|
(*) Sözüm, şimdilik
Tek Gıda-İş Genel Başkanı’nı ( Mustafa Türkel’i) içermiyor. 2 nedenle
şimdilik böyle: Birincisi, kendisi halen sürmekte olan bir mücadelenin
sendikal örgütünün en başındaki kişi; işçilerin –ve onun– bu mücadelenin
sürdüğü süre boyunca her türlü desteğe ihtiyaçları var. (Bu destek, son
gelinen noktada diğer konfederasyon yöneticileri için geçerli değil,
çünkü onlar, bu son aşamada Tekel işçilerine ve sendikalarına aktif
desteği kesip, eylemi yalnızlığa ittiler! Mustafa Türkel’in Türk-İş
Genel Sekreterliğinden istifasının arka planında bu gerçeklik var...
(Bkz: İnternet ve basın.)
İkincisi, o (Mustafa
Türkel) şimdi, tüm geçmişini omuzlamış olarak ve sadece vicdanı ile baş
başa –işçilerin yanında) bir sırat köprüsünün üstünde sınav veriyor.
Diğer tüm sarı damgalı, kara vicdanlı zevatın hak ettiğinden daha
fazlasını şu anda bu yüzden hak ediyor...
BİR TV PROGRAMININDA
AÇIKLANAN GERÇEKLER VE YORUMLARI
Tek Gıda-İş Genel
Başkanı Mustafa Türkel dün akşam ( 25.2.2010) televizyonda programa
çıktı, gazetecilerle söyleşti. Konuşmaların seyri içinde direnişteki
Tekel işçileri ile ilgili 3 önemli soruya 3 önemli cevap verdi.
Gazeteciler “konfederasyonlar ve sendika olarak şimdi ne yapmayı
düşünüyorsunuz?” diye sordular; “yapılabileceklerin hepsini yaptık”
dedi. Gazeteciler “ay sonunda hükümetin verdiği süre dolunca ne
yapacaksınız?” dediler; “biz –işçileri kastederek– oradan
ayrılmayacağız, direniş pasif eylemle devam edecek” dedi. (Bunu “Gandi”
tipi eylem diye adlandırıyorlar!) Gazeteciler son olarak bir de genel
durumu kapsayan bir soru sordular; “bu sendikal yapılarla bu mücadele
nasıl yürütülecek?” Mustafa Türkel bu soruya “bu yapılarla bu
mücadelelerin yürütülmesi mümkün değil; bu da işçilerin sorunu, onların
kaderlerini kendi ellerine almaları, bu yapıları baştan aşağı
değiştirmeleri lazım!” diye cevap verdi!! ( Aslında, herkesin ve bu
arada elbette işçilerin de izlediği bir programda verdiği bu açık ve net
doğrudan cevap bile, tek başına; yazıma başlarken düştüğüm dip nottaki
desteği hak ediyor...)
Hedefi vuran 3 soru ve
3 cevap! Ama bu cevapların sıcağı sıcağına ele alınıp, diğer bazı gerçek
bilgilerle çoğaltılarak yorumlanmaları gerekiyor. Bunu yapalım.
Tekel direnişinde
gelinen noktayı bir de böyle yorumlayarak kavramayı deneyelim:
İlk soruya (“şimdi ne
yapmayı düşünüyorsunuz?” ) verilen cevap üzerinde duralım önce: Tek
Gıda-İş Genel Başkanı –Mustafa Türkel– konfederasyon yönetimlerini de
kastederek şöyle dedi dün akşam:
“YAPILABİLECEKLERİN
HEPSİNİ YAPTIK!”
Bu sözü, Mustafa
Türkel’in kendisinin Türk-İş Genel Sekreterliğinden istifası ile
birlikte değerlendirince –ve bu konu ile ilgili basında yazılanları
gözden geçirip birleştirince– gerçek ayan-beyan ortaya çıkıyor. Söylenen
bu sözün içinde taşıdığı gerçeklik şudur: Konfederasyonların son
açıkladıkları aylara yayılmış “eylem” planları ile Tekel direnişi yalnız
bırakılmıştır! Mustafa Türkel’in istifasının arkasındaki gerçeklik de
budur. (Diğer konfederasyon yöneticilerinin “duygusal” dedikleri tepki
de budur!) Aslında bu konuyu en açık olarak 25 Şubat tarihli Taraf
gazetesinde DİSK Genel Başkanı’nın uzun
açıklamasından izleyebiliyoruz. Süleyman Çelebi, hamasi nutuklar atmayı
bırakıp, somut durum üzerinden konuşurken neler söylüyor,
İBRETLE OKUMAK LAZIM! Bulun ve okuyun!
Hani nerede o mangalda kül bırakmayan konuşmalar? Ağzından çıkan söz ve
yorumlar, bu defa başka telden çalıyor. Geri basmanın ve mücadeleyi
satmanın telinden! (Türk-İş Genel Başkanı Kumlu ise daha da beter, ama
daha sinsi. Çünkü onun sırtında yumurta küfesi de var.
Konfederasyonların bir bütün olarak bugün geldikleri nokta, Tekel
işçisini yalnız bırakma noktasıdır. Bunun adını birkaç gün sonra daha
açık koyar, daha doğrudan tartışırız...
DÜN NİYE ÖYLEYDİ,
BUGÜN NİYE BÖYLE?
Direnişin başında, o
günkü konjonktür ve siyasi menfaatleri neyi gerektiriyorsa bu CHP’li ve
MHP’li konfederasyon ve sendika yöneticileri öyle yaptılar. Her şey,
iktidarı (AKP) bu cephede de köşeye kıstırmanın manevrası (taktiği )
olarak öyle üst perdeden nutuklar atıp, eylem sahiplenilerek yürütüldü.
Ama şimdi, gelinen noktada politik menfaatler böyle gerektiriyor, o
yüzden farklı davranıyorlar!
Burada bir an durup,
bu beylere bir soru soralım (ve bu sorunun cevabını, direnişteki
işçiler, işçilerin mücadelelerini sonuna kadar sahiplenen sosyalistler
ve demokratlar olarak, biz de düşünelim); SAHİ,
YAPILABİLECEKLERİN HEPSİ GERÇEKTEN BU KADAR MI? MÜMKÜN VE GEREKLİ OLAN
HER ŞEY SAHİDEN YAPILDI MI? BİZİM BU SORULARA VE BU SARI KILIKLI-KARA
YÜZLÜ AĞALARIN TAVIRLARINA KARŞI CEVABIMIZ AÇIK: UZLAŞMACI VE
YALANCISINIZ! İŞÇİLERİ VE MÜCADELEYİ SATIYORSUNUZ!! Kendi
menfaatlerinizi düşündüğünüz için uzlaşıyorsunuz!!! Sizi oturduğunuz
koltuklara taşıyan efendilerinize borcunuzu ödüyorsunuz! Bu yüzden;
“yapılabilecek her şeyi yaptık” diyerek işçilere yalan söylüyorsunuz.
Direnişin
başlangıcında politik efendileriniz “bastırın” dediler, yürüdünüz,
mangalda kül bırakmadınız. Şimdi de “geri basın” diyorlar,
“yapılabileceklerin hepsini yaptık” diyor, yalandan “dostlar
alış-verişte görsün” misali bir kaç yasak savıcı eylem kararı
alıyorsunuz! İşçiler orada
(Türk-İş’in önünde hiçbir şey yapmadan durup “Gandi gibi” pasif direniş
yapacaklarmış! Gandi’nin adını ağzınıza alıp, hem işçiye hem de Gandi’ye
hakaret etmeyin! Gandi’nin “pasif” eylemi “orada durup, hiçbir şey
yapmamak” değildi! Yalancılar, sahtekarlar!!
Böylece, ikinci
sorunun (“süre dolunca ne yapılacak?” ) cevabının ( “çadırlardan ve
oradan ayrılmayacağız”) analizine de gelmiş oluyoruz. “Çadırları
sökerlerse, orada bir şey yapmadan duracağız, sonra gene başka çadırlar
kuracağız” demek, GELSİNLER, ÇADIRLARI KALDIRIP
İŞÇİLERİ DAĞITSINLAR, TOP DA EMRİ VEREN HÜKÜMETTE KALSIN, BİZ DE
SORUMLULUKTAN KURTULALIM DEMEKTİR! İşçiler buna kanmamalı, böyle
bir sona razı olmamalıdırlar!
SON SÖZ YERİNE, BAŞKAN
TÜRKEL’E SESLENİŞ
Bitirirken, 3. sorunun
cevabını namusluca veren Başkan Türkel’e bir çift sözümüz var (işçi
arkadaşlara da tabii): Gelinen noktada en yapılmayacak şeyi yapma işçiye
sayın Türkel! İşçilerin polis zoruyla dağıtılmasına, çadırlarının
sökülmesini seyretmelerine izin verme! Sonra bunun manevi yükünün
altından kalkamazsın, o günler, o anlar ömrün boyunca kabusun olur!
“Aranıza geleyim, öldürün beni!” diye sesleniyorsun işçilere, okuduk,
duyuldu... Senin içinde olduğun hali, anlıyoruz. Ama çareleriniz
tükenmedi, tükenmez! O yüzden de “ölsem de kurtulsam!” demene lüzum yok!
Samimi isen, sözünün de eri isen; üyelerinin başına geç, eğer bu
işçilere saldıracaklarsa, eğer gerçekten pasif direniş olarak süren bu
eylem zor kullanılarak dağıtılacaksa, üyelerini, işçileri korumaya
hazırlan!
Tekel işçilerinin
üzerlerine yönelecek saldırıyı püskürtmek için şu anda üretimden gelen
güçleri yok, ama Tek Gıda-İş üyelerinin var! Ya bu gücü kullanmaya ve
bununla pazarlık etmeye hazırlan, ki bunu yapabilirsin, ya da,
yapamıyorsan, o zaman kendi sendikanın başkanlığından da istifa et!
Zaten o zaman sahiden başkan değilsin demektir!!! İşçiler arkamdan
gelmezler diye de korkma, korkacaksan, “ya işçiler arkamdan gelirlerse!”
diye kork! KORKMAYA CESARETİN OLSUN YANİ!
Ancak böyle bir yoldan
yürüyerek o 3. soruya (“işçiler bu sendikalarla mücadeleyi sürdürebilir
mi?”) verdiğin namuslu cevaba uygun bir davranış sergilemiş olursun!
Unutma! Bu günler
hayatımızda bir kere yaşanacak, ve bir daha geri gelmeyecek.
YA TARİHE KENDİ İRADENLE BAŞIN DİK KATIL, YA DA
TARİH SENİ KENDİ BİLDİĞİ GİBİ YAZSIN! HANGİSİNİ İSTERSEN, HANGİSİNİ
KENDİNE LAYIK GÖRÜRSEN!!!
|