GÜNLÜK YAZILAR 


8 HAZİRAN 2010

ÖZGÜR ORAN

HABUR'DAN DÜZ OVAYA GEÇİŞ YOK

AKP iktidarının başlangıçta adını bile koymakta zorlandığı, Kürt sorununun çözümü için başlayıp Kürt halkına zulme dönüşen “açılım” süreci gün geçtikçe katmerli baskı-şiddet politikalarıyla yoluna devam ediyor. Projenin dillendirildiği günden bu yana, TRT Şeş şarkıları eşliğinde düz ova, dağ dinlemeden yürütülen “açılım” politikaları 90’lı yıllara rahmet okutacak bir düzeye vardı bile.


6 HAZİRAN 2010

HAKKI YÜKSELEN

NEOLİBERALİZMİN KARANLIK YÜZÜ

Bazı önemli istisnalar dışında sosyalist solun, AKP’ye ve sağı solu artık birbirine geçmiş liberalizme karşı mücadelesi, uzun yıllar boyunca esas olarak “emperyalizm-antiemperyalizm” ekseni üzerinden yürüdü. Bu, emperyalizmle ilişkileri açısından hükümete ve onun destekçisi liberalizme karşı mücadelenin elbette ihmal edilmemesi gereken bir boyutuydu. Ancak mücadelenin, sol cenahın bazı kadim hastalıklarının da etkisiyle tek boyutlu hale gelmesi ve kimi zaman “vatan elden gidiyor!” türü bir yurtseverliğe dönüşmesi, beklenenin tam tersi sonuçlar verdi.


4 HAZİRAN 2010

RIDVAN TURAN

GÜNCEL SORUN BÖLÜNMENİN ENGELLENMESİ DEĞİL BİRLEŞMENİN SAĞLANMASIDIR

Bu memleketi yönetenlerin, burjuva partilerinin, askerin, polisin, en sık kullandıkları jargon bölücülüktür. Bölücülükten ve bölünmekten pek korkarız. Ancak laf aramızda biz çoktan bölünmüş durumdayız. Hem de benim savunduğum türden bir “bölücülükle”, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ile değil, zorla, kanla, şiddetle. Zorla, kanla, şiddetle bir ulusa kaderini tayin et, kırk katırı ya da kırk satırı tercih et diyoruz. Psikopat aşıklar gibi, Kürtler bizim canımız derken ardından ya benimsin ya toprağın diyoruz.


2 HAZİRAN 2010

RIDVAN TURAN

PKK'NİN MOSSADLAŞMASI MI? TÜRKİYE'NİN İSRAİLLEŞMESİ Mİ?

İsrail'in silah olarak tırnak çakısı dahi taşımayan insani yardım gemilerine yönelik alçakça saldırısı kanımızı dondurdu. İsrail devletinin nasıl bir terörist devlet olduğunu, uluslararası sularda yaptığı bu saldırıyla bir defa daha gördük. Ancak bu saldırı bizi şaşırtmadı. Zira siyonizmin neler yapabileceğine yıllarca tanık olduk. Mossad’ın düzenlediği yüzlerce suikastı hatırlıyoruz. Sabra Şatila katliamlarından Dökme kurşun operasyonuna kadar pek çok katliamın canlı tanığı olduk.


27 MAYIS 2010

Ç. YAŞAM

KAĞITTAN KULELER

Bir örgüt  –iskambil kağıdı yerine- insanların düzenli bir şekilde yan yana gelip ortak irade yaratma amacıyla inşa olur. Ortaya çıkan irade tek tek yan yana gelen insanların iradesinden elbette üstündür ama bağımsız değildir. Yani belirleyici olan yine yan yana gelen insanların özellikleridir. Örgütü en ufak bir sarsıntıda yerle bir olan kağıttan kuleye ya da en zor şartlarda ayakta durmayı beceren devrimci savaş aygıtına çeviren budur.


27 MAYIS 2010

FİLİZ KURNAZ

GENEL GREV KADERİNİZDE Mİ YOK?

Zonguldak’ta gerçekleşen maden cinayetinde 30 işçi 540 metre yerin altında ölüme terk edilmiş ve bu yaşananların ardından Zonguldak’a giden Başbakan Tayip Erdoğan yaşananları “kader” olarak açıklamıştı. Zonguldak’ta yaşayanların ve madencilik mesleğinin kaderini ölümle buluşturmuş, “Babası emekli oluyor oğlu burada çalışıyor… Gaz patlamalarına yüzde yüz engel olunamaz…” diyerek Zonguldak’ta yaşayanlara ölüm sizin kaderiniz demiştir.


25 MAYIS 2010

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

SDP 4. KONGRESİ KAVGAYI BÜYÜTENLERE, ZAFERE YÜRÜYENLERE ARMAĞAN OLSUN

SDP 4. Kongresinin şiarı “mücadele için birlik, birlik için mücadele, devrim için sosyalist demokrasi”dir.  Bu sloganı açacak olursak: Mücadeleyi büyütmek için birleşmemiz gerektiğine, birlik için çaba sarfetmemiz gerektiğine, bu çabanın devrimci bir çaba olduğuna ve zaferi kazanabilmek için sosyalist demokrasi ilkesini pratiğe geçirmemiz gerektiğine varırız. Devrimcilerin birliğini savunmayanın devrimci mücadeleye hizmet etmediği açıktır.


23 MAYIS 2010

RIDVAN TURAN

CHP'DE KILIÇDAROĞLU ETKİSİ

Kıyıda köşede kalmış aslan sosyal demokratlar, Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanı adayı olmasıyla birleşme sinyali vermeye başladılar. Tek tek dargınların partiye yanaşmaları, Rahşan Ecevit’in adına zimmetli partisinin kendini fesih edip CHP’ye katılacağını açıklamasıyla büyük bir derlenme toparlanma rüzgarı esti. Belki de söylendiği gibi sosyal demokratlar artık iktidara yürüyeceklerdi.


22 MAYIS 2010

RIDVAN TURAN

TÜRKİYE'DEN SOLSUZ SİYASET MANZARALARI

Türkiye’de güçlü sosyalist bir odağın olmamasından kaynaklanan boşluk kendisini çok fena hissettiriyor. Baş karakter oyuncusunun rol almadığı, sahnede yer almadığı bir oyun sergileniyor. Baş karakter oyuncusunun rolünü ha liberal solcular üslenmeye çalışıyor ha milliyetçi solcular ya da sosyal demokratlar. Her iki kesim de işi yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar, içinden çıkılamaz hale getiriyorlar. Baş karakter oyuncusu devrimci sosyalist enternasyonalist odak kendini bir türlü göstermiyor, gösteremiyor.


21 MAYIS 2010

M. ÖZLEM

ŞERZAN'IN GÖZLERİNDEN BAKMAK

Şerzan’ın babası durumu anlattı. Şerzan sadece vurulmamıştı. Ölesiye dövülmüştü. Beyninden, ciğerlerinden ve vücudunun değişik yerlerinden darp edilmişti. Savcı organ bağışını bu yüzden kabul etmemişti. Hasar görmeyen tek gözleri kalmıştı. Ve babası bir başkası bu gözlerle dünyaya baksın, bu gözlerle dünyayı görsün diye Şerzan’ın gözlerini vermişti.


19 MAYIS 2010

RIDVAN TURAN

LİMİTLERİ ZORLAMAK

SDP sosyalist solda özgün bir yere sahiptir. Bu özgünlüğün önemli bir nedeni savunageldiği tezleridir. SDP’yi özgün bir yere oturtan tezler, “sosyalist demokrasi temelinde sosyalistlerin birliğini” ve “devrimci enternasyonalizm temelinde Türk-Kürt kardeşleşmesi”ni savunmasından kaynaklanmaktadır. Bu tezlerin doğal ve görünür sonucu sosyalistlerin birliğinin sağlanması vesilesiyle ve sosyalist bir yeniden yapılanma hamlesinin gerçekleştirilmesiyle devrimci bir öznenin yaratılmasıdır.


17 MAYIS 2010

AYSEL BATYAR

YÜZLEŞMEK YÜZ İSTER

AKP hükümetinin son yılını “açılımlar ve kıyımlar” yılı olarak adlandırabiliriz. Açılımlardan, kendi adıma “dur bakalım, belki” dediğim anlar oldu. Sözcük tek başına yüklü bir sözcüktü çünkü. Açılımların sonuçları malum ortada… Bu durumda “Biz zaten biliyorduk” demek de pek bir şey anlatmıyor. Bizi daha iyi bir sosyalist yapmıyor.


15 MAYIS 2010

M. ÖZLEM

HEPİMİZ KÜRT'ÜZ

Kimi zaman ne kadar kaçarsak kaçalım, anlamazdan, görmezden gelirsek gelelim olgular yaşamsal olaylar haline dönüşüp bize inat kendini dayatır. Böylesi durumlar karşısında sessizlik, görmezden gelme ve işitmez tavırlar takınma yani üç maymunu oynama kimseyi kurtarmaz. Kral soyunmuş çırılçıplak ortaya çıkmıştır. Gözünüzü kapayıp onu giydirmeye çalışmanız o çıplaklığı örtmeye yetemez.


14 MAYIS 2010

BİHTER ÇELİK

MASALLARDA BAŞLAYAN YALANLAR

Henüz okuma yazma bilmezdik, bize masallar anlatırlardı. Çirkin Ördek Yavrusu vardı mesela, hani hepsi beyazken siyah olan talihsiz bir ördek yavrusunu anlatırdı. O zamanlar belki üzülürdük o çirkin yavruya ama bilmezdik ki büyüdüğümüzde, beynimize yerleştirilmiş olan kodlar bir bir işleyecek; çirkinlerle dalga geçeceğiz, siyahları ezeceğiz, sırf herkes gibi olmadıkları için bazılarını ötekileştireceğiz. Ya da tam tersine o ezilen kişi olacağız...


12 MAYIS 2010

RIDVAN TURAN

ŞEYTANIN GÖR DEDİĞİ (2)

1 Mayıs alanı yalnız rekabetçi siyasal anlayışlarla bölünmedi, aynı zamanda ulusalcı sol anlayışlar tarafından da bölündü. Alanın tümü değerlendirildiğinde ulusalcı solcuların alanda ciddi bir sayısal üstünlük sağlamış olduklarını gördük. 1 Mayıs alanı solun, işçi hareketinin aynasıdır. Solun malul ve muzdarip olduğu rekabetçilik nasıl 1 Mayıs alanında daha bir görünür olduysa, solu bir kılıç darbesiyle boydan boya bölen ulusalcılık melaneti de 1 Mayıs alanını bölerek gerçek durumumuzu gösterdi.


11 MAYIS 2010

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

DARBE ANAYASASI ÇÖPE, DARBECİLER HALKIN ADALETİNİN ÖNÜNE

12 Eylül askeri diktatörlüğünün ürünleri, onunla hesaplaşamazlar. Mili görüş ekolünün ABD katkısıyla da revizyondan geçirilmiş hali AKP askeri diktatörlüğün anayasasının bazı maddelerini değiştirmeye çalışıyor. Bunun bir sebebi egemenler arası iç kavgada AKP’nin çıkarları ise ikinci sebebi sistemin revizyon ihtiyacıdır. Askeri diktatörlük yönetimi oligarşiye terk etmişken darbe anayasasının varlığını koruması bir paradokstur. Özünde yeni anayasa değişiklikleri anayasayı daha kullanılabilinir hale getirme operasyonunu da içermektedir.


11 MAYIS 2010

BERFİN GÜNAYLI

AGRİN'E ÇİÇEK VERMEK

Anneler günü geldi geçti. Büyük mağazalar annelerin kutsallığı adına büyük indirimler yaptı, kampanyalar başlattı. Beyaz eşya satışları anneler mutfaklarda fazla yorulmasın diye tavan yaptı. Küçük ev aletleri annelere  “küçük” birer sevgi göstergesi mi oldu, evdeki işler yolunda gitsin, anne yemeği zamanında ve güzel yapsın diye bir teşvik aracı mıydı bilemedim…  Annelerin ”kutsallığı” üzerinden kazançlı çıkan yine düzen ve sermaye oldu.


10 MAYIS 2010

SULTAN SEÇİK

BİR DEVLET, BİR HASTALIK, İKİ KADIN

Biri vücudunu saran kanser illetine inat yaşama büyük bir sevgiyle tutunup, içine doğmuş gibi ömrünün son demlerinde Kürdistan’da yaşamaya karar verip, İstanbul esaretinin zincirlerini kıran Evrim Alataş. Diğeri cezaevinde kansere yakalanan, inatçı bir mücadele ile ‘artık devlet erkanı öleceğine kesin kanaat getirdiği için’ serbest bırakılan ve çıkar çıkmaz soluğu Taksim Meydanı’ndaki eylemde alıp kavgaya kaldığı yerden devam eden Güler Zere.


8 MAYIS 2010

M. ÖZLEM

TARAF KİMİN TARAFI?

Türk medyasının parlak yıldızı, liberal ve sol liberal yazının medar-ı iftiharı Taraf gazetesi medya sektöründe çığır açmaya devam ediyor. Attığı manşetler yaptığı haberler ve yayınladığı köşe yazılarıyla alışık olmadığımız bir dilin ve eleştirinin merkezi haline gelen gazete sağdan sola pek çok insanın ilgi odağı olmuş durumdadır.


6 MAYIS 2010

TAHİR OZAN

'NE YANİ KOMÜNİST Mİ OLSAYDIK?'

Ülkede son günlerde hükümet ile ana muhalefet partisi arasında anayasa görüşmeleri sürecinde ilginç bir tartışma süreci devam etmektedir. Hitler, faşizm benzetmeleri ardı ardına yapılıyor, faşizmin ülkeye etkileri güya masaya yatırılıyor, 1930’lardaki egemen saç ve bıyık biçimleri anayasa gündeminin arasına yerleşiyor…


5 MAYIS 2010

RIDVAN TURAN

ŞEYTANIN GÖR DEDİĞİ

2010 1 Mayıs’ı resmi olarak da Taksim’in “ele geçirilmesiyle” sona erdi. Resmi olarak da diyorum zira 3 yıldır polis terörüne karşın bir yolunu bulup Taksim’e çıkmayı başarmaktaydık. Bu defa devletin resmi ağızlarından resmi bir biçimde dile getirildi Taksim’in 1 Mayıs alanı olacağı. Egemenlerin söylemlerinde gizli bir tehdit vardı, bu sene bir sonraki senenin provasıdır denilirken aba altından sopa gösteriliyordu.


3 MAYIS 2010

İSMAİL ŞENGÜL

HAK VERİLMEDİ ALINDI

77 1 Mayıs’ındaki kontrgerilla katliamının ardından hep korkularla ve yasaklarla anılan Taksim Meydanı bu yıl emek ve demokrasi güçleri tarafından zaptedildi. Bu yükselen emek ve demokrasi mücadelesinin yaratığı bir sonuçtur ve egemenler alanı açmak zorunda kalmıştır. Bunu iyi bilen başbakan Erdoğan mitingin ertesi günü alanın açılmasını "AKP demokrasisinin" bir lütfu olarak ifade ederek ezilenlerin ve emekçilerin mücadelesini geniş kitleler gözünde değersizleştirmeye çalıştı.


30 NİSAN 2010

AFŞİN DEMİR

DOMUZ

Şimdi haklı olarak, “1 Mayıs arifesinde, Sosyalist Demokrasi web sitesinde domuzun talihsizliğinden söz etmek de nereden çıktı” diye sorulabilir. Geçtiğimiz hafta memleketimizin güzide liberallerinin kaleminden okuduğumuz bir dizi “yorum”, beni domuzun talihsizliği ile bahse konu liberallerin pespayeliği arasında paralellik kurmaya, hatta acaba ilkçağ felsefesindeki “köpeksilik (kinizm)” ekolüne benzer şekilde liberaller arasında da “domuzsuluk” şeklinde bir ekol mü zuhur ediyor diye düşünmeye sevk ediyor.


30 NİSAN 2010

BARIŞTA ERDOST

1915 SEMPOZYUMU VE BİR TARAF 'YÜZSÜZÜ'

Anlaşma yapılan salonların sonradan vazgeçmesi yüzünden sempozyumun gerçekleştirilememe tehlikesiyle karşı karşıya gelinmesi, bazılarını o kadar çok üzdü ki, “üzüntüden” kimi suçlayacaklarını, nereye nasıl saldıracaklarını şaşırdılar. Sempozyumun üçüncü oturumunda konuşmacı olarak adı geçen Cemil Ertem, 23 Nisan günü Taraf gazetesindeki köşesinde “Bir Sempozyum ve Ulus-Devletin Yüzsüzleri” başlıklı bir yazı yazdı.


29 NİSAN 2010

EMRE C. SOYDAŞ

YUGOSLAVYA OLUR MUYUZ?

Yıllarca acaba İran mı oluyoruz yoksa Malezya mı? endişesiyle yaşadıktan sonra, Kürt açılımı ile beraber ise yeni korkumuz acaba etnik kökene dayanan bir iç savaş ve bölünme yaşar mıyız? oldu. Genelde “acaba İran olur muyuz?”sorusunu soran kesimden bu sefer de “Acaba Yugoslavya olur muyuz?”  sesleri yükselmeye başladı.  Bu paranoyanın herhangi bir akademik bilgiye dayanmasına gerek yoktu. Sonuç ortadaydı, üniter devlet yapısı terk edilmiş ve Yugoslavya parçalanmıştı!


29 NİSAN 2010

TAYLAN ÖZDEN

GENÇLİĞİN ORANSAL OLARAK BİR SIKINTISI: GENÇ İŞSİZLİK

Yunan mitolojisinde bir insan vardır. Hayatta kalmak için kendini yer.  Sanıyorum kapitalizmin son geldiği noktada durumu liberalizm açısından son geldiği aşamada (beşeri ve doğal kaynakların tükenme oranlarını içine katmadan söylüyorum) böyle açıklayabiliriz. Dünya üzerinden birkaç örnekle kapitalizmin geldiği eşitsiz dağılım hakkında fikir sahibi olalım.


28 NİSAN 2010

RIDVAN TURAN

YA YENİ BİR YOL BULACAĞIZ YA YENİ BİR YOL YAPACAĞIZ

Türkiye sosyalist hareketinin son dönem tarihinde birlik süreçlerinin önemli yeri vardır. Kuruçeşme toplantılarından bu yana, birliğe ilişkin önemli dönemeçlerden geçtik. BSA, BSP, ÖDP deneylerini yaşadık. Bugün geriye dönüp baktığımızda bu deneyimlere ilişkin pek çok şey söylemenin mümkün olduğu kanısındayım. Bizim gibi pek çok sosyalistin de bu konuda söyleyecekleri olacaktır.


28 NİSAN 2010

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

İSRAİL DEVLETİ İSRAİL HALKININ EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR

İkinci paylaşım savaşı öncesi Almanya’da faşist partinin iktidara gelişini ABD desteklemişti. Büyük emperyalist devletlerden İngiltere’nin ve Fransa’nın da adı konmamış desteğinden bahsetmek mümkündür. Bu dönemdeki genel ABD stratejisi başta İngiltere olmak üzere emperyalist rakiplerini ekarte etmek ve güçlenen SSCB’ye ve dünya çapındaki devrimci harekete karşı önlemler almaktı. Bu nedenle Avrupa’da çıkacak ve SSCB’ye dönecek bir savaş ABD’nin işine geliyordu.


27 NİSAN 2010

FEHMİ BAYRAKTAROĞLU

DOĞRU POLİTİK TAHLİL VE TEORİ-PRATİK İLİŞKİSİ ÜZERİNE

Daha baştan söyleyeyim: Politik mücadele süreci boyunca zaman-zaman (bazı dönemlerde) politik eksen kaymaları olasıdır. Teorik perspektifler ve programatik saptamalar ışığında alınan politik kararlar doğrultusunda yürütülen pratik mücadele arasında zaman zaman ayar (“eksen”) kaymaları olabilir. Mümkünse sükunet ve birlik-beraberlik içinde tartışılır; ortalığı kırıp geçirmeden düzeltilir. 


26 NİSAN 2010

YASEMİN DELİDUMAN

'PUPUUUŞ, UÇAR LEYLİ NEREDE?'

Bugün size Pupuş'u anlatacağım ama önce tarihe ait başka bir gerçeklikten bahsederek başlamak istiyorum söze. 24 Nisan 1915. Ermeniler için büyük bir felaketin başlangıç tarihi, yer İstanbul, İçişleri Bakanı Talat Bey emir buyururlar ki iki yüzden fazla Ermeni aydını (gazeteci, şair ve yazarlar, din adamları, doktorlar, öğretmenler, avukatlar, siyasetçiler) tutuklana ve Haydarpaşa tren istasyonundan hareketle sürgüne yollana.


23 NİSAN 2010

N. EZGİ ORAL

KADİM DÜŞMAN: MİLLİYETÇİLİK

Ergenekon süreci ile beraber, sanki alışılagelenden farklı bir süreç işliyor gibi görünmekte. Artık darbe planlarının üzeri örtülmüyor, geçmişte ülkenin kaderini belirleyen paşalar sorgulanıyor. Aslında bu sürecin diğer süreçlerden tek farkı, devletin içindeki gizli savaş örgütlerinin bir kısmının, artık devletin işine yaramaz bir hale gelmesi.  Dolayısıyla işe yaramaz hale gelen bu örgütler ‘Ergenekon’ süreciyle tasfiye edilmeye çalışılıyor.


21 NİSAN 2010

RIDVAN TURAN

ÖNDERLİK VE HİYERARŞİYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

Siyasi örgütler, içine doğdukları toplumlara az çok benzerler. O toplumların kültürel siyasal yapıları bir düzeyde örgütleri belirler. Ortadoğu toplumlarındaki şefçi anlayışlar ve kişi kültü esasen o toplumların keskin aşiret-cemaat ilişkilerinin bir yansıması olarak görülmelidir. Saddam Hüseyin, Hafız Esad vb. iktidarları hatırlansın, ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir.


16 NİSAN 2010

FEHMİ BAYRAKTAROĞLU

1 MAYIS 2010 YAKLAŞIRKEN

Ayrılıkları besleyip çoğaltarak öne çıkartıp, cephenin bütününü alabildiğine zayıflatmakta bu kadar atak olanların; safları güçlendirmek adına neredeyse hiç adım atamamaları, daha doğrusu atılmaya çalışılan adımların yerinde saymadan öteye gitmemesi, yaşanan tam da budur. Artık bu konuyu -hem de yaklaşan 1 Mayıs vesilesi ile- devrimci sorumlulukla yeniden düşünüp, değerlendirip bir şeyler yapmalıyız.


14 NİSAN 2010

N. ZAFER

NE YAPMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ?

Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ulaşmak istediğiniz yer neresi? Yaptıklarınız hangi akla hizmet? Ahmet Türk’e yapılan alçakça ve onursuzca saldırının bireysel bir saldırı olduğuna inanmamızı istiyorlar. Daha önce de 7 askerin ölümüne neden olan mayınların PKK tarafından gömüldüğüne inanmamızı istemişlerdi. Ali Er’in PKK tarafından vurulduğuna, Ceylan’ın bir mayına basarak parçalandığına, lav silahlarının boru olduğuna, imzalı darbe vesikasının kağıt parçası olduğuna inanmamızı istedikleri gibi.


13 NİSAN 2010

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

İSRAİLOĞULLARI VE FİLİSTİN'E TARİHSEL BİR BAKIŞ (2)

Obama’nın politikaları eski dönemin (Bush dönemi) stratejik anlamda değil gereklilik doğrultusunda taktik değişikliklerini içermektedir. Obama’nın söylemi “demokratikleşme, özgürlükler” vb. ile temelde Bush’un söylemi ile aynıdır. Taktik anlamda temel farkı zora gireceği alanlarda bölgede İran gibi bazı güçlerle savaşmaktan kaçınmasıdır.


12 NİSAN 2010

NURŞEN YILDIRIM

GENÇLİĞİNİ VE GELECEĞİNİ İSTEYENLERE SELAM OLSUN!

Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Neden bu şiddet, bu kin? Kime, neden bu kadar saldırı? Sokaktan geçenlerin bile tepkisini bu kadar net alırken, yapmaya çalıştığınız nedir? Gençliklerini, heyecanlarını geri istediler diye, siz de yaşayamadığınız kendi gençliğinizi gördüğünüz için mi daha bir kinle saldırdınız? Bütün vaktimizi, hayatımızın birçok alanında işe yaramayacak bilgilerle dolduruyorsunuz, bunu istemiyoruz dedikleri için, başka bir şey düşünmesinler, okumasınlar diye mi çektiniz saçlarını?


11 NİSAN 2010

TAHİR OZAN

BOLOGNA SÜRECİNDEN NE ANLAŞILMALIDIR?

1999 yılından itibaren dünyada ve özellikle Avrupa’da tartışılmaya başlanan eğitim sistemi, 2002’den itibaren de TÜSİAD tarafından hazırlanan rapordan okunacağı üzere yeniden kurgulanmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde YÖK tarzı bir kurumun kaldırılmak yerine ihtiyaca göre reorganize edilmeye çalışılması, sınav sisteminin sürekli bir yap boz tahtasına çevrilmesi, bugünkü iktidarın kendi oy tabanını koruma çabasından daha ötede “genel sermaye birikiminin ihtiyaçları üzerinden yeniden düzenleme yapma” çabaları olarak algılamak da muhalif yaygın kanaattir.


  

Tüm Yazarlar