![]() |
|
|
|
|
||
|
BÜTÜN KARADENİZ'İN DAĞLARI BİRLEŞİN! HÜSEYİN TAKA 29 Ağustos 2010 Anayasa
Referandumunun yaklaştığı bu günlerde sistem partileri büyük kitleleri
toplayan mitinglerle kampanyalarının sürdürürken, toz duman içinde
birçok temel ülke sorunu gündem dışına itildi. Bunlardan biri de HES
konusudur. Hemen herkesin referanduma odaklandığı bu süreçte HES'çiler
de çalışmalarını hızlandırdılar. “Dağlar seni delik deşik ederim” diyen
ozana nispet edercesine Doğu Karadeniz’de HES tünellerinin yapımı için
patlattıkları binlerce patlayıcı ile dağlar sarsılıyor, delik deşik
ediliyor. Enerji sorunu
tüm dünya ülkelerinin en çok gündemde tuttuğu/tartıştığı sorunların
başında gelmektedir. Özellikle kapitalist metropol ülkeler enerji
meselesini dış politikalarının merkezine oturtmuşlardır. ABD'nin Irak işgalinin
temelinde enerji kaynaklarına (petrol) el koyma olduğu bilinmektedir. Türkiye enerji
ihtiyacının dörtte-üçünü dışarıdan karşılamaktadır. Devlet enerji
kaynakları konusunda ciddi/bilimsel planlamalara sahip değildir. Bu
durum dışa bağımlılığı her geçen yıl çoğaltmaktadır. AKP iktidarı enerji
üretimini artırma adı altında doğal kaynakları ve dereleri özelleştirme
politikaları çerçevesinde yerli-yabancı kapitalist kuruluşlara yok
fiyatına peşkeş çekmektedir. Bugün
ülkemizde tek yağmur ormanlarına sahip Doğu Karadeniz’de yumuşak-serin
ilklim yapısı, alpin çayırları, buzul gölleri, zengin su kaynakları
bozulmamış doğasının ürettiği mikro klima sayesinde yarattığı bitki
örtüsü ve bu ekolojiye uyumlu canlılar Hidroelektrik Santrallerinin
(HES) tehdidi altındadır. Türkiye
coğrafyasında 1.500 HES projesi var. Bunların 700’ü Karadeniz’de
planlandı. Bir oldu bitti ile kiralandı, satıldı ve hızla doğa
katliamına girişildi. Bölge halkının ise fikri sorulmadı. Yok sayıldı. Memleketim
olan Trabzon Of
ilçesi ile Çaykara ilçesi arasındaki vadide bulunan Solaklı Deresi
üzerinde 26 HES projesi var. Hemen tüm derelerde durum böyle. Bu dereler
bu HES'leri kaldırır mı? Üstelik küçük küçük HES'leri yapmaya
başlayan firmaların bilimsel verilere dayalı objektif raporları olması
gerekirken çoğunun elinde ÇED olarak bilinen “Çevre Etki
Değerlendirmesi” raporları bile yok. 4628 sayılı
Elektrik Piyasası Kanunu çıkarıldıktan sonra HES projelerine yönelik
olarak sürdürülen rant politikaları, spor kulüplerine varıncaya kadar
işin ehli olmayan çok sayıda tüzel kişiliği adeta yağmalama mantığı ile
Hidroelektrik Santrali yapmaya teşvik etmiştir. Topluma ait
sularımızın bir meta olarak görülüp salt rant hesapları ile kullanılmak
istendiği açıktır. Denetimsiz, bilimsellikten uzak kâr amaçlı
sanayileşme ekolojik yıkımı da beraberinde getiriyor. Doğayı bozan,
derelerimizi kurutan, sularımızı binlerce kilometrelik tünellere
hapseden, doğal yaşam alanlarına, tarihe, sosyal ve kültürel
değerlerimize zarar veren bu projelerin yıkıcı etkilerini görmek
durumundayız. Esas görevi
çevreyi, doğal varlıklarımızı korumak ve geliştirmek olan çevre ve orman
bakanlığının HES uygulamaları hakkında verilen “yürütmeyi durdurma ve
iptal” kararlarını hiçe sayması, bilimsel raporları görmezden gelmesi,
projeler ile ilgili denetleme görevlerini savsaklaması, böylelikle doğal
varlıklarımızın yok edilmesine göz yumması mevcut siyasi iktidarın yıkım
politikalarının hangi boyutlarda olduğunun somut bir göstergesidir. 2003 Haziran
tarihi bu alanda bir dönüm noktasıdır. O tarihte DSİ genel müdürü olan
şimdiki çevre ve orman bakanı
Veysel Eroğlu'nun mahareti! ile HES için
akarsular özel sektöre kiralanmaya başlanmıştı. Enerji ve tabii
kaynaklar bakanlığı ise kendi kontrolünde bulunan Enerji Piyasa
Düzenleme Kurumu vasıtasıyla “çantacı” olarak adlandırılan yüzlerce
spekülatöre lisans vermiştir. Böylece su kaynakları serbest piyasa
mantığı içinde özelleştirilmiş, yenilenebilir enerji kaynağı olan
HES'ler havza planlamasından yoksun doğal çevre katliamlarına dönük
yatırımlara dönüştürülmüştür. Bütün bunlara
gerek var mıdır? Elbette hayır. Küçük küçük yüzlerce HES projesinin
Türkiye elektrik üretimine katkısı yüzde %5'tir. Oysa resmi makamların
açıkladığı gibi enerji kaybı %20. Yani sadece kayıpların önlenmesi bile
sorunu çözüyor. Kaldı ki ülkemizde alternatif enerji alanları da yok
değil. Suyun yanında güneş, rüzgar ve jeotermal enerjileri gibi. Ayrıca
biyo yakıtlar (odun) ve fosil yakıtlar olan petrol, doğal gaz ve kömür
yeterince değerlendiriliyor mu? Nükleer enerjiyi mahfuz tutuyoruz.
Nükleer santraller çok pahalı yüksek bir teknolojiyi gerektirdiği ve
Nükleer atığı (radyasyonu) yok edemediği için savunmuyoruz. Görüldüğü gibi
elektrik üretiminin HES dışında alternatifi vardır. Ancak endemik
türleri ve ekolojik yapısı ile dünyada koruma öncelikli doğal
kaynaklarımızın başka bir alternatifi yoktur. Ülkemizin
vadilerinde yüzyıllardır özgür akan, aktığı coğrafyaya hayat veren,
yaşamın kaynağı olan derelerimizi, sularımızı, ormanlarımızı ve doğal
yaşam alanlarımızı korumak, tarihi ve kültürel miraslarımıza sahip
çıkmak bilinciyle mücadeleyi yükseltmek, sorumlu ve duyarlı herkes için
hem insani hem de tarihi bir görevdir. |
||
|
Loading
|