![]() |
![]() |
|
|
III. ENTERNASYONAL VE 'TARİHİN TEKERLEĞİ' YA DA 'TEKERLEĞİN TARİHİ' KUBİLAY MUTLU 6 Mart 2010 |
||
|
“Yeni Uluslararası İşçiler Birliği, değişik
ülkelerin proleterlerinin, kapitalizmi yıkma, proletarya diktatörlüğünü
kurma ve sınıfların tümden ortadan kaldırılmasına ve komünist toplumun
ilk evresi olan sosyalizmin gerçekleştirilmesine yönelecek bir
uluslararası Sovyet Cumhuriyetini kurma hedefiyle girişecekleri ortak
eylemleri örgütlemek için kurulmuştur.”[1]
Bundan tam 91 yıl
önce, 6 Mart 1919 yılında kurulan III. Enternasyonal kuşkusuz pek çok
açıdan ele alınabilecek, tarihsel önemi olan bir dönemdir. Bugün bu yazı
bağlamında öne çıkarmayı düşündüğüm mesele ise III. Enternasyonal’in her
şeyden daha çok ‘tarih
ve sınıf öznesini’
yorumlamada bir dönüm noktasına işaret etmesidir. Yukarıdaki alıntıda
özlü ifadesini bulan III. Enternasyonal bu açıdan sınıfı tarihin nesnesi
konumundan öznesi konumuna yükseltmiştir.
O güne kadar özellikle
II. Enternasyonal ile simgeleşen tarih ve sınıf yorumları, bizim bugün
de sıkça kullandığımız tarihin tekerleği analojisiyle ifade edilen bir
çizgisel evrim modeline yaslanır. Bütün insan topluluklarının zorunlu
olarak geçmesi gereken aşamalar olarak ele alınan tarih, ortada iradi
hiçbir yeteneği olmayan bir “kendinde sınıf” bırakır. Felsefi bir
kategori olarak ve sınıf mücadelesinden bağımsız ele alınması sebebiyle,
biçare bırakılmış bir “kendindelik” halidir bu. II. Enternasyonal’in ve
Avrupa sosyal demokrasisinin önemli ismi Karl Kautsky’nin formüle ettiği
ekonomik gelişmeye paralel olarak gerçekleşmesi kaçınılmaz olan devrim
bu açıdan sadece bir zaman sorunudur. Dolayısıyla kaçınılmaz olan bu
devrim için bir partinin yapacakları en iyi ihtimalle onu
hızlandırmaktan öteye geçemez.
Ekonomizmle malul bu
yorumlama kendisinden beklenilen kadro ve partileri inşa etmekte
gecikmemiştir. Günümüz Avrupa sosyal demokrasisinin bugünkü durumu
gözlendiğinde parlamentarist ve reformist çizgisinin en önemli ilham
kaynağının Bernstein’la birlikte Kautsky olduğu çok rahat söylenebilir.
1914’teki büyük ayrılığa kadar Rosa Luxemburg’un da bütün
eleştirelliğine rağmen onay verdiği bu kaçınılmaz devrimi hızlandırma
görevi, gene onun meşhur “ya
Sosyalizm ya Barbarlık” sloganıyla aşılmıştır. Bu sloganda
ifade edilen şey;
“sosyalizm olmazsa barbarlık olur” önermesinde öte bir
şeydir. Sosyalizmin gerçekleşememe ihtimalini ve olası alternatiflerin
varlığını hatırlatır. Nitekim Lenin’in “büyük ihanet” olarak
adlandırdığı Alman sosyal demokrasisinin kendi milli savaş ekonomilerini
destekleme kararıyla onay verilen birinci emperyalist savaş ve
sonrasında gelen faşizm, tarihin tekerleğini yavaşlatmak şöyle dursun,
dingilini yerinden çıkarmıştır.
“Tarihin tekerleği geriye dönmez!” önermesi onu
çekiştiren sınıfların onu nereye taşımak istedikleriyle bağlantılı
olarak ele alınmadığında içi boş pozitivist ve ekonomist bir önermedir.
İlginç bir şekilde ‘tekerleğin tarihsel serüveni’ yukarıdaki türden
pozitivist ve ekonomist yorumlarla alay eder niteliktedir. Kimi
görüşlere göre tarihin en eski ve önemli icadı olarak değerlendirilen
tekerlek milattan önce 1500 yıllarında güney Meksika’da bir çocuk
oyuncağı olarak tanımlanmıştır.[2]
Rasyonel olarak dairesel bir formu olan ve genellikle bir eksen
etrafında dönme yeteneği ile çoğunlukla bir yükün bir yerden bir yere
hareketini kolaylaştırmak amacıyla kullanılması gereken tekerlek, bu
özellikleriyle bir çocuğun hayal dünyasında dolaşması için üretilmiştir.
20.yy’a kadar etkili bir şekilde
kullanıldığı bile söylenemez. Bunun için ulaşım alt yapısının onu
kullanmaya elverişli bir hale getirilmesi gerekmiştir. Sıçrama yaparak
söylersek “faşizm gelirse devrim olur” türünden garabet formülasyonları
üretenler en azından tekerleğin tarihine bir bakmalıdırlar.
Yukarıda; ‘tarihin tekerleği, onu çekiştiren
sınıfların onu nereye taşımak istedikleriyle bağlantılı olarak ele
alınmalıdır’ dediğimiz şey bir yandan “ya Sosyalizm ya …” gibi bir
ihtimaller dünyasını bir yandan da onu çekiştiren dost güçlerin
iradelerini birleştirdikleri örgütlü bir mücadeleyi hesaba katmayı
gerektirir. Toplumsal hayatın bütün alanlarında süren hegemonya
mücadelesi kendisini çeşitli biçimlerde gösterir. Etnik meselelerden
çevre sorunlarına ve toplumsal cinsiyet meselesine kadar pek çok çekişme
başlığını çözüme kavuşturma potansiyeli en güçlü çelişki sınıf
çelişkisidir. Bu tam olarak ifade etmese de bir buğday tanesini
yuvalarına taşımak için on koldan çekiştiren karıncaların yaptığı türden
bir mücadeleyi hesaba katmayı gerektirir. Bir örgütlülüğün başarıya
ulaşması, buğday tanesini çekiştiren karıncaların kendi aralarındaki
farklılıkları bir tehdit olarak algılamadıkları bir anlayışla mümkündür.
Kuşkusuz rekabeti yasaklamak türünden Büyük İskender yöntemleri Gordion
düğümünü[3]
çözmeye yetmez. Rıdvan Turan’ın da sözünü ettiği gibi “Öncelikle
SDP içinde her türlü rekabetçi ilişki biçimlerine karşı şiddetli ve
uzlaşmaz bir savaş başlatılmalı. Rekabet ve dayanışma ikilisi her
düzeyde bir eğitim meselesi haline dönüştürülmeli. Rekabetçi dil ve
söyleme karşı uyanık olunmalı. Gençlerimiz SDP üyesi ya da değil tüm
mücadele eden sol sosyalist güçleri kendi yoldaşı olarak görmeli. Bir
başka sol grubun attığı ileri bir adımı kendi başarısı olarak
görmelidir.”[4]
Farklılıkların üzerinden atlamadan kolektif bir iradeyi açığa
çıkarabilmek ve bir hedefe doğru yönlendirmeyi başarabilmek günümüzün
çok katmanlı mücadele pratikleri düşünüldüğünde başarılması gereken en
önemli görevdir.
III. Enternasyonalin I. Enternasyonalden
devraldığı görev de esas itibariyle Engels’in Sorge’ye mektubunun
sonunda yazdığı gibidir: “Enternasyonal, on yıl boyunca Avrupa tarihinin
bir yönüne eğilmiştir -geleceği temsil eden yönü üzerinde- ve bu
çalışmasından dolayı gurur duyabilir. Ama bu, eski biçimiyle
yararlılığını tüketmiştir. Eskisine benzer bir yeni Enternasyonal
yaratılması için, bütün ülkelerin proleterlerinin ittifakı, 1849-64
arasında olduğu gibi işçi hareketi üzerinde genel bir baskı
gerekecektir. Proleter dünyası böyle bir şey için artık çok büyük, çok
geniştir. Bundan sonraki Enternasyonalin -Marx'ın yazılarının etkilerini
birkaç yıl göstermelerinden sonra- doğrudan doğruya komünist olacağına
ve bizim ilkelerimizi ilan edeceğine inanıyorum.”[5]
Kendiliğindencilikten
iradeye doğru yol almak şeklinde özetlenebilecek III. Enternasyonalin
eylem hattı esas olarak II. Enternasyonalin ekonomizmiyle bir
hesaplaşmadır. Lenin’in 15 Nisan 1919’da belirttiği gibi; “Modern bilime
ilişkin genel bir bilgisi olan herhangi bir marksiste ya da herhangi bir
kişiye, gerçekten de, değişik kapitalist ülkelerin proletarya
diktatörlüğüne geçişinin, aynı yolda ya da ona uyumlu bir simetri içinde
olup olmayacağı sorulsaydı, hiç kuşkusuz yanıtı olumsuz olacaktı.
Kapitalist dünyada uyumlu, ya da simetrik bir gelişme hiç bir zaman
olmamıştır, olamazdı da.” III. Enternasyonal’in 91. yılında “Tekerleğin tarihinden” öğrenip “Tarihin tekerleğini” döndürmeye aday olanlara selam olsun. III. Enternasyonal’in başına gelenler de bir başka yazının konusu olsun…
[1] Hermann Weber, III. Enternasyonal Belgeler, Belge Yay., Ekim 1979, s. 25
[3]
Yeni bir lider arayışında olan Friglere
bir kahin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı
kral ilan etmeleri söylenir. Bu kişi kağnısıyla kente giren
yoksul bir köylü Midas’ın babasıGordios olur. Gordios, kral ilan
edildikten sonra öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios
(Yunanlılar Zeus olarak adlandırır) için tapınağa adar. Araba
kızılcık dallarından bir düğümle tapınağa bağlanmıştır ve bu
düğümü çözecek kişinin Asya’nın hakimi olacağı söylentisi ile
ünlenir. Büyük İskender, Gordion'a geldiğinde (M.Ö. 334)düğümü
çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını
çekip düğümü keser. İskender, gerçekten de Pers
imparatorluğunun'nun fatihi ve Asya'nın hakimi olma yolundadır.
Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü
bilgelerce İskender'in Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca
davranmasının cezası olarak yorumlanır. [5] Engels’ten Hoboken’deki F. A. Sorge’ye, Londra, 12-[17] Eylül 1874
|
||