BU OYUNU BOZACAĞIZ


MUSTAFA BAĞÇİÇEK


9 Mart 2011


Tunus'la başlayıp Mısır, Yemen Libya derken Ortadoğu'nun tamamını saran halk ayaklanmaları ve isyanlar tüm dünyanın gündemini belirlemeye başladı. Hem emperyalistler ve hem de ezilen halklar bu gelişmelerin nereye ulaşacağını, nasıl sonuçlanacağını merakla takip ediyor. Kimilerine göre her şeyin müsebbibi ABD'nin parmağı var, kimilerine göre ise halkların Artık Yeter, Edi Bese isyanı.
 
Sovyetlerin yıkılmasının ardından oluşan tek kutuplu dünyada neredeyse çıkan her olayın, her savaşın, her darbenin CIA laboratuarlarında tezgahlandığı gün yüzüne çıkıyor. 11 Eylül saldırıları, arkasından Afganistan ve  Irak işgalleri ve daha onlarca operasyonun hazırlayıcısı ABD ve yerel işbirlikçileri oldular. Hal böyle olunca kaçınılmaz olarak yağan yağmurdan bile endişe edilmesi anlaşılır olabiliyor.
 
Fakat olayları sadece güncel ve göründüğü açıdan ele alırsak arka plandaki gelişmeleri ve gerçekleri göz ardı etmiş oluruz. Hemen her konuya yaklaşımda sınıfsal ve tarihsel gelişmeleri değerlendirmek gerekmektedir. Elbette emperyalistler egemenlik bloğunun zedelenmeden yol alması için acımasızca saldırılar ve planlamalar yapacaklardır. Ancak bilinmeli ki ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler gerçek halk ayaklanmalarının karşısında çaresiz kalacaklardır.
 
Bugün Ortadoğu'daki direnişler tam da bunun göstergeleridir. ABD'nin en sadık müttefiklerinin ülkelerinden başlayan isyanlar halkların yoksulluğa, yolsuzluğa, demokrasiden yoksun ve diktatörce yönetilmelerine karşı ortaya çıkan eylemlerdir. Emperyalistler hiç beklemedikleri bir anda arka arkaya başlayan isyanların şaşkınlığını yaşıyorlar. Bu defa ABD'nin tezgahı değil, tam aksine ABD'nin tezgahlarını bozan bir durum yaşanıyor.
 
ABD ve müttefikleri bugüne kadar yüzlerce kolu olan bir ahtapot gibi tüm dünyadaki gelişmeleri belirliyorlardı. Fakat yaşanan ve ileride daha da derinleşecek olan ekonomik krizin faturalarının ortaya çıkmasıyla birlikte, ahtapotun kolları yetersiz olmaya başladı. Artık emperyalistler bir o yana koşturuyor bir bu yana. Bir yeri 'tamir' ediyorlar başka bir yer patlıyor. Dünya halkları adeta sözleşmişçesine birbiri ardına sokaklara çıkıyor ve haykırıyorlar: Ya Basta!
 
Emperyalistler kimilerinin dediğinin aksine, tamamen halkların isyanıyla başlayan sarsıcı eylemlere karşı olabildiğince temkinli yaklaşıyorlar. Bugüne kadar oldukça fazla sağduyu çağrısında bulunan egemenler isyan dalgasının daha da yayılmamasını ve etkisini kırmayı istiyorlar. Bunu yaparken de Ortadoğu'daki Arap-İslam devletlerine yeni bir model ile yumuşak bir geçiş teklif ediyorlar.
 
Türkiye Modeli
 
Diktatoryal rejimlerin yerine, yine kendi kontrollerinden çıkmayacak ılımlı islam modeli. Ortadoğu'daki eylemler vesilesiyle yeniden aktüel hale gelen bu model ile isyanları kendi içinde eritmek ve etkisizleştirmek istiyorlar. Fakat bu modelin etkili ve ikna edici olabilmesi için öncelikle Türkiye'de daha da parlatılması gerekiyor.
 
Seçim dönemine girilen bu dönemde AKP hükümeti, bölgede etkin bir güç olabilmek için  ABD'nin de desteğiyle ciddi bir avantaj elde etmiş durumda. Öncelikle içeride istikrarı sağlamak ve hemen arkasından Ortadoğu ülkelerine ağabey olma rolünü uygulamak istiyor. İçeride istikrarı sağlamanın yolu bütün sistem muhaliflerinin sesini soluğunu kesmekten geçiyor. Yıllardır sorunların sorunu olan Kürt sorununda uyguladıkları oyalama taktikleri bu dönemde de bir ileri iki geri devam ediyor. Çözümsüzlükteki ısrarları ve oyalama taktiklerinin de etkisiyle bölgede oy kaybeden AKP giderek sert ve milliyetçi bir politika uygulamaya başladı. Aylardır barış ve demokratik çözüm için çağrılarda bulunan PKK, hükümetin çözümsüzlükteki bu ısrarı nedeniyle eylemsizlik süresini bitirdiğini açıkladı.
 
AKP, bölgede yitirdiği oyları batıda telafi edebilmek için milliyetçi muhafazakar söylemler kullanarak MHP'nin tabanına seslenmeye çalışıyor. Bunu başarabilirse hem yeniden tek başına iktidar olacak kadar oy alabilmiş olacak, hem MHP'siz bir parlamentoda rahat manevra yapabilecek. Bunların sonucunda da anayasayı değiştirecek milletvekili sayısına ulaşarak yeni anayasayı, hem de referanduma gerek kalmadan kabul ettirecek. Bu da demek oluyor ki anayasa değişikliğinden sonra başkanlık sistemine geçişin önünde hiçbir engel kalmayacak. Bu şekilde Ortadoğu'ya sunulacak örnek modelde tamamlanmış olacak.
 
Fakat bütün bu hesapları gerçekleştirmek için içeride sert ve acımasızca muhalif avına çıkmış bir devlet ortaya çıkacak. AKP'nin ipliğini pazara çıkaran, sergilediği her oyunu bozan Kürtlerden ve onlarla stratejik ittifak yapmış olan sosyalistlerden arınmış sokaklar gerekiyor. AKP hükümeti bu nedenle önce KCK davası ile Kürtleri, arkasından Devrimci Karargah davasıyla SDP'li, TÖP'lü ve diğer sosyalistleri çeşitli komplolarla etkisizleştirmeye çalışıyor. Birlik yapmak isteyen sosyalistleri tutuklayarak, birlik yapılmasını engellemeye çalışıyorlar. Bu hareketlerin Kürt özgürlük hareketiyle ortak siyasi çalışma yapmasını engellemek istiyorlar.
 
Bunun son örneği olarak daha birkaç gün önce yine SDP parti meclisi olan Ozan Doyuran tutuklandı. Gerekçe o kadar uyduruk ki; bir basın açıklamasına katılmak! Fakat burada davayı önemli hale getiren BDP'nin açıklamasına katılmış olmak. Asıl suç bu. Birkaç yıl önce başlatılan EDİ BESE kampanyası çerçevesinde BDP'nin düzenlediği bir basın açıklamasına katılmak! Bu nedenle haklarında dava açılan PM üyesi Ozan Doyuran ve yine SDP üyesi Abdurrahim Yıldız hapis cezasına çarptırıldılar. Ozan Doyuran şu anda Adana Kürkçüler Cezaevinde bulunuyor.
 
AKP hükümeti, Kürt halkıyla enternasyonalist dayanışma zemininde ilişki kuran sosyalistleri tam boy hedef almış durumda. Bunu yaparak hem Kürtleri yalnızlaştırmak, hem de sosyalistlerin bir araya gelerek güçlü bir cephe kurmasını engellemek istiyor.
 
Oysa ki AKP görmeli ki, yıllardır uygulanan baskı ve zulüm Kürt halkının isyanını durduramadı. Sosyalistlerin inancını ve umudunu zayıflatamadı. Aksine tekrar tekrar isyanların, direnişlerin ve serhıldanların çıkmasına neden oldu.
 
AKP görmeli ki, Ortadoğu'da yıllardır halklara kan kusturan diktatörler kaçacak yer aramaya başladılar. AKP'nin örnek alması gereken tek gerçek bugün budur. Kürt siyasetçileri, belediye başkanlarını tutuklamakla, SDP başkanını, TÖP'lü yazarları tutuklamakla, Ozan Doyuran örneğinde olduğu gibi Kürtlerin düzenlediği basın açıklamalarına katılanlarını tutuklamakla yaklaşan sonlarını değiştiremeyeceklerdir.

 


 
Loading