|
Düşenler devrim için devrim
yolunda vuruşarak düştüler.
Kalbimize ruhumuza ve bilincimize
gömüldüler.
Onlar 'Kurtuluşa kadar savaş '
şiarını
Devrim yoluna kanlarıyla
yazdılar.
Yolumuz devrim yolunda düşenlerin
yoludur.
Zeki Erginbay 1948 yılında
İstanbul'da doğdu. 1967 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi
Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Bölümüne girdi. Bir yıl
burada öğrenim gördükten sonra, yeniden sınava girerek İTÜ İnşaat
Fakültesine kayıt yaptırdı. Zeki Erginbay 12 Mart 1971 darbesinden sonra
tutuklandı. DEV-GENÇ ve THKP-C davalarından yargılandı. Tutuklu kaldığı
sırada Sağmalcılar Davutpaşa Selimiye ve Maltepe cezaevlerinde
kaldı.1974 affıyla serbest bırakıldı. TİP kökenli olan Zeki Yoldaş
1976’da Kurtuluş Hareketine katıldı. 1976’da Kurtuluş Hareketine
İstanbul’da büyük katkı sağlayan biriydi. O zamanlar İnşaat Mühendisleri
Odası İstanbul Şubesinde Teknik Güç Gazetesi Yazı İşleri Müdürü olarak
görev yapıyordu. Görevini bitirdikten sonra iş çıkışı İMO İstanbul
şubesinden ayrılan Zeki Erginbay’dan bir süre haber alınamadı. Zaman
zaman İstanbul 1. Şubede olduğu
yolunda haberler gelen ancak tüm aramalara rağmen izi bulunamayan
Zeki Erginbay 2 Şubat 1977 günü Ömerli barajından göğsüne sıkılmış bir kurşunla ölü olarak çıkarıldı. Bugün her zaman her olayda
olduğu gibi öldürenler belli değildir.
Katliam geleneğinden beslenen bir tarihe sahibiz. Osmanlıdan bu yana
evcilleştirilemeyen topraklar, dizginlenemeyen insan yığınları, elbet
katliamdan zulümden nasibini almıştır. Bunu Ermeni soykırımından Dersim
jenosidine kadar birçok olayda görmekteyiz. Cumhuriyet bu katliam
geleneğini devam ettirmiş, varlığının devamını bu gelenek üzerine
oturtmuştur. En canlı örneği ile 1938 Dersim katliamı bunun en bariz
göstergesi olmuştur. Binlerce insanın öldürüldüğü, binlercesinin sürgün
ve kültür tahribatına uğratıldığı bu olay ne ilktir, ne de son.
Oligarşinin cellatları susadıkları kanı halkların başlarından
çıkarmıştır. Bu yüzden iktidarı muhalefeti, CHP’ si Demokrat Partisi,
cuntası polisiyle Türkiye oligarşisi her daim kan ile beslenmiştir.
1960’ların ortasında yükselmeye başlayan
toplumsal muhalefeti iyice etkisi altına alan Türkiye solunun
önü ise 12 Mart süreciyle kesilecektir. Üç devrimci önder, Süleyman
Demirel ve adamlarının gülücükleri arasında darağaçlarına gönderilmiş,
Nurhaklardan Kızılderelerden direnişe kan sesleriyle cevap verilmiştir.
12 Mart sonrası döneme bir kez daha baktığımız zaman hesaplarının hem
Türkiye solu açısından hem de oligarşi açısından bitmediğini göreceğiz.
70’lerin ortasına doğru iyice toparlanan, daha bölüntülü olmasına rağmen
daha güçlü bir şekilde 70’lerin sonuna giren Türkiye solunun önüne
oligarşinin askeri kanadı bir kez daha kanla çıkacaktır. ‘77 1 Mayısı,
‘78 Maraş katliamı, sokakların kan gölüne çevrilmesi, 12 Eylüle birer
adım teşkil edecektir. Bunu sadece biz söylemiyoruz. ‘78’de Maraş
katliamını yaratanlar, bu olayın 12 Eylülün hazırlık safhası olduğunun
kabul etmektedirler. Yani bir taraftan sokakları şehirleri kana
bulayacaksınız bir taraftan da yaptığınız darbeyi haklı kılıflara
sokacaksınız. Bütün bunların sonucunda 12 Eylülde kardeşin kardeşe
kinini dindirmek için görev başına geçen oligarşinin askeri kanadı 12
Eylül sonrası dönemde bir trajedi oluşturacaktır. Sokaklarda gözaltına
alınmayan insan kalmayacak, hücrelerde işkenceci cellatlar daha fazla
kan akıtacak, ülke birer korku imparatorluğuna çevrilecektir. İşte bu
kanlı dönemden Kurtuluş örgütü de nasibini alacak, yüzlerce devrimci
yoldaşımız kurşunlanacaktır. Zeki Erginbay bunlardan sadece bir
tanesidir. Tıpkı ondan sonra gencecik yaşında 12 Eylülün ilk icraatı
olarak darağacına gönderilen yoldaşı Necdet Adalı gibi ve daha yeni
mezarı bulunan Behzat Baykal ve niceleri devrim ve sosyalizm
mücadelesinde şehit düşecektir. Tarihlerinde kanla beslenmeyi gelenek
haline getirenler, halkları susturmak için her zaman silahlara
başvuranlar, Maraş’ın, Çorum’un ve daha sonra Sivas’ın ve Gazi’nin
cellatları yine iş başında olacaktır.
Onlar ki devrimcileri darağaçlarına göndererek, ölümlere sürerek,
katlederek bitireceklerini
sanıyorlardı ama direnen halklar, direnen devrimciler bir kez daha
göstermiştir ki bu topraklarda direnç gülleri her daim açmaya devam
edecektir. Bedrettin’den Suphi’lere, Erginbay’a,
onlardan bize uzanan direnç yollarında mücadele onlara yakışır
şekilde sürdü ve sürecektir.
|