GÜNLÜK YAZILAR 


7 MART 2010

M. ÖZLEM

YAĞMA HASAN'IN BÖREĞİ

İnsanların büyük marketlere yönelik yağma hareketleri ‘yağmacılar felaketi fırsata çevirdiler, komşularının marketlerine saldırdılar’ şeklinde sunuluyor. Haiti ardından Şili depremleri yağma kavramının güncelleşmesini de beraberinde getirdi. Aslında söz konusu görüntülere pek yabancı değiliz. İstanbul’u göle çeviren ve minibüs içinde kadın işçilerin ölmesiyle sonuçlanan sel sırasında selin denize sürüklediği eşyaları almaya çalışanlara da aynı isim takılmıştı: ‘yağmacılar’.


6 MART 2010

KUBİLAY MUTLU

III. ENTERNASYONAL VE 'TARİHİN TEKERLEĞİ' YA DA 'TEKERLEĞİN TARİHİ'

Bundan tam 91 yıl önce, 6 Mart 1919 yılında kurulan III. Enternasyonal kuşkusuz pek çok açıdan ele alınabilecek, tarihsel önemi olan bir dönemdir. Bugün bu yazı bağlamında öne çıkarmayı düşündüğüm mesele ise III. Enternasyonal’in her şeyden daha çok tarih ve sınıf öznesini yorumlamada bir dönüm noktasına işaret etmesidir.  III. Enternasyonal bu açıdan sınıfı tarihin nesnesi konumundan öznesi konumuna yükseltmiştir.


6 MART 2010

SDP'Lİ KADINLAR

YAŞASIN 8 MART! BİJİ 8 ADARE!

Bundan tam 100 yıl önce, yani 1910’da Kopenhag’da düzenlenen İkinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’da Alman sosyalist delege Clara Zetkin, 8 Mart’ın “Uluslararası Kadınlar Günü” ilan edilmesi için önerge verdi ve önergesi kabul edildi. Çünkü 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde yüzlerce kadın tekstil işçisi, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için greve gitmişti. Çünkü devlet, şiddetle karşılık vermişti. Tıpkı Tekel işçisi kadınlara olduğu gibi…


5 MART 2010

AFŞİN DEMİR

ZOYA'NIN İDAMI

8 Mart’ın 100. yıldönümü nedeniyle, dünyada ve Türkiye’de kadınlar meydanları dolduracak; erkek egemenliğinin,  her türlü baskı ve şiddetin, militarizmin yok edildiği, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya özlemini haykıracaklar. Böyle anlamlı bir günün arifesinde yazı yazmak yerine, bugün de tüm dünyada devrimcilere ilham kaynağı olmayı sürdüren kahraman bir genç kadının gerçek hikâyesini bilmeyenlere aktararak, bilenlere de anımsatarak, yoldaşların mücadele belleğine küçük bir katkıda bulunmak istedim.


5 MART 2010

BURAK ŞAHİN

NA'Vİ

Bizler 21. yüzyılın ilk çeyreğini tüketirken, Hollywood antik çağınkinden fazla mitoloji üretmiş bulunuyor. Okurlar, Avatar’daki yerli halkı, Na’vileri, hatırlayacaktırlar. Daha da kötüsü var: bu retro-mitoloji öğeleriyle kendi kültürlerindeki öğeleri birleştirenler; insanları iki kere daha fazla sömürenler. Buna prim üzerinden prim yapmak denir ve çok ahlaklıcadır. Biz ise, Na’vileri mitolojik bir öğe olarak görmemekte, tersine gerçeklikle olan ilişkilerini çözümlemeye devam etmekte ısrarcıyız. 


4 MART 2010

EMRE C. SOYDAŞ

EKONOMİK KRİZİN YAPISINA BİR BAKIŞ

Türkiye’de ve dünyada yaklaşık iki yıldır ekonomik kriz ‘uzmanları’, krizin ortaya çıkış nedeni üzerine son derece ‘teknik’ terimler içeren  ‘derin’ yorumlar yapmaktalar. Sözgelimi Yunanistan’ın krizden kurtuluş reçetesi olarak Türkiye’den gelecek turizm gelirinin çözüm olabileceği tartışılıyor. Bu liberal ekonomistler, krizin gerekçesi olarak ABD’deki emlak bunalımını öne sürmekteler.


4 MART 2010

CENGİZ FERAH

İŞÇİ DEMOKRASİSİ KARŞISINDA DEVLET ORGANI SENDİKALAR

Tekel direnişi, sınıfın ölmediği, hâlâ istenildiği zaman oligarşinin karşısına dikilebileceği ve işçi sınıfı içindeki militan gücün giderek Kürtleştiği gibi birçok sosyal ve sınıfsal realiteyi önümüze sürerken, bir gerçekliği daha kör göze parmak sokarcasına gösteriyor. Bu da sendikal hareketin uzun yıllardır büyümekte olan krizinin doruk noktasına ulaşmış olduğudur.


3 MART 2010

RIDVAN TURAN

BU PARTİDE REKABETÇİ SİYASAL İLİŞKİLER YASAKLANMIŞTIR!

Kapitalistler rekabeti insan doğasının ayrılmaz bir parçası olarak görürler. Eşitliği savunmanın anlamsızlığına vurgu yaparken, toplumumuzun eşit olmayanların bileşimi olduğunu ve bu eşit olmayanlar arasında da rekabetin olağan bir durum olduğunu söylerler. Bu tespitler yetmez, antropolojik kanıtlar da ararlar. Rekabetin, ilkel insanın besin kaynaklarına ulaşımını sağlayan, yaradılıştan gelen bir faktör olduğunu iddia ederler. Güçlü olanın hayatta kalmasına, güçsüzün yok olmasına ilişkin doğadan örnekler verirler. Bunların tümü palavradır, insan bugünlere rekabet ederek değil, birbiriyle dayanışarak gelmiştir.


2 MART 2010

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

MÜCADELE İÇİN GÜÇLENEREK BİRLEŞELİM, BİRLEŞEREK GÜÇLENELİM

Türkiye’de sosyalistler üç temel mesele etrafında saflaştı: Kürt sorunu, egemen blok arasındaki çatışma (Darbecilik, AKP-Ordu çekişmesi), işçi sınıfı mücadelesi. Bu konular etrafında liberal ve ulusalcı yaklaşımlar her ne kadar ilk bakışta birbirlerine karşıt gibi görünseler de, gelinen süreç onları tuttukları saf itibarıyla birbirlerine yaklaştırdı. Bu unsurlar utangaçça egemen güçlere yaslandılar. Kimi uluslararası egemen güçlerin lafazanlığına kimileri ise “memleketteki milli güçlerin” avukatlığına soyundu.


2 MART 2010

YILMAZ ASLAN

ÖZNE OLAMAMA HALİ

Tekel işçisinin direnişi sosyalistler arasında ve sendikalarda sınıfa bakış açılarında bir tür dizilişlere de sahne oldu. Bunun en çok göze çarpanı sınıfın birer üyesi olmasına rağmen yani sınıfın içinde olmasına rağmen dışındaymış gibi ‘destek’ kelimesini bolca kullanan sendikalar ve sınıf örgütleri, bir diğeri de eleştirirken içinde olmadığını düşündüğü halde içindeymiş gibi eleştirenler.


1 MART 2010

BURCUGÜL

BU BİZİM UZUN YÜRÜYÜŞÜMÜZ...

77 gün. Dile kolay. Bir günlük iş bırakmaların bile layıkıyla yapılmadığı zamanların çocuklarıyız biz. 89’un büyük madenci yürüyüşü, 90’ların sendika mücadeleleri, harç karşıtı eylemler anlatılınca zamanın tanıklarınca inanamıyoruz. Biz öyle zamanlarda mı yaşadık diyoruz. Kendimizi masal çağlarını görmüş efsanevi insanların arasında sanıyoruz, o günleri örgütleyenleri görünce. Herhalde bundan yıllar, yıllar sonra da kendimizi efsanevi şahıslar olarak görecek, ona göre ihtimam bekleyeceğiz.


28 ŞUBAT 2010

S. GÜL

HÜKÜMET-ORDU İLİŞKİLERİ ÜZERİNE

Hatırlanacağı üzere cumhurbaşkanlığı seçimlerinde cumhuriyet mitingleriyle başlayan süreç 367 krizi ve e-muhtırayla devam etmişti. Dönemin genelkurmay başkanı Büyükanıt cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak “Cumhuriyetin temel değerlerine, devletin üniter yapısına, laik demokratik devlete sözde değil özde bağlı bir cumhurbaşkanının seçileceğini umut ediyorum” açıklamasını yapmış, Mart 2007’den o yana gerçekleşen cumhuriyet mitinglerine açıktan desteğini sürdürmüştü.  


27 ŞUBAT 2010

M. ÖZLEM

SİZİN CANINIZ KAÇ PARA?

Ar duygusunun çatladığı günlerden geçiyoruz. İnsan canına bedel biçilen günlerden geçiyoruz. İlk olarak Bursa’daki grizu patlamasında tanık olmuştuk. Madenin sahibi hayatını kaybeden işçiler için ölüm başına verdiği parayı, afiş ve ilanlarla duyuruyordu. Ve bir işçi ölmediğine yakınıyordu. Canın bir bedeli vardır. Ve yaşamın bedeli, canın bedelinden ucuzdur. Ölümler durmadı. Tuzla’da hiç durmadı. Madenlerde de hiç durmadı. Devlet bakanı Balıkesir’deki grizu patlamasından sonra ölen işçiler için 10 bin lira ödendiğini ve cenaze paralarının peşin verildiğini övünerek açıklıyordu.


26 ŞUBAT 2010

FEHMİ BAYRAKTAROĞLU

YAŞANAN GERÇEKLER DOĞRUYU SÖYLETİR, YALANI ALIR, EŞEKLİK BAKİ KALIR!

Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel dün akşam televizyonda programa çıktı, gazetecilerle söyleşti. Tekel işçileri ile ilgili 3 önemli soruya 3 önemli cevap verdi. Gazeteciler “konfederasyonlar ve sendika olarak şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordular; “yapılabileceklerin hepsini yaptık” dedi. Gazeteciler “ay sonunda hükümetin verdiği süre dolunca ne yapacaksınız?” dediler; “biz –işçileri kastederek– oradan ayrılmayacağız, direniş pasif eylemle devam edecek” dedi. Gazeteciler son olarak bir de genel durumu kapsayan bir soru sordular; “bu sendikal yapılarla bu mücadele nasıl yürütülecek?” Mustafa Türkel bu soruya “bu yapılarla bu mücadelelerin yürütülmesi mümkün değil; bu da işçilerin sorunu, onların kaderlerini kendi ellerine almaları, bu yapıları baştan aşağı değiştirmeleri lazım!” diye cevap verdi!!


26 ŞUBAT 2010

ALİ OSMAN ADIGÜZEL

GENEL GREV GENEL DİRENİŞ ZAMANI

İlk bakışta yazının başlığı işçi sınıfı mücadelesi içinde çok bilindik bir sloganın tekrarı gibi görülse de bu argümanın bugün salt ajitasyondan çok daha öte bir şey olduğunu yaşadığımız tarih bize çok güzel özetlemekte. Neden mi? Uzakta aramaya gerek yok. Hemen yanı başımızda: Daha geçen gün biraz fazla kâr için kim bilir hangi tedbirsizlikten kaynaklı olarak Balıkesir'in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy'deki maden ocağının patlaması. Ve bunun gibi maden ocağı patlamalarının daha önce de defalarca olmasına rağmen hâlâ bu konuya dair tedbirlerin alınmaması.


25 ŞUBAT 2010

YASEMİN DELİDUMAN

'MADENCİLER BUNUNLA YAŞAMAK ZORUNDA' MI?

Aralık ayında Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen ve 19 maden işçisinin ölümü ile sonuçlanan grizu faciası hafızalarımızdaki yerini korurken 23 Şubat günü yine çığlıklar yükseldi bir başka maden ocağından. Balıkesir’in Dursunbey İlçesi’ne bağlı Odaköy’de özel bir şirkete ait olan kömür ocağında dün saat 18 sıralarında grizu patlaması gerçekleşti ve derinliği 500 metre olan madenin 250’inci metresinde meydana gelen patlama 13 cana sebep oldu, 18 işçi de ciddi şekilde yaralandı.


23 ŞUBAT 2010

RIDVAN TURAN

DON KİŞOT MU? ROSİNANTE Mİ?

Cervantes Enstitüsünün SDP ve TÖP tarafından işgal edilmesinin ardından SDP İstanbul il binasına İspanyol Konsolosluğundan görevliler geldi. Bir istihbarat elemanı edasıyla ince ince sorular sormakla kalmadılar, aynı zamanda partimiz ve yöneticilerimiz hakkında epey bilgi sahibi olduklarını da hissettirdiler. Soruları şöyleydi: İspanyol emperyalizmi hakkında ne düşünüyorsunuz? Latin Amerika hakkında ne düşünüyorsunuz? Neden ispanyayı hedef seçtiniz? Eyleminizin amacı nedir? vb… Görevli arkadaşlarımız İspanyol devletine merak ettikleri soruların cevaplarını verdiler. Oysa, bir duvarında Ernesto Che Guevera'nın resminin, karşısında Picasso'nun Guernica adlı tablosunun asılı olduğu görüşme odası, söze gerek bırakmaksızın İspanyollara gereken yanıtları vermekteydi.


20 ŞUBAT 2010

N. ZAFER

ÖCALAN'A ÖZGÜRLÜK

Öcalan 15 Şubat’ta uluslararası bir komplo sonucu Kenya’dan Türkiye’ye getirildi. 11 yıldır bir adada ve kötü koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyor. Kötü koşullarda yaşamak zorunda bırakılan yalnız Öcalan değil, bir bütün olarak Türkiye toplumu aslında. Türkiye’de yıllardan bu yana Kürt sorunu çözülemiyor. Ne açılan paketler, ne açılım adımları sorunu çözebildi. Kürt sorununun çözümsüzlüğü toplumsal yaşamımızı içten içe bir ağaç kurdu gibi kemiriyor. Ağaç kurdu tarafından içi boşaltılmış bir ağaç gibi dışarıdan sağlam görülse de, bir meltemin yıkacağı kadar dayanıksızlaşmış durumda.


20 ŞUBAT 2010

TAYLAN ÖZDEN

SANAT İÇİNDE GELECEĞİ BARINDIRAN SİLAHTIR

Filmin adı Noviembre. Kasım anlamına geliyor İspanyolcada. 1999’da İspanya’da bir konservatuardan hocalarının basmakalıp kurallarından sıkılan ve sanatın satıldığına inandığı için ayrılan bir grup tiyatrocunun sokakta kendi gösterilerini düzenlemeye başlamasını ve sonrasında gelişen olayları konu ediniyor.  Kimseden maddi yardım almamayı temel ilke kabul eden bu grup sokakta doğaçlama oyunlar oynamaya başlar.


19 ŞUBAT 2010

AFŞİN DEMİR

SENİN KABEN AB'DİR

Tekel işçilerinin direnişi 70. gününe doğru yol alırken, işçi sınıfının yıllardır süren hareketsizliğini gerekçe göstererek başka sulara yelken açanların, daha doğrusu başka sulara yelken açma konusundaki bireysel tercihlerine işçi sınıfının ataletini bahane gösterenlerin huzuru epey kaçmış durumda. Sosyalist hareketin işçi sınıfındaki hareketliliği merkeze koyan bir “gündem kayması” yaşamasından her nedense fevkalade rahatsız olan “solcu” yazarlarımızdan Melih Altınok da, Taraf gazetesindeki köşesinde “Benim Kâbem Emek Değil” başlıklı bir yazı kaleme alma ihtiyacı hissetmiş.


17 ŞUBAT 2010

RIDVAN TURAN

ALİ VE BARAN GİBİ OLMAK

İki Dev-Genç’li aylardır Tekirdağ F tipi cezaevinde tutuklu. Baran Nayır ve Ali Deniz Kılıç. Suçları devrimci olmak, dahası bir devrimci olarak barış yanlısı olmak. Daha ne kadar yatacakları ve sonucunda ne kadar cezaya çarptırılacakları belli değil. Onların tutuklanmasının ardından yoldaşları eylemler yaptılar, mektuplar gönderdiler, adlarını kentin soğuk duvarlarına yazdılar. Kentin soğuk ve nemli duvarlarına yazmakla kalmadılar, her şeyden ve herkesten çok kendi zihinlerine yazdılar, kalplerine nakşettiler.


16 ŞUBAT 2010

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

ORTADOĞU: KAPIŞMANIN MERKEZİ

Bugün yüksek üretim teknolojisine sahip emperyalist devletler ve uluslararası örgütler Ortadoğu’da egemenlik alanlarının yeniden paylaşımıyla ilgili planlamalar yapmaktadırlar. Düne göre değişen güç ilişkilerinin nasıl yeniden üretileceğiyle ilgili sorunlarının aşılmamış olması bir yana, daha çok gücün nasıl kullanılacağı, elde tutulacağı ve egemenlik alanlarının nasıl arttırılacağı sorunsalları varlıklarını korumaktadır. Böyle bir noktadan bakıldığında, tüm uluslararası ve bölgesel güçler için Ortadoğu artık hesaplaşma alanıdır.


16 ŞUBAT 2010

BERFİN GÜNAYLI

ALGIDA HASSASİYET

Münevver Karabulut cinayetini bilirsiniz. Artık bilmemek mümkün değil zaten. Medya her geçen gün yeni bir gelişmeyle gündeme getiriyordu bu olayı. Medyamız, sağ olsun, çok duyarlı bu konularda. Nefret cinayetleri, kadın cinayetleri, namus kisvesi altında katledilen neredeyse çocuk yaştaki kadınlara karşı ilgi ve alakasını hiç yitirmedi. Her zaman gündeminde tuttu. Ama nasıl bir ilgi, nasıl bir gündem?


15 ŞUBAT 2010

FİLİZ KURNAZ

EZİLENLER ÖZGÜR OLMADAN...

“Yaşanan sürecin değerlendirmesi yalnız kadınların değil, partinin ve partili erkek yoldaşların da önünde görev olarak durmaktadır. Yaşanan hataları değerlendirmek ve eleştirmek, buradan sonuçla kolektif bir biçimde yol alabilmek devrimci olabilmenin gereğidir. Kadın Konferansıyla bunun ilk adımı kadınlar tarafından atılmıştır. Önümüzdeki dördüncü olağan Parti Konferansımız bu adımın ikincisi olmalıdır.”


14 ŞUBAT 2010

NURETTİN ALDEMİR

HER TÜRK ASKER DOĞMUYOR!

Türkiye ilk kez Enver Aydemir’le dindar bir yurttaşın, zorunlu askerliğe direnişine tanık oluyor. Türkiye Cumhuriyeti anarşistlerin, sosyalistlerin vicdani reddine alışamamışken şimdi de devlete dindarlar ‘baş belası’ oluyor. ‘Büyük Türk Devleti’ vicdani retçilerin direnişine ve AİHM kararlarına rağmen şimdiye kadar bu konuda vicdana gelmedi. Enver Aydemir’in işi çok daha zor olacak. O ‘Büyük Türk Devletini’ hem vicdana hem imana getirmeye çalışıyor. Süreç nasıl işleyecek; hep birlikte izleyip göreceğiz.


13 ŞUBAT 2010

M. ÖZLEM

PKK'Lİ TEKELCİLER

Ankara’da çadırlar kurulup üzerlerine şehirlerin ismi yazıldığından beri PKK’nin Sakarya’nın yüksek kaldırımlarına gerillalarını çıkarmasını, mevzilerini kazıp dockalarını yerleştirmesini bekliyorduk. Timur’dan bu yana Ankara’nın bir defa daha fethedilmesini ve kahraman polisimizin başkenti işgalcilere karşı savunup “teröristleri’’ yenmesini bekliyorduk.  Devlet bakanı Yazıcıoğullarından Hayati Bey derin araştırmalar ve büyük istihbari bilgiler sonunda tebdili kıyafet eyleyip, Ankara’yı fethe çıkan işçi kılığına bürünmüş PKK efradını tespit ediverdi. Olur da rütbe ve biraz bahşiş koparırım umuduyla tez elden bunu halka açıklayıverdi: Tekel direnişinin içinde PKK var.


12 ŞUBAT 2010

BEGÜM DADAK

BAŞKA PERSPEKTİFLER

Bu güne kadar hep tartıştık homoseksüelliği, biseksüelliği. Biyolojik mi, yoksa toplumun sapkınlığı(!)  mı? Herkesin bir fikri, söyleyecek bir şeyi vardı. Kimilerine göre bu bir suç, bir sapkınlıktı. Toplumun yozlaşması, değer yargılarını yitirmesi vs vs idi. Temel nedeni, başlangıcı, dolayısıyla tedavisi(!) birey toplumdan, onu bu güne getiren çevresel faktörlerden bağımsız olarak incelenemeyeceği için net olarak ortaya konulamazdı.


11 ŞUBAT 2010

UĞUR GÜNDOĞAN

12 YIL BİR ÖMÜR EDER Mİ?

Uğur gerilla ise ne değişir? Ne yazık ki ülke gerçeği 12 yaşındaki çocukları savaşın içine çekiyor diye üzülmek gerekmez mi?  Ceylan’ı havan topunun değil basılan bir mayının öldürmüş olması kimi suçtan kurtarır? Küçük çocukları mayınlarda öldürmek de bu ülkenin kahrolası bir gerçeği ve hepimizin suçu değil mi? Sevgi sözcüğünün ölüme götürdüğü Meryem'in öldürülmüş olması ya da intihar etmiş olması bir şeyi değiştirir mi?


10 ŞUBAT 2010

N. ZAFER

TEKEL DİRENİŞİ VE TARİHSEL BAŞARISIZLIK

Hayati Yazıcı diye biri var. Hem başbakan yardımcısı ve hem de devlet bakanı. Anlaşılacağı üzere gayet etkili ve de yetkili bir adam. Muhterem, Tekel ile ilgili buyurmuş ki: “İşe şeytan karıştı, Türkiye'de ne varsa, buna PKK da dahil bu işe fitne sokmaya başladı”. Ardından Tekel işçilerine çok para verdiklerinden bahsetmiş, ancak tam sorunu çözmeye başlarken terör odaklarının işe karıştığını söylemiş. Söyleyene değil söyletene bakmak lazım derler.


10 ŞUBAT 2010

MEHMET ÇATALBAŞOĞLU

KURTULUŞ SAVAŞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR!

Zeki  Erginbay 1948 yılında İstanbul'da doğdu. 1967 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi  Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Bölümüne girdi. Bir yıl burada öğrenim gördükten sonra, yeniden sınava girerek İTÜ İnşaat Fakültesine kayıt yaptırdı. Zeki Erginbay 12 Mart 1971 darbesinden sonra tutuklandı. DEV-GENÇ ve THKP-C davalarından yargılandı. Tutuklu kaldığı sırada Sağmalcılar Davutpaşa Selimiye ve Maltepe cezaevlerinde kaldı.1974 affıyla serbest bırakıldı.TİP kökenli olan Zeki Yoldaş 1976’da Kurtuluş Hareketine katıldı.


  

Tüm Yazarlar