YAŞANAN GERÇEKLER DOĞRUYU SÖYLETİR, YALANI ALIR, EŞEKLİK BAKİ KALIR!(*)


FEHMİ BAYRAKTAROĞLU


26 Şubat 2010



(*) Sözüm, şimdilik Tek Gıda-İş Genel Başkanı’nı ( Mustafa Türkel’i) içermiyor. 2 nedenle şimdilik böyle: Birincisi, kendisi halen sürmekte olan bir mücadelenin sendikal örgütünün en başındaki kişi; işçilerin –ve onun– bu mücadelenin sürdüğü süre boyunca her türlü desteğe ihtiyaçları var. (Bu destek, son gelinen noktada diğer konfederasyon yöneticileri için geçerli değil, çünkü onlar, bu son aşamada Tekel işçilerine ve sendikalarına aktif desteği kesip, eylemi yalnızlığa ittiler! Mustafa Türkel’in Türk-İş Genel Sekreterliğinden istifasının arka planında bu gerçeklik var... (Bkz: İnternet ve basın.)

İkincisi, o (Mustafa Türkel) şimdi, tüm geçmişini omuzlamış olarak ve sadece vicdanı ile baş başa –işçilerin yanında) bir sırat köprüsünün üstünde sınav veriyor. Diğer tüm sarı damgalı, kara vicdanlı zevatın hak ettiğinden daha fazlasını şu anda bu yüzden hak ediyor...

BİR TV PROGRAMININDA AÇIKLANAN GERÇEKLER VE YORUMLARI

Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel dün akşam ( 25.2.2010) televizyonda programa çıktı, gazetecilerle söyleşti. Konuşmaların seyri içinde direnişteki Tekel işçileri ile ilgili 3 önemli soruya 3 önemli cevap verdi. Gazeteciler “konfederasyonlar ve sendika olarak şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordular; “yapılabileceklerin hepsini yaptık” dedi. Gazeteciler “ay sonunda hükümetin verdiği süre dolunca ne yapacaksınız?” dediler; “biz –işçileri kastederek– oradan ayrılmayacağız, direniş pasif eylemle devam edecek” dedi. (Bunu “Gandi” tipi eylem diye adlandırıyorlar!) Gazeteciler son olarak bir de genel durumu kapsayan bir soru sordular; “bu sendikal yapılarla bu mücadele nasıl yürütülecek?” Mustafa Türkel bu soruya “bu yapılarla bu mücadelelerin yürütülmesi mümkün değil; bu da işçilerin sorunu, onların kaderlerini kendi ellerine almaları, bu yapıları baştan aşağı değiştirmeleri lazım!” diye cevap verdi!! ( Aslında, herkesin ve bu arada elbette işçilerin de izlediği bir programda verdiği bu açık ve net doğrudan cevap bile, tek başına; yazıma başlarken düştüğüm dip nottaki desteği hak ediyor...)

Hedefi vuran 3 soru ve 3 cevap! Ama bu cevapların sıcağı sıcağına ele alınıp, diğer bazı gerçek bilgilerle çoğaltılarak yorumlanmaları gerekiyor. Bunu yapalım.

Tekel direnişinde gelinen noktayı bir de böyle yorumlayarak kavramayı deneyelim:

İlk soruya (“şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?” ) verilen cevap üzerinde duralım önce: Tek Gıda-İş Genel Başkanı –Mustafa Türkel– konfederasyon yönetimlerini de kastederek şöyle dedi dün akşam:

“YAPILABİLECEKLERİN HEPSİNİ YAPTIK!”

Bu sözü, Mustafa Türkel’in kendisinin Türk-İş Genel Sekreterliğinden istifası ile birlikte değerlendirince –ve bu konu ile ilgili basında yazılanları gözden geçirip birleştirince– gerçek ayan-beyan ortaya çıkıyor. Söylenen bu sözün içinde taşıdığı gerçeklik şudur: Konfederasyonların son açıkladıkları aylara yayılmış “eylem” planları ile Tekel direnişi yalnız bırakılmıştır! Mustafa Türkel’in istifasının arkasındaki gerçeklik de budur. (Diğer konfederasyon yöneticilerinin “duygusal” dedikleri tepki de budur!) Aslında bu konuyu en açık olarak 25 Şubat tarihli Taraf gazetesinde DİSK Genel Başkanı’nın uzun açıklamasından izleyebiliyoruz. Süleyman Çelebi, hamasi nutuklar atmayı bırakıp, somut durum üzerinden konuşurken neler söylüyor, İBRETLE OKUMAK LAZIM! Bulun ve okuyun! Hani nerede o mangalda kül bırakmayan konuşmalar? Ağzından çıkan söz ve yorumlar, bu defa başka telden çalıyor. Geri basmanın ve mücadeleyi satmanın telinden! (Türk-İş Genel Başkanı Kumlu ise daha da beter, ama daha sinsi. Çünkü onun sırtında yumurta küfesi de var. Konfederasyonların bir bütün olarak bugün geldikleri nokta, Tekel işçisini yalnız bırakma noktasıdır. Bunun adını birkaç gün sonra daha açık koyar, daha doğrudan tartışırız...

DÜN NİYE ÖYLEYDİ, BUGÜN NİYE BÖYLE?

Direnişin başında, o günkü konjonktür ve siyasi menfaatleri neyi gerektiriyorsa bu CHP’li ve MHP’li konfederasyon ve sendika yöneticileri öyle yaptılar. Her şey, iktidarı (AKP) bu cephede de köşeye kıstırmanın manevrası (taktiği ) olarak öyle üst perdeden nutuklar atıp, eylem sahiplenilerek yürütüldü. Ama şimdi, gelinen noktada politik menfaatler böyle gerektiriyor, o yüzden farklı davranıyorlar!

Burada bir an durup, bu beylere bir soru soralım (ve bu sorunun cevabını, direnişteki işçiler, işçilerin mücadelelerini sonuna kadar sahiplenen sosyalistler ve demokratlar olarak, biz de düşünelim); SAHİ, YAPILABİLECEKLERİN HEPSİ GERÇEKTEN BU KADAR MI? MÜMKÜN VE GEREKLİ OLAN HER ŞEY SAHİDEN YAPILDI MI? BİZİM BU SORULARA VE BU SARI KILIKLI-KARA YÜZLÜ AĞALARIN TAVIRLARINA KARŞI CEVABIMIZ AÇIK: UZLAŞMACI VE YALANCISINIZ! İŞÇİLERİ VE MÜCADELEYİ SATIYORSUNUZ!! Kendi menfaatlerinizi düşündüğünüz için uzlaşıyorsunuz!!! Sizi oturduğunuz koltuklara taşıyan efendilerinize borcunuzu ödüyorsunuz! Bu yüzden; “yapılabilecek her şeyi yaptık” diyerek işçilere yalan söylüyorsunuz.

Direnişin başlangıcında politik efendileriniz “bastırın” dediler, yürüdünüz, mangalda kül bırakmadınız. Şimdi de “geri basın” diyorlar, “yapılabileceklerin hepsini yaptık” diyor, yalandan “dostlar alış-verişte görsün” misali bir kaç yasak savıcı eylem kararı alıyorsunuz!  İşçiler orada (Türk-İş’in önünde hiçbir şey yapmadan durup “Gandi gibi” pasif direniş yapacaklarmış! Gandi’nin adını ağzınıza alıp, hem işçiye hem de Gandi’ye hakaret etmeyin! Gandi’nin “pasif” eylemi “orada durup, hiçbir şey yapmamak” değildi! Yalancılar, sahtekarlar!!

Böylece, ikinci sorunun (“süre dolunca ne yapılacak?” ) cevabının ( “çadırlardan ve oradan ayrılmayacağız”) analizine de gelmiş oluyoruz. “Çadırları sökerlerse, orada bir şey yapmadan duracağız, sonra gene başka çadırlar kuracağız” demek, GELSİNLER, ÇADIRLARI KALDIRIP İŞÇİLERİ DAĞITSINLAR, TOP DA EMRİ VEREN HÜKÜMETTE KALSIN, BİZ DE SORUMLULUKTAN KURTULALIM DEMEKTİR! İşçiler buna kanmamalı, böyle bir sona razı olmamalıdırlar!

SON SÖZ YERİNE, BAŞKAN TÜRKEL’E SESLENİŞ

Bitirirken, 3. sorunun cevabını namusluca veren Başkan Türkel’e bir çift sözümüz var (işçi arkadaşlara da tabii): Gelinen noktada en yapılmayacak şeyi yapma işçiye sayın Türkel! İşçilerin polis zoruyla dağıtılmasına, çadırlarının sökülmesini seyretmelerine izin verme! Sonra bunun manevi yükünün altından kalkamazsın, o günler, o anlar ömrün boyunca kabusun olur! “Aranıza geleyim, öldürün beni!” diye sesleniyorsun işçilere, okuduk, duyuldu... Senin içinde olduğun hali, anlıyoruz. Ama çareleriniz tükenmedi, tükenmez! O yüzden de “ölsem de kurtulsam!” demene lüzum yok! Samimi isen, sözünün de eri isen; üyelerinin başına geç, eğer bu işçilere saldıracaklarsa, eğer gerçekten pasif direniş olarak süren bu eylem zor kullanılarak dağıtılacaksa, üyelerini, işçileri korumaya hazırlan!

Tekel işçilerinin üzerlerine yönelecek saldırıyı püskürtmek için şu anda üretimden gelen güçleri yok, ama Tek Gıda-İş üyelerinin var! Ya bu gücü kullanmaya ve bununla pazarlık etmeye hazırlan, ki bunu yapabilirsin, ya da, yapamıyorsan, o zaman kendi sendikanın başkanlığından da istifa et! Zaten o zaman sahiden başkan değilsin demektir!!! İşçiler arkamdan gelmezler diye de korkma, korkacaksan, “ya işçiler arkamdan gelirlerse!” diye kork! KORKMAYA CESARETİN OLSUN YANİ!

Ancak böyle bir yoldan yürüyerek o 3. soruya (“işçiler bu sendikalarla mücadeleyi sürdürebilir mi?”) verdiğin namuslu cevaba uygun bir davranış sergilemiş olursun!

Unutma! Bu günler hayatımızda bir kere yaşanacak, ve bir daha geri gelmeyecek. YA TARİHE KENDİ İRADENLE BAŞIN DİK KATIL, YA DA TARİH SENİ KENDİ BİLDİĞİ GİBİ YAZSIN! HANGİSİNİ İSTERSEN, HANGİSİNİ KENDİNE LAYIK GÖRÜRSEN!!!