KURTULUŞ SAVAŞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR!


MEHMET ÇATALBAŞOĞLU


10 Şubat 2010



Düşenler devrim için devrim yolunda vuruşarak düştüler.

Kalbimize ruhumuza ve bilincimize gömüldüler.

Onlar 'Kurtuluşa kadar savaş ' şiarını

Devrim yoluna kanlarıyla yazdılar.

Yolumuz devrim yolunda düşenlerin yoludur.

 

Zeki  Erginbay 1948 yılında İstanbul'da doğdu. 1967 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi  Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Bölümüne girdi. Bir yıl burada öğrenim gördükten sonra, yeniden sınava girerek İTÜ İnşaat Fakültesine kayıt yaptırdı. Zeki Erginbay 12 Mart 1971 darbesinden sonra tutuklandı. DEV-GENÇ ve THKP-C davalarından yargılandı. Tutuklu kaldığı sırada Sağmalcılar Davutpaşa Selimiye ve Maltepe cezaevlerinde kaldı.1974 affıyla serbest bırakıldı. TİP kökenli olan Zeki Yoldaş 1976’da Kurtuluş Hareketine katıldı. 1976’da Kurtuluş Hareketine İstanbul’da büyük katkı sağlayan biriydi. O zamanlar İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinde Teknik Güç Gazetesi Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapıyordu. Görevini bitirdikten sonra iş çıkışı İMO İstanbul şubesinden ayrılan Zeki Erginbay’dan bir süre haber alınamadı. Zaman zaman İstanbul 1. Şubede olduğu  yolunda haberler gelen ancak tüm aramalara rağmen izi bulunamayan Zeki Erginbay 2 Şubat 1977 günü Ömerli barajından göğsüne sıkılmış bir kurşunla ölü olarak çıkarıldı. Bugün her zaman her olayda olduğu gibi öldürenler belli değildir.             

Katliam geleneğinden beslenen bir tarihe sahibiz. Osmanlıdan bu yana evcilleştirilemeyen topraklar, dizginlenemeyen insan yığınları, elbet katliamdan zulümden nasibini almıştır. Bunu Ermeni soykırımından Dersim jenosidine kadar birçok olayda görmekteyiz. Cumhuriyet bu katliam geleneğini devam ettirmiş, varlığının devamını bu gelenek üzerine oturtmuştur. En canlı örneği ile 1938 Dersim katliamı bunun en bariz göstergesi olmuştur. Binlerce insanın öldürüldüğü, binlercesinin sürgün ve kültür tahribatına uğratıldığı bu olay ne ilktir, ne de son. Oligarşinin cellatları susadıkları kanı halkların başlarından çıkarmıştır. Bu yüzden iktidarı muhalefeti, CHP’ si Demokrat Partisi, cuntası polisiyle Türkiye oligarşisi her daim kan ile beslenmiştir.

1960’ların ortasında yükselmeye başlayan  toplumsal muhalefeti iyice etkisi altına alan Türkiye solunun önü ise 12 Mart süreciyle kesilecektir. Üç devrimci önder, Süleyman Demirel ve adamlarının gülücükleri arasında darağaçlarına gönderilmiş, Nurhaklardan Kızılderelerden direnişe kan sesleriyle cevap verilmiştir. 12 Mart sonrası döneme bir kez daha baktığımız zaman hesaplarının hem Türkiye solu açısından hem de oligarşi açısından bitmediğini göreceğiz. 70’lerin ortasına doğru iyice toparlanan, daha bölüntülü olmasına rağmen daha güçlü bir şekilde 70’lerin sonuna giren Türkiye solunun önüne oligarşinin askeri kanadı bir kez daha kanla çıkacaktır. ‘77 1 Mayısı, ‘78 Maraş katliamı, sokakların kan gölüne çevrilmesi, 12 Eylüle birer adım teşkil edecektir. Bunu sadece biz söylemiyoruz. ‘78’de Maraş katliamını yaratanlar, bu olayın 12 Eylülün hazırlık safhası olduğunun kabul etmektedirler. Yani bir taraftan sokakları şehirleri kana bulayacaksınız bir taraftan da yaptığınız darbeyi haklı kılıflara sokacaksınız. Bütün bunların sonucunda 12 Eylülde kardeşin kardeşe kinini dindirmek için görev başına geçen oligarşinin askeri kanadı 12 Eylül sonrası dönemde bir trajedi oluşturacaktır. Sokaklarda gözaltına alınmayan insan kalmayacak, hücrelerde işkenceci cellatlar daha fazla kan akıtacak, ülke birer korku imparatorluğuna çevrilecektir. İşte bu kanlı dönemden Kurtuluş örgütü de nasibini alacak, yüzlerce devrimci yoldaşımız kurşunlanacaktır. Zeki Erginbay bunlardan sadece bir tanesidir. Tıpkı ondan sonra gencecik yaşında 12 Eylülün ilk icraatı olarak darağacına gönderilen yoldaşı Necdet Adalı gibi ve daha yeni mezarı bulunan Behzat Baykal ve niceleri devrim ve sosyalizm mücadelesinde şehit düşecektir. Tarihlerinde kanla beslenmeyi gelenek haline getirenler, halkları susturmak için her zaman silahlara başvuranlar, Maraş’ın, Çorum’un ve daha sonra Sivas’ın ve Gazi’nin cellatları yine iş başında olacaktır.

Onlar ki devrimcileri darağaçlarına göndererek, ölümlere sürerek, katlederek  bitireceklerini sanıyorlardı ama direnen halklar, direnen devrimciler bir kez daha göstermiştir ki bu topraklarda direnç gülleri her daim açmaya devam edecektir. Bedrettin’den Suphi’lere, Erginbay’a,  onlardan bize uzanan direnç yollarında mücadele onlara yakışır şekilde sürdü ve sürecektir.