|
77 gün. Dile kolay. Bir günlük iş bırakmaların bile layıkıyla
yapılmadığı zamanların çocuklarıyız biz. 89’un büyük madenci yürüyüşü,
90’ların sendika mücadeleleri, harç karşıtı eylemler anlatılınca zamanın
tanıklarınca inanamıyoruz. Biz öyle zamanlarda mı yaşadık diyoruz.
Kendimizi masal çağlarını görmüş efsanevi insanların arasında sanıyoruz,
o günleri örgütleyenleri görünce. Herhalde bundan yıllar, yıllar sonra
da kendimizi efsanevi şahıslar olarak görecek, ona göre ihtimam
bekleyeceğiz.
Neden mi?
Dedik ya dile kolay 77 gündür direniyor onlar. Ankara’ya varışlarının 3.
günü ellerinde ekmekleri kimyasallı sularla havuza döküldüklerinde fark
ettik 2003’ten beri özelleştirmelere karşı mücadele eden onları.
İşgalcileri denize döküyordu Ankara’nın efendileri. Yetmedi, gazları ve
coplarıyla geldiler. Şaşırdı onlar. Sordular “bize neden bunu yapıyor
devletimiz!”, çünkü onlar televizyonda izlemiştiler ve biliyorlardı ki
polisten dayak yiyenler düşmandılar güzel şeylere. O güne kadar hep
haklı buldular bu şiddeti. Ta ki o cop bu sefer onların vücudunda
yaralar açıncaya dek. Sanki sihirli bir şey oldu ve onlar anladılar ki
devlet sandıkları devlet değil. Devlet onların değil.
Onların içinde başkaları vardı. Çocuklarını bırakıp geldiler diye
sorumsuz diyenler oldu. Gidemezsin diyen kocadan dayak yiyen oldu.
Orada, o sokakta olmaları başlı başına ayıp sayılanlardı onların içinde
başkaları. Anladılar ki o sokaktı olmaları gereken yer.
Onların içinde başkaları vardı. Dilleri başka, devleti bilişleri başka.
Onların içinde başkaları hiç şaşırmadı Ankara’nın efendileri
“tanklarıyla, toplarıyla” geldiklerinde. Onlar ve başkaları
“cesaretleriyle” gelmişlerdi çünkü.
Ve onlar, onların içindeki bütün başkalarıyla zapt ettiler haramilerin
sokaklarını.
Haramiler saltanatlarını sallayan ayak seslerini duyunca ürktü, ne varsa
elinde onları bölmeye harcadı. Tehditler etti, yıldırmaya çalıştı, ölen
arkadaşlarını onlardan kaçırdı. Dedi ki “içinize teröristler sızdı, sizi
bize düşman etti.” Onlar bizim sizden, saltanatınızdan başka düşmanımız
yok demese de bizi birbirimize kırdıramazsınız dediler.
Sonra bizim zamanımızın başka çocukları başka şeyler yaptılar. Tekel’de
işçiler direniyor, Amed’de dili başka, gülüşü aynı olanlar hapishane
önünde çocuklarını bekliyordu. Zamanımızın başka çocukları İstanbul’da,
İzmir’de, Adana’da, Bursa’da, Ankara’da, Denizli’de, Mersin’de,
Kocaeli’nde, Eskişehir’de ses vermeli dediler.
Nasıl?
O çocukların sadece kendi sesleri vardı. O çocukların sadece kendi
bedenleri vardı. Binalara çıktılar, pankartları vardı, sloganları vardı
bir de. Haramilerin saraylarına zincirlediler kendilerini, çığlık
oldular. Binalar işgal ettiler, dünya duysun diye. Haramiler yine
polisleri saldı üstlerine, aman dilesinler diye. Çocuklar daha gür
haykırdılar, aman dilemeyeceklerdi zalimden. Zalimler yıldı bu sefer,
korkar oldu bu çocuklardan. En çok da onların fikrinin ayrı ayrı
oluşundan korktular.
Bu zamanımızın destanı. Dinlemesi güzel, söylemesi güzel. Ama eski
öykülerin başına gelenler gelmemeli başına. İyi okumalı Tekel
direnişini. Bilmeli ki onlar kazanırsa biz kazanırız. Ortak çünkü
kaderimiz. Bizi de bekler 4C/4B, güvencesiz, sendikasız çalışma.
Yolumuzu açar buradan çıkacak bir zafer. Ama direniş sönümlenirse şekli
ne olursa olsun yenilgimiz değil bu. Biz hep uzak ülkelerin
gerçekleriymiş gibi dinledik büyük işçi direnişlerini. Artık öğrenmiş
olmalıyız direnişin ilmini.
Çok şey kazandı Tekel işçisi. Sermayenin hükümetine geri adım attırdı
bir kere. Bütün talepleri karşılanmasa da yasayı değiştirtti. Korkuyu
gördü egemenlerin gözünde. Devleti tanıdı. Mücadele bilincini sokakta
kazandı. Belki içinde tereddüdü taşıyarak devam etti direnişe. 4C’yi
kabul etmezse işsiz, 5 kuruşsuz kalma ihtimaline rağmen vazgeçmemeyi
gösterdi ardı sıra geleceklere. Belki de en çok bize öğretti. Hamasi
işçi nutuklarının kofluğundan kurtardı bizi. Sokakta öğrendik biz de
proletarya sosyalistlerine düşen görevler nelermiş. Rekabet etmeden yan
yana gelişin kanallarını açtı bizim için. Nasıl çalışma yapmak
gerektiğini gösterdi.
Velhasılıkelam ne önemsememek doğrudur yaşanan günü ne de buradan devrim
çıkacağını sanmak. Evet işçi sınıfı üzerinden silkiyor ölü toprağını.
Ama hem bizim daha çok ekmek yememiz gerekiyor
hem de sınıfın daha kat edecek çok yolu var…
|