GELECEĞİN ÖRGÜTLÜ SINIFI İÇİN BUGÜNDEN MÜCADELE


ERDAL KOZAN


8 Şubat 2010



Yükselen sınıf hareketi ve gençliğin muhalif sesi sistemi sarsmaya başlayınca, egemenler için bir balans ayarı gerekti. Bu da asker tanklarının bütün sokakları tutması demekti. Devrimci hareketin önderleri darağaçlarında, sokak ortalarında katledildi, sınıf hareketi ezildi ve Kürtlere yönelik Türkleştirme çalışmaları tüm vahşetiyle uygulamaya konuldu. Yazımızın konusu gereği 80 darbesinin ayrıntılı bir tahliline gerek yok. Hatırlamamız gereken: 80 darbesi, bir nesli işkenceden geçirdi.  Darbenin 30’uncu yılında işkenceden geçen neslin çocukları olarak mücadelenin saflarında yer tutuyorsanız, darbe tarafından etkisizleştirilen sınıf hareketi adına deneyimlerinizi yaşayarak değil okuyarak elde etmek durumunda kalıyorsunuz, ya da şöyle diyelim: kalıyor-duk!

Her geçen gün derinleşen siyasi ve ekonomik kriz, sınıf hareketinin yeniden hayat bulacağı bir ortam yaratmaya başladı. Buna paralel olarak gençliğin askeri cunta tarafından kısılan sesi yeniden yükseliyor. Maden İşçileri, tersane işçileri, itfaiye işçileri, taşıt işçileri, belediye işçileri, nakliye işçileri… İşçilerin direnişlerinde, ailelerinden aldıkları sınıf kimlikleriyle, ailelerin yanında direnen geleceğin işçileri…

Ve elbette Tekel işçileri…

Tekel işçilerinin 4-C statüsüne karşı direnişleri sınıf hareketinin son yıllardaki en önemli eylemi. Eylemlerinin en başından itibaren defalarca devletin kolluk güçleri tarafından baskıya maruz kalan işçiler 15 Aralık’ta çeşitli illerden Ankara’ya geldi. AKP Genel Merkezi önünden Abdi İpekçi Parkı’na buradan da Türk-İş Genel Merkezi önüne geçen işçiler, genel grevle taçlandırdıkları direnişlerine devam ediyor.

Ankara öğrenci gençliği ilk günden itibaren direnişin önemli destekçilerinden. Direniş alanına her gittiğinizde ellerinde kitap sırtlarında yeşil parkalarıyla işçilerin arasında dolaşıp, onlarla sohbet eden devrimci gençleri görmeniz mümkün. Gençlerin işçilerle her sohbetinde duyduğumuz bir cümle ‘siz bizim umudumuzsunuz.’ Gençliğin cevabıysa hemen hemen hiç değişmiyor: ‘siz de bizim umudumuzsunuz.’ Kim kimin umudu bilinmez ama sınıf hareketine, tabiri caizse hasret kalmış gençliğin umudu öyle somut bir hâl alıyor ki böyle durumlarda sanki elinizi uzatsanız umuda dokunabilecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz.

İşçiler kadar gençlerin de sorunu 4-C, özelleştirmeler devam ettiği sürece mağdurların sayısı artacak, geleceğin işçileri yani gençlik de bundan etkilenecek. Dolayısıyla işçilerin vermiş olduğu hak alma mücadelesiyle gençliğin mücadelesi bugünden ortaklaştırılmalı. Eğitim-üretim ilişkisi göz önüne alınarak bir mücadele hattı belirlenmeli. Türk-İş’in Tekel işçilerinin mücadelesindeki tavrı hatırlanırsa bu mücadele aracının önemi de hissedilmiş olur. Geleceğin işçileri umutlarını Türk-İş benzeri sendikalara emanet etmek istemiyorsa bugünden devrimci sendikalar yaratmak işine girişmeli ve bunun için pre-sendikalist örgütlenme perspektifiyle hareket etmeli.

Peki, pre-sendikalist örgütlenme nedir? Bunu anlamak için eğitimin üretimle bağını kurmak ve sisteme mühendis, doktor, öğretmen yetiştiren üniversitelerin, egemenlerin istedikleri üretim tarzına göre şekillendiğini görmek lazım. Yani eğitimin sektörlere ayrılmasının üretimle ilişkisini kavramak lazım. Gençliğin sektörel örgütlenme perspektifi üzerinden şekillenmesi, sınıf mücadelesiyle gençlik mücadelesinin ortaklaşmasının önemli bir adımı. Öğrencilik döneminde ileride çalışacağı sektörün sorunlarıyla ilgilenmeye başlayan öğrenci, ileride örgütleneceği sendikanın çalışma tarzına katkı sunabilecek bu da sendikanın önünü açacak, sendikayı sendika yapacaktır.

İşte o zaman devrimci sendika işçinin yakıcı gücünü düzenli bir şekilde yönlendirebilecek devlete nasıl yaranacağını düşünmek yerine işçinin taleplerini devlete dayatacaktır. Pre-sendikalist örgütlenme tezinin özü budur, geleceğin örgütlü sınıfını bugünden yaratmanın olurudur!