KESK VE REFERANDUM


B. ZEYNEP


31 Ağustos 2010


AKP’nin referanduma sunduğu değişiklik paketiyle ilgili hararetli tartışmalar, propaganda çalışmaları hem burjuva düzeninin tarafları hem de sosyalist çevrelerde devam ediyor. Hazırladığı paketle sistem içerisinde -örneğin yüksek yargıda- kendine daha çok yer açmaya çalışan AKP, ‘EVET’ için şehir şehir dolaşarak, darbecilerle hesaplaşılacağı, ülkeye demokrasi geleceği masalını anlatıyor. Bu arada Toplu Sözleşme yerine Toplu Görüşme yapmakta ısrarcı davranıldığı için masayı terk eden KESK’i de “EVET’ de, Toplu Sözleşme zaten pakette var.’” diyerek, grevsiz, sözde toplu sözleşmeye ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalıştı.

KESK’in referandumla ilgili en net açıklaması: “Türkiye’nin yeni bir anayasa gereksiniminin olduğu açıktır. Karşı karşıya bulunduğumuz acil sorunların çözümü demokratik bir anayasadan geçmektedir.

Meşruiyeti tartışmalı mevcut 82 anayasanın toptan yürürlükten kaldırılması ve toplumun barış içinde bir arada yaşamasının temelini oluşturacak yeni, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasa yapılmalıdır.

Yeni anayasa, yapılış biçimiyle de çoğulcu demokratik bir süreçte hazırlanmalıdır. Mecliste çoğunluğu bulunan partinin tek başına hazırlayacağı yeni bir anayasa ya da değişiklik paketinin daha baştan ölü doğacağı ortadadır.

Genel yaklaşımımız ve değerlendirmemizi yukarıda ifade ettik. Üyelerimiz bu doğrultuda doğru tavrı sergileyecek siyasi bilince ve mücadele deneyimine sahiptir.

Somut olarak diyoruz ki, toplumsal sorunları çözmekten uzak AKP zihniyetini teşhir eden ve bunun üzerinden gerçek demokrasiyi savunan argümanlarımızı güçlendireceğiz. Aynı zamanda Ergenekoncu, darbeci, statükocu güçlerin egemenliğini artıracak siyasal zeminlere düşmeden bu kesimlere tereddütsüz tutum almak dün olduğu gibi bugün de görevimizdir. Bu ikili mücadeleyi gözeten eksen KESK’in yıllardır sürdürdüğü mücadele birikimidir.” şeklinde...

Ayrıca “Biz siyasi parti değiliz; homojen bir tabanımız yok. Üyelerimize referandumda net bir siyasal seçenek sunamayız.” mealinde açıklamaları da bulunmaktadır. KESK Genel Merkezi’nin bu ve benzeri açıklamalarına rağmen; İzmir, Adana, Ankara gibi şehirlerde KESK’e bağlı bazı şubeler bir araya gelip “Şubeler Platformu” pankartlarının altında ‘HAYIR’ tercihini örgütlemeye çalışıyorlar. ‘Grevli-Toplu Sözleşme Hakkımızı İstiyoruz.’ eylemlerinde sözü ‘HAYIR’a bağlıyorlar. Daha da ileri gidip ‘BOYKOT’ diyenleri “AKP’nin gemisinin yelkenlerine rüzgar taşımakla” suçluyorlar.

Bir sendikanın ülke gündemindeki politik meselelerde -hele ki demokrasi, emek ve barış söz konusu ise- irade ortaya koyması, muhalefet etmesi hatta sivil itaatsizlik göstermesi sivil toplum örgütü olmanın ruhuna uygundur. Fakat bir sendikanın politik gündeme dair net bir tavır alması ‘ikamecilik’ riskini taşır. Sendika yönetimlerinin ‘taraf’ olması sendika tabanını böler. KESK örneğinden devam edersek; bu sendika tabanı içinde farklı politik tercihleri barındıran bir yapıya sahiptir. Var olan bu gruplarla herhangi bir örgütsel bağı yoktur. Sınıf örgütüdür. Farklı politik grup ve bu grupların farklı tercihlerinin herhangi birinin arkasında durması örgüt tabanını parçalama riskini taşır. Kaldı ki örneğin, İzmir Şubeler Platformu’nun propagandasını yaptığı ‘HAYIR’a, İzmir’de Eğitim Sen’de örgütlü 10.000’e yakın eğitim emekçisi arasından ‘Böylesi bir tavır benim politik irademe ipotek koymaktır. Bu hak, yetki ve cüreti ben kimseye vermiyorum.’ şeklinde yükselecek/yükselen bir itiraz hiç de haksız sayılamaz. Ayrıca KESK içindeki ‘HAYIR’cıların, ‘Genel Merkezimizin neden hâlâ Hayır demek için beklediğini bilemiyoruz.’ şeklindeki açıklamalarla Genel Merkezi köşeye sıkıştırarak taraf olmaya zorladığını söylemek çok da insafsızca bir değerlendirme olur mu?

KESK’e bağlı sendikalarda ulusalcı grupların kendilerini iyiden iyiye hissettirdikleri, Kürt sorununun ve anadil talebinin örgütlenme önündeki en büyük engel olduğunun iddia edildiği düşünüldüğünde; Kürtlerin sendikalardan tasfiyesi -BES deneyimi bu duruma en somut örnektir- için çabalayanlarla, Genel Merkez Yönetiminde ‘dışarıda kalan’larla referandumda ‘HAYIR’ diyeceklerin aynı politik unsurlar olmalarının tesadüf olmadığını söylemek için derin analizler yapmaya gerek yoktur herhalde.

KESK içindeki ‘devrimci hayırcılar, ‘Hayır’da Hayır vardır.’ diyen ulusalcı, darbe avukatı, statükocularla aynı kulvarda koşmadıklarını iddia etseler de, varacakları nihai bitiş noktası; üzerinde devrimcilerin kanlarını, darağaçlarının gölgelerini taşıyan 12 Eylül Anayasasının ‘meşruluğunu’ onaylamak olacaktır. Her ortamda ‘devrimcilikten’ dem vuran bu cenah, hem kanlı anayasayı hem de hilkat garibesi paketi reddederek kendi seçeneğini yaratmak, 12 Eylül’le hesaplaşmak, politik özgürlüğü demokratik hakları kazanmak, Kürt sorununun demokratik çözümünü, emekçilerin grev ve örgütlenme özgürlüğünü, anadilde eğitim hakkını, kadınların ve erkeklerin hukuki ve fiili eşitliğini, seçim barajının düşürülmesini, parasız eğitim, parasız sağlık ve iş güvencesini, YÖK’ün kaldırılmasını, Aleviler gibi tüm ezilenlerin üzerindeki baskının kaldırılmasını içeren özgürlükçü, eşitlikçi, anti-militarist, ‘tek’çi olmayan bir anayasa talebi için ‘BOYKOT’ şiarını yükseltmekten çekinmişlerdir.

BOYKOT demek 12 Eylül Anayasasının çöpe atılması, darbecilerin ‘Paşa paşa yargılanmaları’ talepleriyle sandığa gitmemektir. 30 yıl önce panzerlerin ve postal seslerinin tüm devrimcilerin sesini bastırdığı, işkence masalarının, darağaçlarının kurulduğu bir sabaha uyandı bu topraklar! Şimdi 30 yıl sonra aynı gün, 12 Eylül’ün tohumlarından doğan bu düzenin egemenlerinin ‘iki seçeneğini’ reddederek, cuntacılardan hesap sormak için, taraf olmayıp da bertaraf olmaktan korkmadığımızı haykırmak için sokaklardayız! Sandığa gitmiyoruz!


B. Zeynep
 
Loading