerini görüyorlar ve avı düzenleyen çeteyle anlaşıyorlardı. Kapitalizmin her şeyi meta haline getirme eğilimi gösterir. Emek-gücünü de metalaştırır. Kapitalist mantığa göre doğa ve toplumdaki her şeyin değişim değeri üzerinden bir karşılığı vardır. Meta alınıp satılabilen nesnedir. Her şeyin metalaşması beraberinde satın alınamayacak ve satılmayacak hiçbir şeyin olmayacağı olgusunu getirir. Emek-gücünü satın alanlar değerleri ve inançları da satın alabileceklerine inanırlar. Televizyonlardaki reklamlar hep bu olgu üzerinden şekillenir. Paranın satın alamayacağı şeyi kredi kartı satın alır! Kapitalistin gözünde parayla satın alınamayacak hiçbir şey yoktur. Onun tanrısı paradır. Paraya tapar. Elindeki kılıç paradır, parayla keser. Paradan konuşur, parayı sever. Para onun için hayatın kaynağıdır. Emek-gücünü de satın alır, bedeni de, canı da… Metanın değeri onu üretmek için harcanan emek ve zamanla ölçülür. Emek-gücünün meta değeri olarak harcanan gücün, harcanan eforun, ortaya konan emeğin üretim değeri üzerinden saptanır. Kapitalist, işçiye makinesinden daha kötü gözle bakar. İşçinin emek-gücü ücret olarak ödenirken toplumsal yaşam standardı temel alınır ve bu yaşam standardı işçiyle patron için, hatta İstanbul’la Muş için, Mardin için aynı değildir. Sözün özü işçi karın tokluğuna çalışır. Oysa makine kıymetlidir. İşçi ölür, yerine binlercesi gelir. Makine zarar görür, patron kendi cebinden harcar. Metanın, emek-gücünün, hatta piyasaya sürülen kadın bedeninin bir fiyatı vardır. İnsan canının maliyeti nasıl hesaplanır? Ar duygusunun çatladığı günlerden geçiyoruz. İnsan canına bedel biçilen günlerden geçiyoruz. İlk olarak Bursa’daki grizu patlamasında tanık olmuştuk. Madenin sahibi hayatını kaybeden işçiler için ölüm başına verdiği parayı, afiş ve ilanlarla duyuruyordu. Ve bir işçi ölmediğine yakınıyordu. Canın bir bedeli vardır. Ve yaşamın bedeli, canın bedelinden ucuzdur. Ölümler durmadı. Tuzla’da hiç durmadı. Madenlerde de hiç durmadı. Devlet bakanı Balıkesir’deki grizu patlamasından sonra ölen işçiler için 10 bin lira ödendiğini ve cenaze paralarının peşin verildiğini övünerek açıklıyordu. Devlet maden işçisinin canına bedel biçmişti: 10 bin lira… Piyasaya sürülen malların fiyatları, onları üretmek için harcanan emek ve zamanla ölçülüyorsa eğer, canın bedeli de öyle ölçülüyor olmalı. Benzer metalar arasındaki fiyat farkını belirleyen bu emek-zaman farkı oluyor. Yani işportadan aldığınız tişörtle lüks mağazadan aldığınız tişört aynı tişört değil. Biri 3 lira, diğeri 300 lira. şimdi öğreniyoruz ki insan denen mahlukun da üretim değeri aynı değil. Sokak çocuğuysanız hurda fiyatına, işçiyseniz 10 bin liraya ölebilirsiniz. Bakan veya patron çocuğuysanız, işte onun fiyatı belli değil… Kürt’ün fiyatı kurşunla, Roman’ın ki tenha bir köşede tenine giren bir çeliğin bedeliyle hesaplanıyor. Ve devlet işçisine bedel biçiyor. Ar duygusu satılıyor. Grizu’da 13 işçinin ölmesini engellemek için harcanması gereken para 300 bin lira. 13 işçinin can bedeli 130 bin lira. Eldeki kâr 170 bin lira. Kapitalistler, onların hükümeti, gazetecileri, ölen işçilerin ardında bıraktığı acıyı, çocukların gözlerine sinen karanlığı ve yaşanamamış yılları parayla ölçmeye devam ediyor. Herkes seyrediyor. Ar damarı çatlıyor. Kapitalizmin doğasında vardır her şeyin bir karşılığının olması, her şeyin alınıp satılması. Onuru satın alabilirsiniz. Bedeni, emeği, hatta canı… Piyasaya çıkarsınız, ufacık bebeleri kaçırıp, organlarını satın alırsınız. Deprem bölgelerini gezer, bebekleri satın alırsınız. Yoksulların arasına dalar, gencecik çocukların bedenini satın alırsınız. Kasaptan et alır gibi, hayvanca duygularınızı bastırmak için çocuk bedenini piyasaya sürersiniz. Doymazsınız. İşçiler ölür, ölüm parasını verip öldürmek için yeni işçiler alırsınız. Parayla konuşur, parayla yatar, parayla seversiniz. Biz biliyoruz ki, akan suyun bir sonu vardır. Acının, ızdırabın, yoksulluğun bir sonu vardır. Bugün canlarını parayla ölçtüğünüz işçiler, bir gün sizin pazarlarınıza girdiklerinde, bugün onların can fiyatını ölçmek için kurduğunuz terazileri tuzla buz etmesini de bilecekler. Sizinle birlikte değişim değerlerinizi, hayatı metalaştıran düzeninizi tarihin hurda mezarlığına gömecekler. |
||