DOĞRU POLİTİK TAHLİL VE TEORİ-PRATİK İLİŞKİSİ ÜZERİNE


FEHMİ BAYRAKTAROĞLU


27 Nisan 2010



Hem genel olarak sosyalist hareketimizin, hem de özelde tarihi boyunca Kurtuluş Hareketinin, diğer tüm sorunlarla birlikte; en temel sorun/açmazlarından birini tartışmak üzere bu makaleyi kaleme aldım.

Daha baştan söyleyeyim: Politik mücadele süreci boyunca zaman-zaman (bazı dönemlerde) politik eksen kaymaları olasıdır. Teorik perspektifler ve programatik saptamalar ışığında alınan politik kararlar doğrultusunda yürütülen pratik mücadele arasında zaman zaman ayar (“eksen”) kaymaları olabilir. Şu veya bu nedenle her an başa gelebilir. Mümkünse sükunet ve birlik-beraberlik içinde tartışılır; ortalığı kırıp geçirmeden düzeltilir.

Ama yaşanan hal odur ki, böyle yapılamıyor işte! Nerede ise her iç kriz, büyük veya küçük bir ayrışma-bölünme ile sonuçlanıyor. “Yoldaşlar” birbirlerinin elini çok kolay bırakıyorlar. Sosyalist hareketimiz, bir bütün olarak, tarihindeki en büyük başarıyı bölünerek “çoğalmakta” gösteriyor. Biz (Kurtuluş’çular) başlarda –ilk bir-ki yıl hariç, bir on yıl boyunca– bunun tersini başarmakla övündük. Sonra ne olduysa, bize de diğerlerine olan oldu, bölünerek “çoğalmaya” başladık!

Bir zamanlar Troçkist yoldaşlara “iki Troçkist bir araya gelince 3.yü bulup örgüt kurarlar; 4.yü bulunca da bölünürler” diye takılırdık. Şimdi kimsenin kimseye bir şey diyecek hali kalmadı!

Bu konuları bizim teori ile uğraşan elemanlarımız (uzun yıllar boyunca sayıları bir elin parmaklarını geçmedi!) oldukça iyi tahlil ettilerdi. Sonraları “yahu, perspektifler bizim hareketimize ait, pratikte uygulayamayan gene biziz!” günleri geldi. Başta vurguladığım gibi, bir söyleneni, tespit edileni hayata düzgün geçirememe/içselleştirememe sorunu vardı...

Sonra, başka hastalıklar da çıktı ortaya; dışa, bizi kuşatan düzene karşı mücadelenin isterlerini yeterince yerine getiremezken; içe, içimizdeki düzene karşı da mücadeleyi de gereği gibi yürütemez olduk. Örneğin anti-cinsiyetçilik ilkemiz, bizi bir çok başka sosyalistten ayıran en çarpıcı yanlarımızdandı. En son o yanımızdan yara aldık, yara iflah olmadı; başımıza bilinen istenmedik olaylar geldi, bugünlere vardık...

Gelinen noktada, bir yandan devrimci mücadeleyi gereği gibi, layığıyla yürütmenin gayreti içinde iken, diğer yandan da yakın tarihte yaşananların tekrarlanmaması; hastalıkların bünyede tekrar nüksetmemesi için çaba sarf ediliyor. Başarılı olunuyor mu, çabalar yeterli mi, yeterli yol alınabiliyor mu, YAŞAYIP, YAPIP, GÖRECEĞİZ!

Yani, mücadele yolunda yürünürken; bir de yakın geçmişte yaşananlardan ders çıkarmak, olan-bitenleri doğru yorumlamak ve ona göre yürüyüşü kurgulamak var. Çabamız, işte bunun içindir. İşte bu konuda fikirlerimiz, işe yarayacağını düşündüğümüz politik saptamalarımız var. Bunları genç-yaşlı tüm yoldaşların dikkatine sunmak, olan-bitenleri bir de bu fikirlerin ışığında gözden geçirmelerini istiyoruz.

Bizim kuşak (yaşlılar), eski zamanlardaki tartışmalarda da AYNI KONULARDA YAZMIŞTIK. Yani ben, en azından bu konuda (yazıdaki konu) fikirlerimi tarihin değerlendirmesinde de sınadığımı ve onlara güvendiğimi söyleyebilirim. Şimdi burada bu yazının konusu ile ilgili olan bir kısmını, üzerinde yeniden düşünüp-tartışmak için, aktarmak istiyorum:

“ ... teori pratik ilişkisinde felsefedeki özgürlük ve zorunluluk kategorileri ile beraber, verili bir örgütlülük çerçevesinde, teoriden pratiğe geçişin örgütsel dolayımları üzerinde de durmak gerekir. Bu anlamda da teori bir başına iş göremez. Belli bir çerçevede iş görür. Bu da, siyasi karar mekanizmalarının işlevi, bir başka deyişle siyasi kararlar dolayımıdır. Şöyle: Verili bir teorik yapılanmanın, pratiğe ışık tutması da, pratik mücadelede (örgütlenme, ajitasyon ve propaganda vb. faaliyetlerde) sınanan teorinin, yine bu pratikten çıkarılan derslerle yetkinleştirilmesi de, aradaki bu siyasi kararlar/siyasi karar mekanizmaları dolayımı ile mümkün olmaktadır.

 “Teori-pratik ilişkisini ve bu bağlamda genel karakterini incelediğimiz bir şekillenme üzerine söz ederken, bu bütünlük ve iç içelik/dolayımlar üzerinden sorunu kavramazsak, yanılırız. Buna, sürdürülen eylemin muhtevasının genel karakterini belirleyen “merkezi ilişki” diyebiliriz. Bu tanımlamalar yapılırken, mücadele içinde sürekli değişen ve evrilen bir hareketlilik/örgütlülükten bahsettiğimiz unutulmamalı. Bu evrilmenin, değişmenin bir gelişmeye, yeniden üretime denk düşmesi ise, yukarıda anlatmaya çalıştığım bağlantı ve dolayımlar çerçevesinde gelişen teori-pratik ilişkisinin, ... teoriyi eksik ve yanlışlarından arındırarak ve ... teoriden yola çıkılarak alınan ve pratikte sınanarak değiştirilen siyasi kararlar mekanizmasını sağlıklı işleterek mümkündür. ...” (Yeni Öncü Dergisi, sayı: 15, 1989 - Son satırlarda .... koyarak anlaşılırlık adına tekrarları kısalttım.)

Yukarıdaki paragrafta toparlanmaya çalışılan perspektif; bütün bildiklerimize rağmen başımıza gelenlerin/getirdiklerimizin çözümlenip, doğru temelde kavranmasında anahtar rolü oynayabilecek özelliktedir. O zamanlar da, bu işe yarasın diye düşünülmüş ve kaleme alınmıştı... Benim işime yaramıştı. Üzerinde durup/düşünüp yeterli ilgiyi ve çabayı gösterirseniz, umarım sizin de işinize yarar! (Sözlerim sadece bu dergi taraftarı okurlara değil, tüm okurlaradır. Bu konu üzerine daha da tartışmak, alkıl yorup, yazmak lazım. Bunu, kendime de söylüyorum ve yapacağım. Yapmalıyız. BİZ, SOSYALİSTİZ, BİZİM ANLAYIŞIMIZA GÖRE BİLİMDE DE SİYASETTE DE KÜSLÜK OLMAZ, OLMAMALI!!!