BU BİZİM UZUN YÜRÜYÜŞÜMÜZ...


BURCUGÜL


1 Mart 2010


77 gün. Dile kolay. Bir günlük iş bırakmaların bile layıkıyla yapılmadığı zamanların çocuklarıyız biz. 89’un büyük madenci yürüyüşü, 90’ların sendika mücadeleleri, harç karşıtı eylemler anlatılınca zamanın tanıklarınca inanamıyoruz. Biz öyle zamanlarda mı yaşadık diyoruz. Kendimizi masal çağlarını görmüş efsanevi insanların arasında sanıyoruz, o günleri örgütleyenleri görünce. Herhalde bundan yıllar, yıllar sonra da kendimizi efsanevi şahıslar olarak görecek, ona göre ihtimam bekleyeceğiz.

Neden mi?

Dedik ya dile kolay 77 gündür direniyor onlar. Ankara’ya varışlarının 3. günü ellerinde ekmekleri kimyasallı sularla havuza döküldüklerinde fark ettik 2003’ten beri özelleştirmelere karşı mücadele eden onları. İşgalcileri denize döküyordu Ankara’nın efendileri. Yetmedi, gazları ve coplarıyla geldiler. Şaşırdı onlar. Sordular “bize neden bunu yapıyor devletimiz!”, çünkü onlar televizyonda izlemiştiler ve biliyorlardı ki polisten dayak yiyenler düşmandılar güzel şeylere. O güne kadar hep haklı buldular bu şiddeti. Ta ki o cop bu sefer onların vücudunda yaralar açıncaya dek. Sanki sihirli bir şey oldu ve onlar anladılar ki devlet sandıkları devlet değil. Devlet onların değil.

Onların içinde başkaları vardı. Çocuklarını bırakıp geldiler diye sorumsuz diyenler oldu. Gidemezsin diyen kocadan dayak yiyen oldu. Orada, o sokakta olmaları başlı başına ayıp sayılanlardı onların içinde başkaları. Anladılar ki o sokaktı olmaları gereken yer.

Onların içinde başkaları vardı. Dilleri başka, devleti bilişleri başka. Onların içinde başkaları hiç şaşırmadı Ankara’nın efendileri “tanklarıyla, toplarıyla” geldiklerinde. Onlar ve başkaları “cesaretleriyle” gelmişlerdi çünkü.

Ve onlar, onların içindeki bütün başkalarıyla zapt ettiler haramilerin sokaklarını.

Haramiler saltanatlarını sallayan ayak seslerini duyunca ürktü, ne varsa elinde onları bölmeye harcadı. Tehditler etti, yıldırmaya çalıştı, ölen arkadaşlarını onlardan kaçırdı. Dedi ki “içinize teröristler sızdı, sizi bize düşman etti.” Onlar bizim sizden, saltanatınızdan başka düşmanımız yok demese de bizi birbirimize kırdıramazsınız dediler.

Sonra bizim zamanımızın başka çocukları başka şeyler yaptılar. Tekel’de işçiler direniyor, Amed’de dili başka, gülüşü aynı olanlar hapishane önünde çocuklarını bekliyordu. Zamanımızın başka çocukları İstanbul’da, İzmir’de, Adana’da, Bursa’da, Ankara’da, Denizli’de, Mersin’de, Kocaeli’nde, Eskişehir’de ses vermeli dediler.

Nasıl?

O çocukların sadece kendi sesleri vardı. O çocukların sadece kendi bedenleri vardı. Binalara çıktılar, pankartları vardı, sloganları vardı bir de. Haramilerin saraylarına zincirlediler kendilerini, çığlık oldular. Binalar işgal ettiler, dünya duysun diye. Haramiler yine polisleri saldı üstlerine, aman dilesinler diye. Çocuklar daha gür haykırdılar, aman dilemeyeceklerdi zalimden. Zalimler yıldı bu sefer, korkar oldu bu çocuklardan. En çok da onların fikrinin ayrı ayrı oluşundan korktular.

Bu zamanımızın destanı. Dinlemesi güzel, söylemesi güzel. Ama eski öykülerin başına gelenler gelmemeli başına. İyi okumalı Tekel direnişini. Bilmeli ki onlar kazanırsa biz kazanırız. Ortak çünkü kaderimiz. Bizi de bekler 4C/4B, güvencesiz, sendikasız çalışma. Yolumuzu açar buradan çıkacak bir zafer. Ama direniş sönümlenirse şekli ne olursa olsun yenilgimiz değil bu. Biz hep uzak ülkelerin gerçekleriymiş gibi dinledik büyük işçi direnişlerini. Artık öğrenmiş olmalıyız direnişin ilmini.

Çok şey kazandı Tekel işçisi. Sermayenin hükümetine geri adım attırdı bir kere. Bütün talepleri karşılanmasa da yasayı değiştirtti. Korkuyu gördü egemenlerin gözünde. Devleti tanıdı. Mücadele bilincini sokakta kazandı. Belki içinde tereddüdü taşıyarak devam etti direnişe. 4C’yi kabul etmezse işsiz, 5 kuruşsuz kalma ihtimaline rağmen vazgeçmemeyi gösterdi ardı sıra geleceklere. Belki de en çok bize öğretti. Hamasi işçi nutuklarının kofluğundan kurtardı bizi. Sokakta öğrendik biz de proletarya sosyalistlerine düşen görevler nelermiş. Rekabet etmeden yan yana gelişin kanallarını açtı bizim için. Nasıl çalışma yapmak gerektiğini gösterdi.

Velhasılıkelam ne önemsememek doğrudur yaşanan günü ne de buradan devrim çıkacağını sanmak. Evet işçi sınıfı üzerinden silkiyor ölü toprağını. Ama hem bizim daha çok ekmek yememiz gerekiyor  hem de sınıfın daha kat edecek çok yolu var…