|
Hem genel olarak sosyalist hareketimizin, hem de
özelde tarihi boyunca Kurtuluş Hareketinin, diğer tüm sorunlarla
birlikte; en temel sorun/açmazlarından birini tartışmak üzere bu
makaleyi kaleme aldım.
Daha baştan söyleyeyim: Politik mücadele süreci
boyunca zaman-zaman (bazı dönemlerde) politik eksen kaymaları olasıdır.
Teorik perspektifler ve programatik saptamalar ışığında alınan politik
kararlar doğrultusunda yürütülen pratik mücadele arasında zaman zaman
ayar (“eksen”) kaymaları olabilir. Şu veya bu nedenle her an başa
gelebilir. Mümkünse sükunet ve birlik-beraberlik içinde tartışılır;
ortalığı kırıp geçirmeden düzeltilir.
Ama yaşanan hal odur ki, böyle yapılamıyor işte!
Nerede ise her iç kriz, büyük veya küçük bir ayrışma-bölünme ile
sonuçlanıyor. “Yoldaşlar” birbirlerinin elini çok kolay bırakıyorlar.
Sosyalist hareketimiz, bir bütün olarak, tarihindeki en büyük başarıyı
bölünerek “çoğalmakta” gösteriyor. Biz (Kurtuluş’çular) başlarda –ilk
bir-ki yıl hariç, bir on yıl boyunca– bunun tersini başarmakla övündük.
Sonra ne olduysa, bize de diğerlerine olan oldu, bölünerek “çoğalmaya”
başladık!
Bir zamanlar Troçkist yoldaşlara “iki Troçkist
bir araya gelince 3.yü bulup örgüt kurarlar; 4.yü bulunca da bölünürler”
diye takılırdık. Şimdi kimsenin kimseye bir şey diyecek hali kalmadı!
Bu konuları bizim teori ile uğraşan elemanlarımız (uzun yıllar boyunca
sayıları bir elin parmaklarını geçmedi!) oldukça iyi tahlil ettilerdi.
Sonraları “yahu, perspektifler bizim hareketimize ait, pratikte
uygulayamayan gene biziz!” günleri geldi. Başta vurguladığım gibi, bir
söyleneni, tespit edileni hayata düzgün geçirememe/içselleştirememe
sorunu vardı...
Sonra, başka hastalıklar da çıktı ortaya; dışa,
bizi kuşatan düzene karşı mücadelenin isterlerini yeterince yerine
getiremezken; içe, içimizdeki düzene karşı da mücadeleyi de gereği gibi
yürütemez olduk. Örneğin anti-cinsiyetçilik ilkemiz, bizi bir çok başka
sosyalistten ayıran en çarpıcı yanlarımızdandı. En son o yanımızdan yara
aldık, yara iflah olmadı; başımıza bilinen istenmedik olaylar geldi,
bugünlere vardık...
Gelinen noktada, bir yandan devrimci mücadeleyi
gereği gibi, layığıyla yürütmenin gayreti içinde iken, diğer yandan da
yakın tarihte yaşananların tekrarlanmaması; hastalıkların bünyede tekrar
nüksetmemesi için çaba sarf ediliyor. Başarılı olunuyor mu, çabalar
yeterli mi, yeterli yol alınabiliyor mu, YAŞAYIP,
YAPIP, GÖRECEĞİZ!
Yani, mücadele yolunda yürünürken; bir de yakın
geçmişte yaşananlardan ders çıkarmak, olan-bitenleri doğru yorumlamak ve
ona göre yürüyüşü kurgulamak var. Çabamız, işte bunun içindir. İşte bu
konuda fikirlerimiz, işe yarayacağını düşündüğümüz politik
saptamalarımız var. Bunları genç-yaşlı tüm yoldaşların dikkatine sunmak,
olan-bitenleri bir de bu fikirlerin ışığında gözden geçirmelerini
istiyoruz.
Bizim kuşak (yaşlılar), eski zamanlardaki
tartışmalarda da AYNI KONULARDA YAZMIŞTIK.
Yani ben, en azından bu konuda (yazıdaki konu) fikirlerimi tarihin
değerlendirmesinde de sınadığımı ve onlara güvendiğimi söyleyebilirim.
Şimdi burada bu yazının konusu ile ilgili olan bir kısmını, üzerinde
yeniden düşünüp-tartışmak için, aktarmak istiyorum:
“ ... teori pratik ilişkisinde felsefedeki özgürlük ve zorunluluk
kategorileri ile beraber, verili bir örgütlülük çerçevesinde, teoriden
pratiğe geçişin örgütsel dolayımları üzerinde de durmak gerekir. Bu
anlamda da teori bir başına iş göremez. Belli bir çerçevede iş görür. Bu
da, siyasi karar mekanizmalarının işlevi, bir başka deyişle siyasi
kararlar dolayımıdır. Şöyle: Verili bir teorik yapılanmanın, pratiğe
ışık tutması da, pratik mücadelede (örgütlenme, ajitasyon ve propaganda
vb. faaliyetlerde) sınanan teorinin, yine bu pratikten çıkarılan
derslerle yetkinleştirilmesi de, aradaki bu siyasi kararlar/siyasi karar
mekanizmaları dolayımı ile mümkün olmaktadır.
“Teori-pratik
ilişkisini ve bu bağlamda genel karakterini incelediğimiz bir şekillenme
üzerine söz ederken, bu bütünlük ve iç içelik/dolayımlar üzerinden
sorunu kavramazsak, yanılırız. Buna, sürdürülen eylemin muhtevasının
genel karakterini belirleyen “merkezi ilişki” diyebiliriz. Bu
tanımlamalar yapılırken, mücadele içinde sürekli değişen ve evrilen bir
hareketlilik/örgütlülükten bahsettiğimiz unutulmamalı. Bu evrilmenin,
değişmenin bir gelişmeye, yeniden üretime denk düşmesi ise, yukarıda
anlatmaya çalıştığım bağlantı ve dolayımlar çerçevesinde gelişen
teori-pratik ilişkisinin, ... teoriyi eksik ve yanlışlarından
arındırarak ve ... teoriden yola çıkılarak alınan ve pratikte sınanarak
değiştirilen siyasi kararlar mekanizmasını sağlıklı işleterek mümkündür.
...” (Yeni Öncü Dergisi, sayı:
15, 1989 - Son satırlarda .... koyarak anlaşılırlık adına tekrarları
kısalttım.)
Yukarıdaki paragrafta toparlanmaya çalışılan
perspektif; bütün bildiklerimize rağmen başımıza
gelenlerin/getirdiklerimizin çözümlenip, doğru temelde kavranmasında
anahtar rolü oynayabilecek özelliktedir. O zamanlar da, bu işe yarasın
diye düşünülmüş ve kaleme alınmıştı... Benim işime yaramıştı. Üzerinde
durup/düşünüp yeterli ilgiyi ve çabayı gösterirseniz, umarım sizin de
işinize yarar! (Sözlerim sadece bu dergi taraftarı okurlara değil, tüm
okurlaradır. Bu konu üzerine daha da tartışmak, alkıl yorup, yazmak
lazım. Bunu, kendime de söylüyorum ve yapacağım. Yapmalıyız.
BİZ, SOSYALİSTİZ, BİZİM ANLAYIŞIMIZA GÖRE BİLİMDE
DE SİYASETTE DE KÜSLÜK OLMAZ, OLMAMALI!!!
|