KUŞATMA
ERSİN
ÖNSEL
9 Nisan 2010
Geçen ay Brüksel’de baş
müzakereci bakanımızın Avrupa ve Amerikalı emperyalistlere duyurmaya
çalıştığı, devletin Kürt açılımına ilişkin programındaki söylemler son
haftaların politika ortamına oldukça malzeme oluşturdu. Her ne kadar
geleneksel devlet politikalarının tarihsel söylemlerine uygun olan bir
literatür ile sonuca gidilmek isteniyorsa da,
AKP üzerinden modern devletin politika yapma tarzı bu süreçte
dikkat çekici bir hal almış bulunuyor.
Hazretler buyuruyor: “Avrupa’daki PKK operasyonları Milli Birlik ve Kardeşlik
Projesinin ve demokratik açılımın en somut getirisidir. Türkiye yıllarca
sadece vurarak, kırarak sorunları çözeceğini zannetti. Vurarak, kırarak
sadece 35 bin insanın hayatını kaybetmesine şahit oldu. Ama ne zaman ki
Türkiye bu sorunlarla demokrasinin kurallarıyla mücadele etmeye başladı,
işin ekonomik boyutunu, sosyal ve kültürel boyutlarını ele almaya
başladı, o zaman Avrupalı müttefiklerimizi de bizimle işbirliği yapmaya
adeta mecbur bıraktı.”
Görüldüğü gibi ilgili
beyan tümüyle yalan, tümüyle yanlış, tümüyle dezenformasyon ama dikkat
edin bu bir politika yapma biçimi. Milyonlarca Kürt’ ün irade beyanını
dünya yüzünde duymayan, hissetmeyen, ne olduğunu anlamayan tek bir
siyasetçi kalmamasına rağmen senelerdir muhatap arayan zavallı ve aciz
bir yürütme erki, ürkek korkak gelişmemiş bir burjuvazi, kan banyolarına
doyamayan bir militarizm, coşkun bir ulusalcılık üzerinden yükselen
şoven bir milliyetçilik ve sonuç savaş, savaş, savaş…
Son yıllarda barış ve
demokrasi tüm dünyada yaşamlarımızın asla vazgeçilmeyecek temel öğeleri
olarak kendini daha fazla hissettirir oldu. Ortadoğu halkları bu savaş
çemberi içinde barış ve demokrasiden giderek daha da uzaklara düşen
emperyalist bir kuşatmanın esiri gibidir. Petro dolarların gücüyle ABD
ve AB emperyalist blokları,
sömürü ve soygunun en önünde en büyük payı kaparken, emperyalistler
arası rekabetin kaçınılmaz sonucu olarak Rusya, Japonya ve Çin aynı
bölgede var olabilmenin hazırlıkları içerisindedir. Alt emperyal güç
olma peşinde gayret gösteren Türkiye, Mısır, İsrail gibi devletler Büyük
Ortadoğu projesinin gönüllü yandaşları biçiminde ortak saf
tutabilmektedirler. Barış, bu alt emperyal güçlerin gündemine girmekte
çok zorlanırken, göstermelik “demokrasi” uygulamaları müthiş bir bilgi
çarpıtma eşliğinde gündemde kalabilmektedir.
Yüz binleri milyonlara
yükselten barış ve demokrasi güçleri, kendilerini hala muhatap kabul
ettiremezken, Kürt sosyalistler ve siyasi kadrolar,
başta seçilmişleri olmak üzere kelepçelenerek halkların önünden
resmigeçitle ceza evlerine gönderilmektedir. Bütün bunlar dünyanın
gözleri önünde olurken, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesinin, demokratik
açılımın faziletlerinden bahsedebilmek bugüne dek eşi benzeri görülmemiş
bir Makyevelizmdir. Bölgede yaşanılan vahşet bütün kabulleri
çatlatabilir çirkinliktedir. Sınırlara savaş için hazır binlerce muharip
güç yığılıp büyük çaplı provokasyonlarla ortam yeniden kan gölüne
döndürülürken, Türkiye oligarşisi hep bir ağızdan huzur masallarını
anlatmaya devam ediyor. Büyük medya tekbir yaprağına sınır
yığınaklarından bir tek paragraf düşememektedir. 30’a yakın maddesinin
revize edilmesi için başlatılan anayasa çalışmaları ise sağlıksız,
tartışılamayan, gerçek özneleri gündeme almayan bir sokuşturma biçiminin
görüntülerini yansıtmaktadır. İçeriği itibariyle cumhuriyet tarihi
boyunca süregelen tüm antidemokratik maddelerinin, ırkçı şovenist başat
ulus betimlemelerinin içeriğiyle dolu anayasalar, bu değişen haliyle de
hiçbir sosyal olguya merhem olamayacaktır. Sunulan anayasa taslakları
Goebbels’vari propaganda ile tersinden bir dünyayı yaşamlarımıza kabul
ettirmeye çalışıyor. Ana dilde eğitimden, halkların özgürce kendini
ifadelendirip örgütlenebileceği gelişkin toplumların en sıradan
talepleri bu anayasa taslağında yer almamaktadır. Üniter devlet
örgütlenmesinin ana gövdesi titizlikle korunurken, sayısız
alternatiflerin önü tartışmaksızın kapatılmaktadır. Tüm çalışan
kesimlerin grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakları ile ilgili maddeler
bu anayasal taslakta kendini hala bulamamaktadır.
Tüm bunlara söylenecek
sözümüz, mücadele edecek gücümüz elbette ki var. Oligarşinin duruşu ve
yöntemlerine şerbetliyiz. Ancak uzun bir süredir
“Çağdaş İslam soslu ultra neo-liberal” yeni türediler, akıl
melaikeleri gibi orta yerde durup sürekli tavsiyelerde bulunmaktalar.
Kendinden menkul düşünceleriyle ortaya atılıp, kazandıklarını sandıkları
demokrasi kavgasında icazetli hallerini ve niteliklerini saklamaya
çalışarak politika yapmanın gayreti içerisindedirler. Sosyalistleri,
demokratları tehdit edip, anayasa tartışmalarında hayır ve evet
ikileminin kaba mantığıyla milyonların geleceğini, mücadelesini,
örgütlülüğünü katakulliye getirmenin uyanıklığını taşımaktadırlar.
Bölgedeki emperyalistler,
bölgenin stabilizasyonunu bozabilecek en büyük güç olarak Kürt özgürlük
hareketini görmektedirler. İşte tam da böyle bir noktada
“Kürt sorununu Kürtsüz çözme” tarihsel görevini Türkiye
oligarşisi adına yüklenen bu çokbilmiş “yeni türediler” modern devletin
çatısı altında oluşturdukları yeni güçler koalisyonuyla
“beyaz sayfalar açıp” yeni
politikaların ana gövdesini oluşturmaya çalışmaktadırlar. ”Barış ve
demokrasi” görünümlü bir
hareket olarak dokunulmazlıklarının sınırında devletin reorganizasyonuna
toplumsal, “sivil” bir güç olarak omuz veren bu “Taraf” güçler, dikkatle
izlenmesi gereken yeni
“Chicago boys”durlar. Proletarya ve ezilen halkların kavgasının tam
ortasında tekbir kalıcı laf etmeksizin ve ortamı asla ana çelişkileriyle
görmeksizin solculuk yapabileceklerin sanan bu çağdaş Makyavelistler
suyu bulandırmaya kafaları karıştırmaya devam etmektedirler.
Hiçbir sosyalist ve demokrat güce bir tek defa yüzünü
döndürmeksizin “modern çağdaş” seslenişleriyle günün vizyonunu
oluşturmuş haldedirler.
Yaşamları belirleyen
siyasi politik hat sayısız kurgu ve argümanıyla ayrıntılarda tartışılıp
olgunlaştırılırken, Türkiye sanayi burjuvazisinin yeni akıldaneleri
halktan yana görüntüleriyle ve icazetli halleriyle didaktik söylemlerini
kaba bir mantıkla Türkiye halklarına sokuşturmak gayreti
içerisindedirler. Özetle söylemek gerekirse demek istedikleri; “Bu
anayasa değişim taslağına “evet” deyin, demokrasi, barış, savaş,
özgürlükler, gibi hayatlarınızın tüm geleceği sizler adına tarafımızdan
kontrol altına alınmıştır.” Politika bizler tarafından yapılıp sizler
tarafından uyulan bir seçkin insanlar manzumesidir. Burada anarşistliğe,
teröristliğe, goşistliğe, sosyalistliğe, demokratlığa gerek yoktur.
Değişen dünya koşullarına
karşın egemenliklerini devasa askersel güçlerle yürütüp savaş makinesini
her daim zinde tutmakta kararlı olan emperyalist güçler, bu
yapılanmalarının ekonomik ve siyasal bedelini sömürgeleri altındaki
dünya halklarına ödettirmektedirler. İşte bu noktada büyük bir yanılsama
ve günün koşullarına uygun sömürü planlamaları ortaya çıkmaktadır.
Sosyal-siyasal-ekonomik
sömürü planlamaları detaylı ve “ustaca” yapılabilecek işler olup bunu da
kapitalizmin yeni tanrıları günümüzde üstlenmiş durumdadır. Neo-liberal
kılıkta sahneye çıkan yeni tanrılar, önce teorik olarak “sol” bir
dünyayı kurgulayıp pazarladılar. Sınıflardan azade soyut bir özgürlükler
destanını her şeyi eşit sayan bir pazarda alıp sattılar. Açtıkları beyaz
sayfanın hiç arkasına bakmadan dünyayı yeniden keşfettiler. Bütün
bunlara rağmen hayat diledikleri gibi akmayınca sosyalistleri ve
demokratları cahillikle, hainlikle, banallikle suçlamaya kalktılar. Oysa
üst üste yığdıkları ve sürekli görmezden geldikleri yaşam halleri ve
sınıflar mücadelesi bir gerçeklik olup, çözümlere gebedir. Bize gelince
şu biline ki, bu KUŞATMAYI her koşula rağmen berhava edeceğiz. Kavgayı
demokratlarla, sosyalistlerle, devrimcilerle dayanışma içerisinde
birlikte yaşayacağız. Sokakları, meydanları birlikte dolduracağız.
Oldubittiye getirilmeye çalışılan her hal ve durumun karşısında durup,
kavgamıza tüm ezilenleri, sistem dışı olanları, işçi sınıfını katmayı
bir tarz olarak belirleyeceğiz. Sömürüsüz ve sınıfsız bir dünyanın
hayalini kura kura; ama o
hayallerimizi yaşayarak, özlemlerimizi gerçeğe dönüştüreceğiz.
|
|