|
Yükselen sınıf hareketi ve gençliğin muhalif
sesi sistemi sarsmaya başlayınca, egemenler için bir balans ayarı
gerekti. Bu da asker tanklarının bütün sokakları tutması demekti.
Devrimci hareketin önderleri darağaçlarında, sokak ortalarında
katledildi, sınıf hareketi ezildi ve Kürtlere yönelik Türkleştirme
çalışmaları tüm vahşetiyle uygulamaya konuldu. Yazımızın konusu gereği
80 darbesinin ayrıntılı bir tahliline gerek yok. Hatırlamamız gereken:
80 darbesi, bir nesli işkenceden geçirdi.
Darbenin 30’uncu yılında işkenceden geçen neslin çocukları olarak
mücadelenin saflarında yer tutuyorsanız, darbe tarafından
etkisizleştirilen sınıf hareketi adına deneyimlerinizi yaşayarak değil
okuyarak elde etmek durumunda kalıyorsunuz, ya da şöyle diyelim:
kalıyor-duk!
Her geçen gün derinleşen siyasi ve ekonomik
kriz, sınıf hareketinin yeniden hayat bulacağı bir ortam yaratmaya
başladı. Buna paralel olarak gençliğin askeri cunta tarafından kısılan
sesi yeniden yükseliyor. Maden İşçileri, tersane işçileri, itfaiye
işçileri, taşıt işçileri, belediye işçileri, nakliye işçileri… İşçilerin
direnişlerinde, ailelerinden aldıkları sınıf kimlikleriyle, ailelerin
yanında direnen geleceğin işçileri…
Ve elbette Tekel işçileri…
Tekel işçilerinin 4-C statüsüne karşı
direnişleri sınıf hareketinin son yıllardaki en önemli eylemi.
Eylemlerinin en başından itibaren defalarca devletin kolluk güçleri
tarafından baskıya maruz kalan işçiler 15 Aralık’ta çeşitli illerden
Ankara’ya geldi. AKP Genel Merkezi önünden Abdi İpekçi Parkı’na buradan
da Türk-İş Genel Merkezi önüne geçen işçiler, genel grevle
taçlandırdıkları direnişlerine devam ediyor.
Ankara öğrenci gençliği ilk günden itibaren
direnişin önemli destekçilerinden. Direniş alanına her gittiğinizde
ellerinde kitap sırtlarında yeşil parkalarıyla işçilerin arasında
dolaşıp, onlarla sohbet eden devrimci gençleri görmeniz mümkün.
Gençlerin işçilerle her sohbetinde duyduğumuz bir cümle ‘siz bizim
umudumuzsunuz.’ Gençliğin cevabıysa hemen hemen hiç değişmiyor: ‘siz de
bizim umudumuzsunuz.’ Kim kimin umudu bilinmez ama sınıf hareketine,
tabiri caizse hasret kalmış gençliğin umudu öyle somut bir hâl alıyor ki
böyle durumlarda sanki elinizi uzatsanız umuda dokunabilecekmişsiniz
gibi hissediyorsunuz.
İşçiler kadar gençlerin de sorunu 4-C,
özelleştirmeler devam ettiği sürece mağdurların sayısı artacak,
geleceğin işçileri yani gençlik de bundan etkilenecek. Dolayısıyla
işçilerin vermiş olduğu hak alma mücadelesiyle gençliğin mücadelesi
bugünden ortaklaştırılmalı. Eğitim-üretim ilişkisi göz önüne alınarak
bir mücadele hattı belirlenmeli. Türk-İş’in Tekel işçilerinin
mücadelesindeki tavrı hatırlanırsa bu mücadele aracının önemi de
hissedilmiş olur. Geleceğin işçileri umutlarını Türk-İş benzeri
sendikalara emanet etmek istemiyorsa bugünden devrimci sendikalar
yaratmak işine girişmeli ve bunun için pre-sendikalist
örgütlenme perspektifiyle hareket
etmeli.
Peki, pre-sendikalist örgütlenme nedir? Bunu
anlamak için eğitimin üretimle bağını kurmak ve sisteme mühendis,
doktor, öğretmen yetiştiren üniversitelerin, egemenlerin istedikleri
üretim tarzına göre şekillendiğini görmek lazım. Yani eğitimin
sektörlere ayrılmasının üretimle ilişkisini kavramak lazım. Gençliğin
sektörel örgütlenme perspektifi üzerinden şekillenmesi, sınıf
mücadelesiyle gençlik mücadelesinin ortaklaşmasının önemli bir adımı.
Öğrencilik döneminde ileride çalışacağı sektörün sorunlarıyla
ilgilenmeye başlayan öğrenci, ileride örgütleneceği sendikanın çalışma
tarzına katkı sunabilecek bu da sendikanın önünü açacak, sendikayı
sendika yapacaktır.
İşte o zaman devrimci sendika işçinin yakıcı
gücünü düzenli bir şekilde yönlendirebilecek devlete nasıl yaranacağını
düşünmek yerine işçinin taleplerini devlete dayatacaktır. Pre-sendikalist
örgütlenme tezinin özü budur, geleceğin örgütlü sınıfını bugünden
yaratmanın olurudur!
|