![]() |
|
|
|
|
||
|
KÜRT SORUNUNDA KRİTİK EŞİK GÜNAY KUBİLAY 3 Eylül 2010 Kürt sorunu kritik bir eşiğe dayandı. “Eşiğin
kimin lehine aşılacağı?” sorusuna verilen yanıtlar, Kürt sorunu
etrafında kopartılan fırtınaların “politik arka planını” kavramak
bakımından çok önemli. Önemli, çünkü her ne kadar devlet zirvesinde
“Kürtlerin varlığı” geleneksel tarzda inkar edilemiyor olsa da, Kürt
halkının kolektif varlığını ve haklarını temel alan çözüm önerileri söz
konusu olduğunda yeniden geleneksel tarihsel hafızanın devreye girdiğini
görüyoruz. Kürt özgürlük hareketinin ileri sürdüğü “demokratik özerklik”
gibi asgari bir demokratik çözüm modeline gösterilen tepkiler,
"çözümsüzlük" düğümünün başlangıç noktasının bu tarihsel hafızada saklı
olduğuna işaret ediyor. Kürt sorununda “çözümsüzlüğün” temelinde
Kürtlerin ulusal varlığını ve coğrafyasını “yok” sayan bu geleneksel
politikanın yatmaya devam ettiğinin altını çizmek gerekir. Kürt
halkının, devlet kurma hakkının konuşulamıyor oluşunun, özgürlük
savaşçısı bir hareketin “bölücü terör örgütü” biçiminde nitelenmesinin,
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde “özerk” yaşama isteklerinin
dahi reddediliyor oluşunun temelinde bu anlayış yatıyor. Kıyıdan dolaşmanın demokratik çözüme bir
katkısının olmadığı çok açık ve sorunun adını doğru koymak gerekir. Kürt
sorunu bir ulusal sorundur. Kürtlerin de Türkler gibi üzerinde
yaşadıkları bir ülkeleri var. Tarihleri, coğrafyaları var. Kürtlerin de
Türkler kadar kendi siyasi geleceklerini belirleme, “bağımsız devlet”
kurma ve bu devlet sınırları içerisinde yaşama hakları var. Kürtler, ister gönüllü olsun, ister verili
“güçler dengesi”nin bir sonucu olsun, Türkiye Cumhuriyeti sınırları
içerisinde “özerk” yaşamak istiyor olabilirler. Bu onların bir ulus
olmaktan doğan temel demokratik haklarının ortadan kaldırılması anlamına
gelmez. Kürtlerin ister gönüllü olarak “birleşik
demokratik devlet” sınırları (ayrılma hakları tanınmak kaydıyla) içinde,
ister ayrı “bağımsız demokratik devlet” sınırları içerisinde yaşama
hakları görmezden gelinemez. Bu hak Türklerin Kürtlere bahşedeceği bir
hak olmadığı gibi Birleşmiş Milletler’ce de tanınmış (self
determinasyon) bir haktır ve kullanılmasının önündeki tek engel,
devletin siyasal zoru, ırkçı ve şovenist politikalarıdır. Kürt sorununun kritik bir eşiğe dayandığı bu
momentte sorunun tarihsel köklerine eğilmek, politik iç yüzünü açığa
vuracak çalışmalar yapmak çok önemli. Bu konuda sosyalistlere büyük
görevler düşüyor. Ama bu ülkede ne yekpare bir sosyalizm
anlayışı var, ne de yekpare bir sosyalist hareket. O nedenle böyle bir
tarihsel ve güncel görev, “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”nı
programından çıkarmakta ve belirsiz bir “proletarya devrimi” sonrasına
ertelemekte beis görmeyen sosyalistlerden beklenemez. Böyle bir görev
bırakınız devlet kurma talebini, teritoryal çözüm yöntemlerinin en
minimumu anlamına gelen “özerklik” talebinin dahi devlet zirvesince
savaş nedeni sayıldığı verili koşullarda bütün denklemi anti-PKK’cilik
üzerine kuran sol liberal çevrelerden de beklenemez. Soruna ancak, bu ölçekte bütünlüklü demokrasi
perspektifine sahip demokratlar ve enternasyonalist sosyalistler
eğilebilirler. Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin Kürt halkının kendi
siyasi geleceğini kendi belirleme ve ayrılma hakkını bilince çıkarması
yönünde çalışmalar yalnızca güncel değil, tarihsel bakımdan da son
derece değerlidir. Kürt halkı verili koşullarda şu ya da bu nedenle
Türklerin egemen ulus olma konumlarını kabul edebilir, Türkiye
Cumhuriyeti sınırları içerisinde “özerk” yaşamak isteyebilirler. Enternasyonalist sosyalistler ise bir yandan
Türklerin egemen ve ezen ulus konumlarına “tam hak eşitliği” temelinde
itirazlarını sürdürebilir, diğer yandan Kürt halkının özerk yaşama
talebine önkoşulsuz destek vererek Kürt özgürlük hareketiyle omuz omuza
mücadele edebilirler. Bu kaçınılmaz bir görevdir. Ancak, Türkiye
Cumhuriyeti gibi oligarşik bir devlet egemenliği altında “özerk”
yaşayacak olsalar dahi, Kürt halkına sürekli politik baskı yapılacağı,
zor kullanılacağı ve kazanılmış haklarını geri almak için her türlü
gayri insani yol ve yönteme başvurulacağı gözden ırak tutulamaz. Hakim düşünce kalıplarını aşamayanlar ne
derse desin, yaşadığımız bu coğrafya iki parçalı ve çok uluslu bir
ülkedir. Gönüllü birlik ancak “tam hak eşitliği” temelinde sağlanabilir.
Kürt halkı kendi siyasi geleceğini belirleme hakkını ayrı bağımsız
devlet kurmaktan yana kullanmak istemedikçe, gönüllü birliğin çimentosu,
ancak ve ancak ayrılma hakkını anayasal hak olarak tanıyan bir “birleşik
demokratik devlet” koşullarında olanaklı olabilir. Bu bağlamda
enternasyonalist sosyalistler, Kürt halkının “özerklik” talebine destek
vermekle yetinmemeli, onun devlet biçiminde örgütlenme hakkını bütün
zorluklara karşı savunmalıdırlar. Örneğin, çok uluslu bir ülkede
Türklerin politik egemenliğine, Türkçe’nin “resmi dil” olarak tartışma
üstü bir konuma yerleştirilmesine kesin bir dille itiraz etmeli, çok
dilli bir demokratik eğitim sistemi talebini öne çıkarmalıdırlar. Elbette mücadele sürecinin bu evresinde, bu
tür temelli çözüm imkanlarından uzak olduğumuz söylenebilir. Özerklik
talebi için bile kırk dereden su getirmek, Kürt halkının kolektif
iradesini boğmak, sesini kısmak istendiği de söylenebilir. Bütün
bunların gözardı edilemeyeceği bir momentten geçtiğimiz doğrudur. Ancak, Kürt özgürlük hareketi, otuz yıllık
kesintisiz bir mücadeleyle sorunu bir çözüm eşiğine taşımayı başardı.
Siz bakmayın hâlâ savaş çığırtkanlığı yapan devlet zirvesine. Egemen
güçler de artık bu sorunu savaş düzeyinde bir çeyrek asır daha
taşıyamayacaklarının farkındalar. Ancak, onlar Kürt halkının örgütlü
iradesini devre dışı bırakarak sorunu kendi inisiyatifleri ve sınıfsal
çıkarları doğrultusunda çözmek istiyorlar. Birinci açılım denemesinde
Kürt özgürlük hareketini “tecrit ve tasfiye planları” Habur’la boşa
düşürüldü. Habur sonrası inisiyatifin Kürt özgürlük hareketine
geçeceğini anladılar, önce “mola” dediler, sonra karşı saldırıya
geçtiler. Kürt özgürlük hareketinin inisiyatifini kırmak için askeri ve
siyasi operasyonları yoğunlaştırdılar. Son günlerde Öcalan’la bir diyalogun
kurulduğunu, bazı görüşmelerin yapıldığını çift taraflı açıklamalardan
öğreniyoruz. Bu görüşmeler başta ordu olmak üzere, hakim devlet
politikalarının Kürt özgürlük hareketi karşısındaki başarısızlığının ve
inisiyatif yitirmesinin somut bir ifadesidir. Bundan böyle, sürecin Kürt özgürlük
hareketinin inisiyatifinde işlemesi ve Kürt halkının talepleri
doğrultusunda sonuçlanması için sosyalistlerin hem Kürt özgürlük
hareketiyle safları sıklaştırması, hem de “tam hak eşitliği” talebiyle
çıtayı yükseltmesi, sürecin makul bir demokratik çözüm yoluna girmesi
bakımından büyük önem kazanıyor.
|
||
|
Loading
|