KALDIRIM TAŞLARININ ALTINDA KUMSAL VAR


DOĞUŞ ŞAHİN


25 Ocak 2010



*SOUS LES PAVES, LA PLAGE

Yeryüzü karanlık. Öyle bir karanlık ki insan insanı görmüyor. Irkçılık yükseliyor, insanlar ulusal kimlikleri  nedeniyle evlerinden kovuluyor. Zaten düşük ücretle kötü koşullarda çalışan işçiler işlerinden atılıp aç bırakılıyor. Gidecek yeri olmayan insanların gecekonduları yıkılıp sokakta bırakılıyor. Parası olmayan öğretim göremiyor, öğretim gören işsiz kalıyor. Emperyalistler halkları sömürmeye devam ediyor. Acı, baskı, açlık, sömürü, işsizlik, savaş, ölüm...

Uçsuz bucaksız bir karanlık, karanlığı titreştiren tek şey ise bir mum ışığı. Mum ışığı, insan için üç saatte karanlığın yutacağı minik bir alev, mum için ışığının yandığı üç saat baştan sona bir hayat, o minik ışık bir devrimci için ise körüklenmeyi bekleyen bir umut...

Bazen Gazi varoşlarındaki ayaklanmalardadır bu umut, bazen okul boykotlarında. Dün Zonguldak'taydı, bugün ise Tekel işçilerinin direnişinde.

15 Aralık 2009’dan beri kadın, erkek, genç, yaşlı direniyor Tekel işçileri. Patronla anlaşıp direnişi sonlandırmak isteyen sendikalarına rağmen sömürüye direniyorlar. Gazla, copla, suyla yapılan polis saldırıları yıldıramıyor işçileri. Ankara’da 10.000’i aşkın işçi oturma eylemi yapıyor. İzmir’de 500 işçi vapur işgal ediyor, Ankara’da işçi taleplerini karşılayamayan Türk-İş işgal ediliyor, direniş büyüyor. Ülkenin her yerinde direniş yükseliyor. Şehirlerde, sokaklarda, fabrikalarda genel grev, genel direniş çağrıları yankılanıyor.

Oligarşi bu sefer gerçekten korkuyor çünkü Kürdü, Türkü, Çerkezi, Arabı, Alevisi, Sünnisi hep birlikte mücadele ediyor, omuz omuza açlık grevine giriyor. İşçilerin etnik kimlikleri önemsemeden birleşmesi, sınıf bilincini almaya başladıklarının işaretidir. Asıl olması gereken halklar arasındaki savaş değildir. Halklar arasındaki savaş barbarlık ve vahşettir. Olması gereken sınıf savaşıdır. Düşman; halklar, kimlikler, milli benlikler değildir. Düşman Kürt, Ermeni, Roman değil, sermayedir. Düşman oligarşi, emperyalizmdir.

Patronlar için bir işçinin hiçbir önemi yoktur. Aç kalmış, çocuğunu okula gönderememiş, ilaç bulamamış, ölmüş... umurunda değildir patronun. İşçi ne kadar çalışsa da patrona göre yan gelip yatmıştır. Asgari ücretle çalıştığı işinde öldüyse kendi hatasıdır. Ezip suyunu çıkartıp posasını çöpe atmaktan başka bir şey yapılmaz işçiyle.

Tekel işçisi Kerem Kılıç: ‘‘İşçiler maden ocaklarında öldü, sigara fabrikalarında, kot taşlama fabrikalarında kanser oldu, tersanelerde öldü, hepsi çalışarak iş başında öldü. Ama mecliste grip olan bile yok! Tesadüf mü bu?’’ diyor.

Hayır tesadüf değil. Çalışırken ölenler emekçilerdir. Askere gidip bir karışı bile kendisinin olmayan sırf biraz daha zenginleşsinler diye patronların toprağı için ölenler emekçilerin çocuklarıdır. Hiçbir patronun madende çalışırken öldüğü görülmemiştir, hiçbir patron çocuğunun da savaşta şehit olduğu görülmemiştir. Ölüm bile adil değil. Çünkü ölümün adil olabilmesi için hayatın adil olması lazım. Evet hayat adil değil. Emekçilerin kendi elleriyle kurdukları bu hayat adil değil. O zaman yıkıp daha iyisini kurmalıyız.

İşçi sınıfı doğrudan sınıfsal çıkarları için mücadele eder. Tekel işçileri evlerinden çıkıp greve giderlerken çocuklarına eve ekmekle döneceklerine söz veriyorlar. Bu işçilerin kaybedecek bir şeyleri yok, kazanacakları bir dünya var.

Tekel işçilerinin grevi artık işçilerin özelleştirmeye karşı yaptığı bir direniş değildir. Bu direniş amacını aşmıştır.. Tekel işçilerinin direnişi insanlara unuttukları değerleri, insanlara direnişi hatırlatıyor. Direnenin yalnız kalmayacağını ve kazanabileceğini gösteriyor. Kitle mücadelesini, birlikte hareket etmeyi, tek yumruk olmayı, sokaklara çıkmayı, sesini duyurmayı öğretiyor. İnanın umut ışığı büyüyecektir, inanın tekel işçileri kazanacaktır.

Daha güzel bir dünya var. Savaşın, sömürünün, açlığın olmadığı bir dünya mümkün. Yapmamız gereken kafamızı kaldırıp bakmak. Cesur olmalıyız, güneşin bile üzerine yürümeliyiz, gölgemizi geçmek için, karanlığın olmadığı bir dünya için umut etmeliyiz. Ve güçlü olmalıyız kaldırım taşlarını sökmek için, çünkü inanın kaldırım taşlarını sökünce denizi göreceksiniz.