![]() |
![]() |
|
|
BÖYLE DOSTLAR DÜŞMAN BAŞINA! GÜNAY
KUBİLAY
24 Ocak 2010 |
||
|
İnsanın umutları küçülünce ufuk çizgileri de silikleşir. Komünist, sosyalist, devrimci olmak bu gerçeği değiştirmez. Bu türlere yüksek numaralı büyüteçler de fayda etmez. Çünkü onların sorunu biyolojik değil, ideolojik, politiktir. Bu türler, solun bünyesinde Demirel tarzının “sosyalist soslu versiyonları” gibidir. Onlara göre “dün dündür, bugün de bugün…” Dün söylediklerine kulak asmaz, yazdıklarına dönüp bakmazlar bile… Onlara göre dün Kürt özgürlük hareketi ile ittifak yapmak devrimci enternasyonalist görevdi, bugün de iltihak etmek.
İster çarkçıbaşı, ister çımacı fark etmez, hangi bandıralı gemiye binmiş
olurlarsa olsunlar, her zaman kaptan köşkünde oturmak ister, ama hiçbir
zaman birinci kaptan olmak istemezler. Çünkü zor zamanlarda politik
sorumluluk almaz, hesap vermez, fatura ödemezler. Onun için “resmen
çarkçıbaşı/ikinci kaptan” olmayı yeğler, fiilen birinci kaptanın
pusulası rolü oynamaktan da geri durmazlar. Sert dalgalar karşısında
geminin alabora olmaya, kaptan köşkünün su almaya başladığını fark
ettiklerinde hızla tası tarağı toplar, gemiyi terk etmek için harekete
geçer, demirledikleri ilk limanda yeni bir kaptan köşkü arayışına
koyulurlar.
Bu türler “hazır kıta gemi yolcuları” gibidirler. Gözlerini sürekli
yüzen gemilere diker, batırdıkları gemilerin enkazına dahi bakmak
istemezler. Zor zamanlarda “gemisini kurtaran kaptan” olduklarına tanık
olunmamıştır. Onların seyir defterinde batan gemileri kurtarmaya, karaya
oturan gemileri yüzdürmeye çalışmak gibi denizcilik prensipleri yer
almaz. Sıkça büyük denizlere açılmaktan söz eder, ama büyük denizleri
fethe çıkacak filoları kurmak ve yeni gemiler inşa etmek için tersane
işçisi olmak gibi bir devrimci iradeyi ve cesareti asla gösteremezler.
“Mutlak doğru” onların tekelinde, bütün çalışanların beyni onların
ceplerindedir. Hangi limana
demir atarlarsa atsınlar, “mutlak doğrular” ve “bütün beyinler” de
onlarla beraber o limana demir atarlar.
Monolitik anlayışları, sekter tutumları ve ikameci siyaset tarzları
nedeniyle, kendileri gibi düşünmeyen bütün sosyalist siyasal güçlerle
aralarındaki köprüleri yıkarlar.
Kürt özgürlük hareketiyle stratejik ittifak temelinde en geniş emek,
barış ve özgürlük güçlerini kapsayacak bir “demokrasi cephesi” ve bu
cephenin örgütsel bir biçimi olarak “çatı partisi”nin inşası için
çalışan Demokrasi İçin Birlik Hareketi dahil, bütün enternasyonalist
solu dahi “sosyal şovenlikle, karşı devrimcilikle” suçlayacak kadar
dillerini sivriltir, bağlarını koparırlar.
Toplamları iki elin parmak sayısını geçmeyecek kadar marjinal ,
“iç denizler”de hamsi avlayacak bir sandalı dahi inşa edecek
iradeden yoksundurlar. Bu
türlere halk arasında “hazır lokmacılar” da denir.
Böylesine sinik bir pasifist tutumun üstünü ince bir şalla örtmek
isteyen radikal söyleme nasıl itibar edilir, onların ipiyle kuyuya
inilir mi?
Bugün büyük denizleri fethe hazırlanmak ve bu denizlere özgü
“enternasyonalist bandıralı gemileri” inşa etmek için çalışan sosyalist
solun mavnalarına burun kıvırmalarına, küçük düşürücü tavırlarına
aldırmamak gerekir.
Çarkçıbaşının “deniz çekildi, sosyalist bandıralı gemiler karaya oturdu”
demesi verili Türkiye’nin bütünlüklü politik tablosunu ifade etmiyor.
Türkiye’nin “iç denizleri” fena halde karşı devrimci dalganın
kabarışlarına tanıklık ediyor. Buna karşı enternasyonalist solun
saflarında binlerce “genç
tersane işçisi” karşı
devrimci dalgayı kırmak, büyük denizleri fethe çıkacak filoları kurmak
için canla başla çalışıyor.
İşte Türkiye’nin iç denizlerinde yükselen karşı devrimci dalgayı
kırabilecek devrimci iradeden ve cesaretten yoksun olanlar, önce
yelkenlerini indirip sonra da sağlam ve yüzer haldeki “Kürt bandıralı
gemi”ye binerek “Doğu’dan Batı’ya devrim ihracı” çağrısı yapıyorlar.
“Tanrı
korusun!” Eğer bir gün “Kürt bandıralı gemi”nin başına öngörülmeyen kötü
bir kaza gelirse, bu gemiyi de ilk terk edecek olanlar bunlar olacaktır.
Buna adınız kadar emin olabilirsiniz. Vaktiyle, 1990 başlarında
çarkçıbaşı ve çımacılarına içsel “monolitik sosyalizm” anlayışı ve
“ikameci siyaset tarzı” nedeniyle batan büyük “Sovyet bandıralı gemi”yi
de ilk terk eden bu tür anlayış sahipleri değil miydi?
Bu radikal söylem altındaki gerçek, “Doğu’daki devrim”in önündeki en
büyük engel olan Batı’daki karşı devrimci dalgada boğulma tehlikesinden
kaçıştan başka bir şey değil. İşte bu gerçek giderek gün ışığına çıkmaya
başladıkça kalemlerini sivriltiyor, kendi gibi düşünmeyen herkesi
“sosyal şovenlikle, karşı devrimcilikle” suçluyorlar.
Ama ne var ki, bu kadarla da yetinmiyorlar. Çarkçıbaşı ve birkaç
çımacısı Kürt özgürlük hareketiyle, bu hareketle aynı demokrasi cephesi
içinde yer alan güçler arasına “nifak tohumları” ekmeye çalışan
tehlikeli bir “siyasi oyun” da oynuyorlar.
Kendilerini Kürt özgürlük hareketinin yerine ikame ederek, onun
adına konuşuyor, birlik çağrıları yapıyor, “çatı modelleri” önerecek,
kendinden menkul davranacak kadar ileri gidiyorlar. Daha kötüsü
bir yandan 1 Şubat’taki Barış ve Demokrasi Partisi Kongresi’nde
istedikleri sonucu elde etmek için İmralı’yla Kandil’i ve BDP’yi karşı
karşıya getirerek Kürt özgürlük hareketinin içini karıştırmaya, bir
yandan da tepesine çöreklendikleri “Günlük Gazetesi”ni Kürt halkının
gerçek dostlarına, Kürt özgürlük hareketinin gerçek müttefiklerine karşı
hoyratça kullanmaya yelteniyorlar.
Ne demeli bilmem ki! Böyle dostlar düşman başına! |
||