![]() |
|
|
|
|
||
|
AKP'NİN TORBASI KÖLELİK DÜZENİ B. ZEYNEP 4 Şubat 2011 29 Ocak 2010 tarihinde TBMM’ye gönderilen Torba Yasa Tasarısı, 24-25 Ocak tarihlerinde görüşülmeye başlandı. Cumhuriyet tarihinin emekçilere yönelik en kapsamlı saldırılarının ve hak kayıplarının önünü açan, buna karşılık sermaye sınıfının daha da palazlanmasının tüm koşullarını taşıyan ‘AKP’nin torbası’nın 24 Ocak kararlarının 31. Yıldönümünde TBMM Genel Kurulunda görüşülmeye başlanmasının tesadüf olmadığı, bir nevi ‘24 Ocak nostaljisi’ yapıldığı açıktır. TBMM’ye ‘ torbasını’ 24 Ocak’ta getiren Erdoğan ve hükümeti, bu vesileyle, 24 Ocak kararlarının mimarı Turgut Özal ve ardıllarına ‘izinizdeyiz’ mesajı vermekte ve vahşi kapitalizmin yerleşmesindeki tarihsel misyonlarını açık ve net bir şekilde gerçekleştirmenin ‘haklı gururunu’ yaşamaktadır. Hatırlanacağı gibi, 24 Ocak kararları, Demirel’in başbakanlığı döneminde, 1979’da Başbakanlık Müsteşarı olarak atanan Turgut Özal’ın ‘eseri’dir. Kendisine yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevi verilen Özal, coşku içinde programı hazırlamış ve kamuoyuna sunmuştur. Özal’ın evinin her köşesindeki ‘ekipler’in hummalı çalışmaları sonucu hazırlanan ve Bakanlar Kurulunda Demirel’in bakanlarına ‘Beyler, 45 dakika süreniz var. Okuyun ve imzalayın!’ diyerek jet hızıyla geçirdiği kararlar ile ekonomik sistemde önemli bir dönüşüme gidilmiştir. ‘Türkiye’de yeni bir iktisadi modeli uygulamaktayız.Bu model Türkiye’nin dış dünya ile entegrasyonudur. Türkiye gerek sanayi, gerek ekonomi bakımından dışa açılmaktadır.’ diyen Özal’ın bahsettiği dışa açılımda amaç, ’piyasa ekonomisidir’. Böylece devletin ekonomideki ağırlığı azaltılmak istenmektedir. Bu amaçla özelleştirmelerin önünün açılması, devlet geriye çekilirken ardında kalan boşlukları özel sermayenin doldurması için serbest piyasa ekonomisinin erdemlerine sıkı sıkıya bağlanmak gerekliliği ön plana çıkarılmıştır. Serbest rekabete dayalı ekonomik işleyişte ısrar ederek, bu işleyişin zorunlu sonucu olarak, büyük sermayenin daha da büyümesinin kaçınılmazlığı ile devletin ekonomiye müdahale etme gücünün iğdiş edileceği bir strateji ortaya konmuştur. IMF’nin dikte ettiği, dönemin TÜSİAD’ı tarafından desteklenen ve Demirel-Özal ikilisinin yoğun gayretleriyle hazırlanan, meclisten geçirilen 24 Ocak kararlarıyla birlikte, tüm çalışan kesimlerin reel ücretlerinin düşürüleceği, tarım ürünleri destekleme alımlarının sınırlanacağı dolayısıyla tarım ürünlerinin fiyatlarının düşeceği buna karşılık demirden kağıda kadar her şeye zam geleceği ortadadır. Dönemin koşulları göz önüne alındığında, güçlü toplumsal muhalefetin direnişini kırmadan; işçi sendikalarını, herkes için insanca bir yaşam, eşitlik, adalet, anti-emperyalizm, barış şiarını üniversitelerden sokaklara kadar her alanda yükselten sol- sosyalist politik yapıları etkisizleştirmeden, halkın kendisini baskı altında tutmadan uygulanması mümkün görünmüyordu.12 Eylül’ de gerçekleştirilen askeri darbe ile IMF destekli sömürü mekanizmasının önü açıldı. Yüzlerce kişinin işkencelerden geçirildiği, onlarca devrimcinin idam edildiği, tüm sendika, dernek ve partilerin kapatıldığı, mal varlıklarına el konulduğu, tonlarca kitap ve gazetenin imha edildiği insanlık dışı uygulamalara imza atıldı. Toplumsal muhalefetin şiddetle susturulması ile bir yandan özelleştirme ve liberalleşme uygulamaları hızla hayata geçirildi bir yandan da İslamcı unsurların daha da yeşermesinin koşulları güçlendirildi. Günümüze baktığımızda, 24 Ocak kararlarının uygulanmasıyla başlayan, devletin ekonomideki tasfiyesi, sermayenin sömürüsüne dayalı kapitalizmin vahşi yüzünü iyiden iyiye gösterdiği; ülke kaynaklarının, tarihsel ve kültürel mirasının, doğal çevrenin sermayeye rant sağlamak uğruna talan edildiği, sosyal devlet işleyişinin bir kenara bırakılarak, eğitim, sağlık, ulaşım, altyapı gibi temel hakların parası olanın sahip olabildiği, yoksulluğun, insan hakları ihlallerinin, emekçilere yönelik hak gasplarının arttığı bir dönemden geçmekteyiz. 24 Ocak kararlarını hayata geçirmek ve sürekliliğini sağlamak için, küresel sermayenin bu ülkedeki üniformalı işbirlikçileri eliyle yapılan 12 Eylül faşist darbesinin yeşerttiği, güçlendirdiği İslamcı yapıların bugün iktidardaki temsilcilerinin meclise getirdiği Torba Yasa Tasarısı, 31 yıldır devam eden kapitalizmin temellerini güçlendirme çabalarının en sistematik adımlarından biridir. ‘Devlete borcu olanlara müjde!’ diye lanse edilen ‘AKP’nin torbası’, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılması düşünülen değişikliklerden, özelleştirme kanununa ve işsizlik sigortası fonundan patronların daha fazla yararlanmasına kadar pek çok düzenlemeyi içermektedir. 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe girmesi planlanan tasarıda öne çıkan değişikliklere göz atacak olursak; ● Tasarıda “18 yaşından küçük sigortalılar için prime esas aylık kazanç alt sınırı, yaşlarına uygun asgari ücret tutarına çekilecek” ifadesi, asgari ücret yaş sınırının 16’dan 18’e çıkarılması demek. Bu,16-18 yaş arasındaki 250 bin gencin 85 TL daha az ücret alması anlamına geliyor. ● Son yıllarda Türkiye’de kısmi süreli (part-time) çalışma, sadece özel sektörde değil; eğitimden sağlığa bir çok kamu hizmetinde de yaygınlaşmıştır.Tasarı ile kısmi süreli çalıştığı için sigorta primi eksik yatanlar, eksik sürelerini ceplerinden tamamlayacaklar. Bunu yapmadıkları zaman hastaneye gittiklerinde muayene olamayacaklar. Örneğin ayda 15 gün sigortası yatanlar, eksik olan 15 günü ceplerinden ödeyip sağlık hizmetlerinden yararlanamayacaklardır. Ev hizmetlerinde çalışanlar aynı madde içinde değerlendirilmektedir. Evde çalışanların kadınlar olduğu düşünüldüğünde ‘kadınlara avantaj; hem para kazanacaksınız hem de ev işlerinizi yapabileceksiniz.’ şeklinde sunulan değişiklikle, kadınların evlere hapsedilmek suretiyle kamusal alandan uzaklaştırılmaları hedeflenmektedir. ● Vakıfların stajyer öğrencilerinin sağlık sigortası masrafları ise Maliye Bakanlığının üniversitelere aktardığı kaynaktan karşılanacak. Yani kaynak yok denilerek ticarileştirilen üniversiteler ve onların parasız, demokratik, bilimsel, laik eğitim isteyen ‘illegal’ öğrencilerine gelince para yok; vakıflara para çok! ● Meslek liselerinde öğrenciler son sınıfta iki gün okula, üç gün ise alanlarındaki işletmelerde staja gidiyor. Mevcut Mesleki Eğitim Yasası ile asgari ücretin brüt tutarının üçte ikisini alırken, tasarı ile bu tutarı ‘asgari ücretin net tutarının yüzde 30’u’ olarak değiştirilmesi, genellikle emekçi ailelerin çocukları olan meslek lisesi öğrencilerinin üç kuruşluk ücretlerine bile göz diktiklerinin göstergesidir. ● Tasarı ‘istihdamın desteklenmesi’ adı altında patronların ödemesi gereken primleri kamunun üstlenmesini getirirken, kısa süreli ve çağrı ile çalışmaya ek olarak yeni esnek çalışma biçimleri getirmektedir. Tasarıda 18-29 yaş arası erkeklerle 18 yaş üstü kadınları istihdam edenlere sigorta primlerinin işverene ait tutarının İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanması yoluna gidiliyor. Böylece işsizlere ödenmesi gereken Fon gelirleri sermayeye peşkeş çekiliyor. (Bu güne kadar 46 milyar olan Fondan işsizlere aktarılan miktar sadece 3,5 milyardır!) Ayrıca 30 yaş ve üstündeki emekçiler işsizliğe mahkum ediliyor. ● Kadın emekçilere ‘müjde’ olarak verilen değişiklikte doğum izinleri artmıyor sadece kullanım biçimi değişiyor. ● Tasarı ile birlikte memurların da işçiler gibi ‘ödünç’ verilmesinin önü açılıyor. ● Tasarıda memurların yürüttükleri hizmetin özelliğine göre, kurumlarına çalışma saat ve şekillerini belirleme yetkisi veriliyor. Böylece kurum isterse, akşam geç saatlere kadar veya hafta sonları çalışma ekleyebilecek, üstelik bu normal sayılacak. Yukarıda birkaç maddesini verdiğimiz ‘AKP’nin torbası’, esnek çalışmanın yaygınlaştırıldığı, işsizlik fonunun yağmalandığı, kamusal hakların gasp edildiği ve işgüvencesinin ortadan kaldırılarak, iş gücünün sermayenin istekleri doğrultusunda yapılandırıldığı, ucuz işgücü sömürüsünün geliştirildiği, kamu çalışanlarının siyasi otoriteye bağımlı kılındığı buna karşılık sermayenin daha da palazlanması için her türlü affın uygulandığı bir değişim öngörüyor. Kölelik düzeni amaçlıyor. Yoksullara, işçilere, kamu emekçilerine, öğrencilere, kadınlara gençlere insanca yaşam hakkı tanımıyor.
|
||
|
Loading
|