TSK ORMANLARI YAKIYOR


İLKAY TANYER


12 Ağustos 2010


Geçtiğimiz Temmuz ayı içerisinde Güney ve Kuzey Kürdistan’da 33 alanda askeri operasyonlarla orman yangını çıkarıldı. Çıkarılan orman yangınlarında bir kişi hayatını kaybetti, 2 kişi de yaralandı.

 

Hani Ormanlar Yaşam Kaynağımızdı? 

Ormanlar, insanlığın doğal dostlarının başında gelir. Tıpkı bir canlıdır orman. Ağaçları, çiçekleri, böcekleri ile görsel bir şenliktir. Orman sadece güzellik değildir, orman canlıların dostudur. Oksijen kaynağıdır, erozyona karşı en etkili çözümdür de. Ağaçsız bir arazi parçası doğrusu ne güzeldir ne de sağlıklıdır. Sayısız yararı olan ormanların hiç bir zararı yoktur. İnsanlığı böylesine çok etkileyen, böylesine sonsuz yararları olan ormanlarımız için bizlerin de bir şeyler yapması gerekir. Ormanları bekleyen en büyük tehlike yangınlardır. Bu yangınlara ne yazık ki büyük oranda biz insanlar neden oluyor.

Orman yangınlarını söndürmek, yangını haber vermek bir yurttaşlık görevi olduğu gibi aynı zamanda zorunluluktur da. Orman yangınlarını önlemek için tüm yurttaşların bilinçlendirilmesi, yangın olduğunda neler yapılması gerektiği çeşitli tatbikatlarla anlatılmalıdır. Orman yangınlarına neden olmanın hukuki cezaları caydırıcı olmalıdır."

Yukarıdaki alıntı, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın internet sitesinden alınmıştır. Paragraftaki cümleler, çok tanıdık. Öğrenim hayatımız boyunca da hep bu sözlerle anlatılmaz mıydı, ormanların hayatımızdaki yeri ve önemi. Ormanların çevre için önemi ve insan sağlığına faydaları dendiğinde, cevap olarak arka arkaya sıraladığımız bildik cümleler bunlar.

İlkokul sıralarındayken, ‘’Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana dönmeli yurdumda…’’ şarkılarıyla fidanlar dikmeye giderdik, çevre ve orman haftasını kutlar, çevre kolu olarak görevlendirilmiş öğrenciler olarak orman resimleri bulup yapıştırırdık sınıfın duvarlarına. Canlıların dostu, oksijen kaynağımız ormanlarımız resimleri çizilir, şiirleri okunur, ormanları korumamız için yapmamız gerekenler tekrarlanarak öğretilirdi.

Şimdilerde, çocukluğumuzda öğrendiklerimiz sanki hiç öğretilmemiş gibi. Yaz aylarında artan orman yangınları ana haber bültenlerinin yaz haberlerinin değişmez başlıkları oldu hep. Bu ormanlar hep Batı cephesinin ormanlarıydı. Bodrum’da, Antalya’da yanan ormanlar hepimizin içini acıttı, ana haber bültenlerinde gündemler oluşturdu, köşe yazarları birer suni kahraman kesildiler, söz konusu Bodrum’un, Antalya’nın ormanlarının yangını olunca. Antalya’nın, Bodrum’un hesabını sordular hükümete ve ilgili kurumlara. Peki ya Dersim’in, Hakkari’nin, Şırnak’ın, Siirt’in ormanları yandığında ne yapıldı? Bu ormanlar, savaş stratejisi kapsamında yakıldığında kimden hesap soruldu? Köşe yazarları, araştırmacı gazeteciliklerini Cudi yanınca unuttular mı? Cudi de Gabar da Besta da tıpkı Bodrum ormanları gibi günlerce yandı, dumanı tüttü. Herkes sustu, herkes izledi. Ormanlarımız hani insanlığın hayat kaynağıydı? Bu yangınları önlemek, müdahale etmek hani bir yurttaşlık görevi ve bir zorunluluktu?

Bodrum'da çıkan yangına 2 uçak, 6 helikopter ve çok sayıda işçiyle müdahale edildi. Ancak Gabar ve Dersim'de süren yangınlara günlerce müdahale edilmedi. Ekili alanlar yok olmaya mahkum edildi. Şırnak Belediye Başkanı Ramazan Uysal, “Ciğerlerimiz gözümüzün önünde yanıyor, hiçbir şey yapamıyoruz, meyve, ceviz ağaçlarımızın hepsi kül oldu, köylünün hayvanlarını otlatacak yeri kalmadı” diye konuştu. Belediyenin itfaiye ekipleriyle yangına müdahale etmeye çalıştıklarını, ancak operasyonlar nedeniyle buna da izin verilmediğini söyleyen Uysal, “Pek çok yerden yardım talep ettik, ancak yangına hiçbir şekilde müdahale edilmiyor. Batı illerinden birinde bu yangın olsa beş ilden helikopterler gelir. Biz ise çaresizlik içinde seyrediyoruz” dedi. Şırnak Belediye Başkanı’nın bu söyledikleri, olayın vahametini açıkça gözler önüne seriyor.

        

Bakan ‘kıymeti harbiyesi’ yok demişti

Şırnak Belediye Başkanı boşuna fazla endişelenmesin. Hafızalarımızı zorlayıp hatırlarsak eğer, Çevre ve Orman Bakanımız Veysel Eroğlu konuyla ilgili gayet bilimsel bir açıklama yapmıştı zaten. BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın Çevre ve Orman Bakanına verdiği, Şırnak’ta 2002-2009 yılları arasında çıkan 11 orman yangını ile toplam 72.5 hektar ormanlık alanın yakıldığını belirten soru önergesine, Genel Kurul’da getirdiği yanıtta; Şırnak’ta yanan ormanların ‘kıymeti harbiyesi’nin olmadığını öne sürüp “Merak etmeyin o yanan ormanların olduğu yerde yeniden orman yeşeriyor” demişti. Madem bu ormanlar böylesine mucizevi yakalım gitsin o zaman. Bu şekilde ciddiyetsiz açıklamalar yapmak, Şırnak’ta yanan ormanların kıymeti harbiyesinin olmadığını söylemek, devlet nezdinde Kürt halkının da kıymeti harbiyesinin olmadığını da söylemek demektir. Devlet, Gabar’ı, Dersim’i yaktığı gibi Kürt özgürlük mücadelesini de yakıp yıkmaya çalışmaktadır. TC devleti ve ordusu gerilla cenazelerine karşı vahşet uygulayarak, insansız hava uçakları, yasak silahlar kullanarak, Kürt kadınlarına tecavüz ederek savaş suçları işliyor, Hasankeyf örneğinde de olduğu gibi AKP Hükümeti orman yangınlarının önlemini almayarak, müdahale etmeyip sessiz kalarak TSK’nın yapmış olduğu doğa katliamına da ortak oluyor.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun öne sürdüğü gibi bölgenin ormanları yansa da kül olsa da tekrar yeşerir mi bilinmez, ancak unutulmamalıdır ki bir halkı yaksanız da yıksanız da küllerinden doğar gibi tekrar vücut bulur ve mücadeleye devam eder. Bodrum’da, Antalya’da yanan ormanların hesabı nasıl soruluyorsa, Şırnak’ta, Hakkari’de yakılan ormanların da hesabı sorulmalıdır.


İlkay Tanyer
Loading