|
*SOUS LES PAVES, LA PLAGE
Yeryüzü karanlık. Öyle bir karanlık ki insan insanı görmüyor. Irkçılık
yükseliyor, insanlar ulusal kimlikleri nedeniyle
evlerinden kovuluyor. Zaten düşük ücretle kötü koşullarda çalışan
işçiler işlerinden atılıp aç bırakılıyor. Gidecek yeri olmayan
insanların gecekonduları yıkılıp sokakta bırakılıyor. Parası olmayan
öğretim göremiyor, öğretim gören işsiz kalıyor. Emperyalistler halkları
sömürmeye devam ediyor. Acı, baskı, açlık, sömürü, işsizlik, savaş,
ölüm...
Uçsuz bucaksız bir karanlık, karanlığı titreştiren tek şey ise bir mum
ışığı. Mum ışığı, insan için üç saatte karanlığın yutacağı minik bir
alev, mum için ışığının yandığı üç saat baştan sona bir hayat, o minik
ışık bir devrimci için ise körüklenmeyi bekleyen bir umut...
Bazen Gazi varoşlarındaki ayaklanmalardadır bu umut, bazen okul
boykotlarında. Dün Zonguldak'taydı, bugün ise Tekel işçilerinin
direnişinde.
15 Aralık 2009’dan beri kadın, erkek, genç, yaşlı direniyor Tekel
işçileri. Patronla anlaşıp direnişi sonlandırmak isteyen sendikalarına
rağmen sömürüye direniyorlar. Gazla, copla, suyla yapılan polis
saldırıları yıldıramıyor işçileri. Ankara’da 10.000’i aşkın işçi oturma
eylemi yapıyor. İzmir’de 500 işçi vapur işgal ediyor, Ankara’da işçi
taleplerini karşılayamayan Türk-İş işgal ediliyor, direniş büyüyor.
Ülkenin her yerinde direniş yükseliyor. Şehirlerde, sokaklarda,
fabrikalarda genel grev, genel direniş çağrıları yankılanıyor.
Oligarşi bu sefer gerçekten korkuyor çünkü Kürdü, Türkü, Çerkezi, Arabı,
Alevisi, Sünnisi hep birlikte mücadele ediyor, omuz omuza açlık grevine
giriyor. İşçilerin etnik kimlikleri önemsemeden birleşmesi, sınıf
bilincini almaya başladıklarının işaretidir. Asıl olması gereken halklar
arasındaki savaş değildir. Halklar arasındaki savaş barbarlık ve
vahşettir. Olması gereken sınıf savaşıdır. Düşman; halklar, kimlikler,
milli benlikler değildir. Düşman Kürt, Ermeni, Roman değil, sermayedir.
Düşman oligarşi, emperyalizmdir.
Patronlar için bir işçinin hiçbir önemi yoktur. Aç kalmış, çocuğunu
okula gönderememiş, ilaç bulamamış, ölmüş... umurunda değildir patronun.
İşçi ne kadar çalışsa da patrona göre yan gelip yatmıştır. Asgari
ücretle çalıştığı işinde öldüyse kendi hatasıdır. Ezip suyunu çıkartıp
posasını çöpe atmaktan başka bir şey yapılmaz işçiyle.
Tekel işçisi Kerem Kılıç: ‘‘İşçiler maden ocaklarında öldü, sigara
fabrikalarında, kot taşlama fabrikalarında kanser oldu, tersanelerde
öldü, hepsi çalışarak iş başında öldü. Ama mecliste grip olan bile yok!
Tesadüf mü bu?’’ diyor.
Hayır tesadüf değil. Çalışırken ölenler emekçilerdir. Askere gidip bir
karışı bile kendisinin olmayan sırf biraz daha zenginleşsinler diye
patronların toprağı için ölenler emekçilerin çocuklarıdır. Hiçbir
patronun madende çalışırken öldüğü görülmemiştir, hiçbir patron
çocuğunun da savaşta şehit olduğu görülmemiştir. Ölüm bile adil değil.
Çünkü ölümün adil olabilmesi için hayatın adil olması lazım. Evet hayat
adil değil. Emekçilerin kendi elleriyle kurdukları bu hayat adil değil.
O zaman yıkıp daha iyisini kurmalıyız.
İşçi sınıfı doğrudan sınıfsal çıkarları için mücadele eder. Tekel
işçileri evlerinden çıkıp greve giderlerken çocuklarına eve ekmekle
döneceklerine söz veriyorlar. Bu işçilerin kaybedecek bir şeyleri yok,
kazanacakları bir dünya var.
Tekel işçilerinin grevi artık işçilerin özelleştirmeye karşı yaptığı bir
direniş değildir. Bu direniş amacını aşmıştır.. Tekel işçilerinin
direnişi insanlara unuttukları değerleri, insanlara direnişi
hatırlatıyor. Direnenin yalnız kalmayacağını ve kazanabileceğini
gösteriyor. Kitle mücadelesini, birlikte hareket etmeyi, tek yumruk
olmayı, sokaklara çıkmayı, sesini duyurmayı öğretiyor. İnanın umut ışığı
büyüyecektir, inanın tekel işçileri kazanacaktır.
Daha güzel bir dünya var. Savaşın, sömürünün, açlığın olmadığı bir dünya
mümkün. Yapmamız gereken kafamızı kaldırıp bakmak. Cesur olmalıyız,
güneşin bile üzerine yürümeliyiz, gölgemizi geçmek için, karanlığın
olmadığı bir dünya için umut etmeliyiz. Ve güçlü olmalıyız kaldırım
taşlarını sökmek için, çünkü inanın kaldırım taşlarını sökünce denizi
göreceksiniz.
|