![]() |
|
|
|
|
||
|
FİLLER ÇARPIŞIRKEN EZİLENLER BOYKOTA... FİLİZ KURNAZ 25 Ağustos 2010 Ülkenin siyasi atmosferinde fırtına bir türlü
dinmek bilmiyor. Ülkenin erkleri arasında süregelen çatışmalar ülke
siyasetinde yeni kara delikler açmaya devam ediyor. Ergenekon
operasyonlarıyla başlayan e-mail muhtıralarıyla devam eden süreç yeni
kavgalarla güncelliğini yitirmiyor. Islak imza belgelerinden
tutuklanarak arka bahçelerden salınanlar yeni soruşturmalarla yeniden
tutuklanıyor. Erklerin son güncel kavgası ise Balyoz operasyonu ve
Internet Andıcı operasyonlarında haklarında soruşturma açılan ordu
mensuplarının terfisinde kilitlenmiş gözüküyor. Genel Kurmay
başkanlığının soruşturma açılan ordu mensuplarını terfi çabasının
Başbakan Tayip Erdoğan tarafından veto edilmesi krizin ana eksenini
oluşturuyor. Krizin aslen kilitlendiği isim ise 1.Ordu Komutanı Hasan
Iğsız. Hasan Iğsız Genelkurmay başkanlığınca Kara Kuvvetleri
Komutanlığına adaylığı, yaşanan fırtınanın merkez üssünü oluşturuyor.
Öyle ki Genelkurmay Başkanlığının terfi listesindeki ısrarı sonucu
Başbakan Tayip Erdoğan’ın dört gün boyunca süren Yaş Toplantılarına
katılmamasına neden oluyor. Başbakan Tayip Erdoğan’ın toplantılara
katılmaması ise Genelkurmayın tavrında değişime neden olmazken Kara
Kuvvetleri Komutanlığına atanması beklenen Jandarma Genel Komutanı
Orgeneral Oktay Işık aniden emeklilik dilekçesi veriyor. Egemenlerin
zirvesindeki bu gerilimli siyasetin sonu ise hep bilindik sahnelerle son
buluyor. Yaşanan onca gerilime rağmen sanık konumundaki ordu
mensuplarının ifadeleri ne hikmetse bir türlü alınamazken bir gece
ansızın Balyoz davasında sanık olan ordu mensupları hakkındaki yakalama
kararı kaldırılıyor. Genelkurmayın gerilimi derin bir yargı müdahalesi
ile giderilirken son aşamada Genelkurmay Başkanlığına Işık Koşaner; Kara
Kuvvetleri Komutanlığına Erdal Ceylanoğlu getirilerek egemenler arası
atama krizi “mutlu” sonla bitiveriyor ve gökten üç elma düşüyor… Düşen
elmanın biri oligarşinin diğeri sermayenin son elma ise egemenler arası
kapışmada kim vurduya gidiyor… Egemenler arasında sürüp giden bu it dalaşı
daha hangi biçimlerde karşımıza çıkar bilinmez. Ama bilinmeyeni çok
denklemde bilinen ise egemenlerin bu it dalaşında, taraf olamayan ve bu
çatışmada hiçbir çıkarı olamayacak kesimlerin varlığıdır. İşçiler..
kadınlar... Kürtler ve bu coğrafyada yaşayan cümle ezilenler egemenler
arası yaşanan bu çatışmalarda her daim eli boşa düşen tarafta kalmıştır.
Siyaset arenası sistem içerisindeki güç dengelerinin kendi iç
çatışmalarına her daim tanıklık etmiştir. Yaşanan her çatışmanın sonucu
ise, egemen blokların arasındaki dengeler, üniter devletin bekasına
zeval vermeden sonuçlanmıştır. Egemen blokların kendi arasındaki it dalaşı
sürüp giderken, bir süredir işçi sınıfı içerisinde kıpırdanmalar
yaşanmaktadır. Özellikle Tekel işçilerinin 78 günlük Ankara direnişi
uyuyan devi uyandırmış, bir çok yerde işçiler ekonomik-sosyal sorunları
için grev ya da direnişe geçmişlerdir. Tekel direnişi sonrası Tariş
işçileri, İski işçileri, İtfaiye işçileri öne çıkan işçi direnişleri
arasındadır. Son olarak ise UPS İşçileri İstanbul ve İzmir’de sendikalı
işçi olabilmek için Tüm-Tis Sendikasında örgütlenerek uluslararası
sermeye olan UPS’ye karşı mücadele bayrağını açmıştır. Öte yanda Çel-Mer
Metal İşçileri Kocaeli’nden başlattıkları sendika mücadelesini işgal
eylemi sonucu kazanmıştır. Dönem içerisinde kimi kazanımlarla sonuçlansa
da işçi sınıfının hareketlenmeleri hala çok dağınık ve parçalıdır. Bu
dağınıklık ise yaşanan hareketlenmelerin bulundukları noktalarda
kalmasına neden olmakta ve tüm toplumu saracak nitelikten yoksun
kalmaktadır. Öte yanda savaş tüm hızıyla devam etmektedir. Her haber saatinde yeni asker cenazeleri
evlerimizin içine kadar girmektedir. Egemenler şovenizmin zehrini en
kuvvetlisinden topluma tekrar tekrar empoze etmekte derin devlet eliyle
halklar arasında etnik çatışmaları körüklemeye devam etmektedir. Derin
devlet üniter devlet uğruna yeni Maraşlar, Çorumlar yaratmaktan
çekinmemektedir. Meselenin temelinde ise egemen bloklar
arasındaki çatışmalar değil ezilenler arasında nasıl bir blok
oluşturulacağında gizlidir. AKP hükümetinin ön ayak olduğu Anayasa
referandumuna çok az bir zaman kalmıştır. Bu zaman dilimi içersinde tüm
siyasetler anayasa değişikliği karşısında rengini açıklamıştır. Renkler
açıklandığında ise ortaya çıkan tablo bir hayli ilginçleşmektedir.
Evetçiler cephesi AKP, Gülen cemaati, BBP ve liberalleri kapsarken bu
cepheye bir de soldan evet denilmiş, DSİP rengini evetten yana
belirlemiştir. Başbakan Tayip Erdoğan dahi meydanlarda düzenlediği
mitinglerde Anayaysa değişikliğine evet oyu talep ederken “….yetmez ama
bu bir başlangıçtır. Bu referandum 12 Eylül yasasının değişmesi için bir
anahtardır…” sözleriyle “evet” oylarını talep etmektedir. Tayip
Erdoğan’ın dahi mitinglerindeki hitaplarının satır aralarında itiraf
ettiği durum aslen anayasanın değişmediğinin kendisidir. DSİP de
anayasaya evet derken açıklamasını böyle bir noktadan yapmıştır. Evet
cephesinin rengi bu kadar karışıktır da Hayır cephesi nasıldır. Hayır
Cephesinin rengi ise karmakarışıktır. CHP, MHP başta olmak üzere
Kemalist, ırkçı, faşist ve üniter devletin devamından yana olanlar da
sol adına siyaset yapanlar da farklı gerekçelerle “hayır” cephesinde
yer almaktadır. Elbet egemen blokların ne yaptığı ne dediği
meselemizin temel yapı taşını oluşturmamaktadır. Yaşanan sürece
müdahalede adaylığımız elbet bir üçüncü ya da orta yolculuk da değildir.
Meselemiz devrimcilerin, sosyalistlerin egemen bloklar karşısında
alternatifi yaratabilme iradesidir. Egemen blokların sözünün, eyleminin
karşısında devrimci duruşu örgütleyebilmektir. Yaşanan süreç bugün ne “evet”e
sığmaktadır ne de “hayır”a. Bugün yapılası olan işçilerin, Kürtlerin,
kadınların, eşcinsellerin ve tüm ezilenlerin cephesinden, egemenlerin
sözünün ve eyleminin dışında söz ve eylem üretebilmektir. Kurulan Emekçilerin ve Ezilenlerin Boykot
Cephesi ise rengini Kürtlerden, işçilerden ve tüm ezilenlerden
almaktadır. Yapılacak olan anayasa referandumunda “evet” ya da “hayır”
ikileminin sürükleneni değil bu iki egemen tavrın karşısında boykotu
örgütleyerek egemenlerle arasındaki hattı kalın çizgilerle örmüştür.
Mavilerin, Kahverengilerin arasında kendi rengini korumuştur.
Emekçilerin ve Ezilenlerin Boykot Cephesi bugün yolun yarısını almıştır.
Yolun diğer yarsında ise tüm bileşenleriyle boykot talebini daha güçlü
haykırmalı bugünden yarına bu cepheyi tüm ezilenlerin ortak mücadele
cephesine hizmet edecek şekilde örgütlemelidir. Özellikle de son
açıklamalarla PKK ateşkes ilan etmiş ve bir kez daha barış için
savaştığını tüm halklara ilan etmiştir. Bugün PKK’nin ilan ettiği
ateşkes süreci politik atmosferin alanlarını bir kez daha genişletmiş ve
politik mücadeleye nefes aldırmıştır. Emekçilerin ve Ezilenlerin Boykot
Cephesi bu süreçte tüm politik güçlerini kolektif bir biçimde
örgütlemeli ve barış ihtiyacını halklar cephesinde haykırışa çevirme
iradesinde olmalıdır. Fillerin çarpışması esnasından ezilenlere yer
yoktur. Filler çarpışırken bu çarpışmanın tarafı olmaya çalışmak ezilip
yok olma sonucundan öteye gidemez. Referandum sürecinde ezilip yok
olmamak için ya da egemenler karşısında varlığımızı her daim geleceğe
taşımak Barışın ve Emeğin sesi olmak için tüm ezilenler boykota…
|
||
|
Loading
|