|
Egemen güçler işçi
sınıfının haklarını gasp etmekte dur durak bilmiyor. 4-C, 4-B gibi
yasalarla, sözleşmeli memur, sözleşmeli vekil öğretmenlik uygulamaları
ile hali hazırda güvencesiz işçi çalıştırırken, güvencesiz işçi
çalıştırma yollarında koşar adım ilerliyor. Bir yanda 1999 yılında
başlattığı KPSS duvarını umut kapısı yaparak kendine yeni gelir
kaynakları yaratmaya devam ederken öte yanda yeni bir kanun tasarısıyla
karşımızda duruyor. Çalışma bakanı Hayati Yazıcı’nın birkaç gün önce
açıkladığı kanun tasarısı devlet kadrolarında memur statüsüyle istihdam
edilen işçilerin, iş güvencesini yakından ilgilendiriyor. Kamu oyunda
657 sayılı yasa olarak bilinen ve iş güvencesi anlamına gelen
devlet kadrosunda çalışmayı asıl
umut kapısı haline getiren iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılıyor.
Düzenlemeler Makyajdır…
Kanun tasarısında bulunan
memurlara babalık izninin 3 günden 10 güne çıkarılması, doğum yapan
annelere 24 aya varan ücretsiz izin uygulaması, 2 çocukla
sınırlandırılan çocuk zammında sınır kaldırılıyor. Toplu görüşmelerde,
500 lira olan harcırahın 750 liraya çıkarılıyor. Emeklilik ve ölüm
izinlerinin kapsamı genişliyor. Evlilik ya da ölüm hallerinde verilen 5
günlük izin, memurun eşinin 1. derece akrabalarını da kapsayacak şekilde
yeniden düzenleniyor ve izin süresi 7 güne çıkarılıyor. KİT’de çalışan
sözleşmeli personele sendikaya üye olma hakkı tanınıyor. Sendika üyesi
kamu çalışanlarına yılda 4 defa ödenmesi kaydıyla toplu görüşme ödeneği,
yıllık 122 lira olarak belirleniyor. Kamu personeli bilgi sistemi
kurularak personel bilgileri güncelleniyor. Personel hakkında raporlama
sistemi olarak kullanılan sicil sistemi yürürlükten kaldırılıyor. Kamu
alanındaki müsteşar, başkan, genel müdür gibi üst düzey statülere özel
sektörde çalışan nitelikli! kadrolara kamuya geçiş hakkı tanınıyor.
Kariyer uzmanlık sisteminde değişime gidiliyor. Kariyer
uzman ve uzman yardımcılarının
arasındaki ücret, statü ve çalışma koşulları arasındaki fark ve
dengesizlikler yeniden düzenleniyor. Bakan Hayati Yazıcı’nın ağzından
adeta bal damlıyormuş gibi geliyor… Yapılan düzenlemelerde ise köklü bir
değişim ya da iyileşme söz konusu değildir. Yapılan mevcut olanın birkaç
gün üstünde izin hakkını genişletmek, verilen TL değerlerinin birkaç
kuruş üstünde TL değerleri telaffuz etmekten öteye başka bir durum
değildir. Yazıcı’nın açıkladığı kamu çalışanları ile ilgili tasarının
özü ise kendini özel sektörden transfer edilecek üst düzey kadrolarda
ele veriyor. Yazıcı’ya göre bu uygulama ile özel sektör ve kamu sektörü
arasındaki duvarlar ortadan kalkıyor. Aradaki duvarlar kalktığında ise
özel sektörden transfer edilecek üst düzey kadrolar, özel sektörün tüm
ruhunu kamuya yansıtacak, kamu kurumları tam anlamıyla sermayenin ruhuna
uygun bir anlayışla yönetilecektir. Kamu kurumları tam anlamıyla bir
işletme olacak kamuya hizmet anlayışı sıfırlanarak, kamuda çalışanlar
kuralsız çalıştırmanın yeni hedefi olacaktır. Bugün özel sektörde
sendikalı çalışan sayısı yok gibidir. Aynı zamanda sendikalar özel
sektör alanında yeni açılımlar yapmakta zorlanmaktadır. Bir çok işçi
özel sektör bünyesinde sendikalı olduğu için işten atılmakta, özel
sektör en küçük bir sendikal hareketlenmeyi daha başlamadan boğmakta ve
kuralsızca işçi sınıfına ve örgütlülüğüne saldırmaktadır. Bu yüzden de
tasarıda var olan sözleşmeli personele tanınan sendika hakkı ölü
doğacaktır. İş yaşamına iş güvencesinden yoksun başlayan kamu çalışanı,
özel sektörün mantığını taşıyan yöneticilerin gölgesinde sendikanın “se”sini
dahi anmayacaktır. Hayati Yazıcı’nın tasarıda aktardığının yanında
aktarmadıkları da vardır. Tasarının hedefi “657” yani iş güvencesidir.
Tasarının tamamı 23 maddedir. Ve aktarılanlar sadece makyaj kısmıdır.
Ağızdaki bakla tasarının yasalaştığı güne değin sır gibi saklanacaktır.
Ağızdaki bakla hali hazırda çalışan ve 657’ye tabi olan memurların da bu
tasarı kapsamında sözleşmeli personel statüsüne geçirileceği ve kamuda
iş güvencesinin tamamen ortadan kaldırılacağıdır.
Birlik İçin Mücadele
Mücadele İçin Birlik…
Tüm bu aktarılanlar ise
bir zincirin halkalarıdır. Bu zincir, kökünü kapitalizmin
derinliklerinden, gücünü sermayenin egemenliğinden almaktadır. Ve her
gün ucuna bir yeni halka eklenmekte, büyüdükçe geleceğimizi tehdit
ederek, her dönem farklı uygulayıcılarını kendi bağrında var etmektedir.
Mesele ise bu zincirin halkalarının parçalanmasıdır. Kamu çalışanlarına
ve tüm çalışanlara yönelik güvencesiz çalışma dayatması aşama aşama
uygulanarak bugünkü halini almıştır. Kamudaki özelleştirmeler, iş
yasasında değişikliklerle esnek çalışmanın yasal hale gelmesi, var olan
yerel yönetimler yasası, 4-C ve 4-B ve sözleşmeli personel uygulamaları…
Sermayenin işçi sınıfına dayattığı kölelik koşullarının bir parçasıdır.
Saldırı bütünlüklü fakat savunma parçalıdır. Bugün işçi sınıfının
arasında yaratılan özel-kamu çalışanı, işçi-memur ayrımı,
sendikalı-sendikasız ayrımı sistem sınırları içinde silikleşmektedir.
Dün sendikalı çalışan bugün sendikasız, dün kamuda çalışan bugün özel
sektörde çalışır durumuna gelmiştir. Kamu ve özel sektörde örgütlü olan
sendikalar ise işçi sınıfına umut olmaktan uzak, daha çok egemenlerine
yaslanarak var olmaya çalışmaktadır. Başka bir hayatı örgütlemek için
ihtiyaç olan ise işçi sınıfının bütünlüklü, birleşik cephesini hayatın
içinde örgütleyecek ve sistemin diğer ezilenleri ile birleştirici güce
sahip bir örgütlenme perspektifi ve bu perspektife uygun örgütlenme
modelidir…
filizsdp@mynet.com
|