SAVAŞI ANLATANLAR, BARIŞLA YAŞAYANLAR


BERFİN GÜNAYLI


2 Eylül 2010


1 Eylül dünya barış günü. 1 güne sığdırılan barış dileklerinin karşısında, yılları ömürleri tüketen savaşların ortasındaki insanlar…

Bugün barış üzerine kardeşlik üzerine yüzlerce şey söylenmek istenir, yüzlerce cümle sarf edilir. Barış nedir diye sorulur insanlara. Barış anlatılmaya çalışılır savaşın ortasında. Bu topraklar üzerinde insanlar barışı umutla bekliyor evet ama savaşın ne demek olduğunu daha iyi biliyorlar. Savaşla doğuyorlar. Savaşı yaşıyorlar. Savaşta ölüyorlar…

Bu toprağın halkları savaşı tanıyor. Evet, “savaş nedir?” sorusu bizlere yabancı değil. Savaşı anlatmak hiç de zor değil. Savaş silahtır çoğu zaman. Ölümdür. Kan, yalan, inkâr, taciz, tecavüz, tecrit…

On iki yaşındaki çocuğun bedenindeki kurşunlardır savaş. Diyarbakır Lice’de parçalanan Ceylan’ın bedenidir. Hakkari’de 14 yaşındaki Seyfi Turan’ın kafasına inen dipçik darbeleridir ve bilmem ne rütbesindeki generalin o yarayı okşamasıdır. Son 20 yılda polis ya da askerin açtığı ateş sonucu en az 351 Kürt çocuğun öldürülmesidir savaş. Yüzlerce Kürt çocuğun Terörle Mücadele Kanunu kapsamında cezaevlerine tıkılmasıdır.

Şerzan Kurt’un artık konuşamaması, görememesi, inanamamasıdır.  Aydın Erdem’in polis kurşunuyla öldürülmesidir.

Kadına tacizi tecavüzü Kürtse meşru gören devlettir savaş. Demokratik Özgür Kadın Hareketi üyesi bir kadının polislerce kaçırılıp tecavüze uğramasıdır. Van Bahçesaray’da 17 yaşındaki kız çocuğuna 34 kişinin tecavüz etmesidir ve sadece birkaç tanesinin yargılanması ve bu kişilerin de beraat etmesidir. Siirt’te dört kız öğrenciye iki yıldır yüzlerce kişinin tecavüz etmesidir. Savaş kadınları tecavüzcülerinin çocuklarını doğurmak zorunda bırakan namus kavramıdır. İntihar eden, intihar ettirilen “namusları kirletilmiş” genç kadınların bedenleridir.

Kayıt dışı gözaltılar, gözaltında kayıplardır savaş. Binlerce kayıp Kürt insanıdır. Ve kayıp çocuklarının kemiklerini arayan anaların, babaların gözyaşlarıdır. Savaş o bizlere çok uzak “doğu illerinde” bulunan toplu mezarlardır. İşkencede öldürülen insanlar, faili belli olmayan cinayetlerdir savaş.

Kürdistan’da yanan, yakılan ormanlardan yükselen dumanlardır…  

Ve yine savaş “Güvenlik güçlerimiz çocuk da olsa, kadın da olsa kim olursa olsun gerekli müdahale ne ise bunu yapacaktır” diyen başbakan Erdoğan’dır. Kadınları eli sopalı katillerine coplatandır, çocukların kollarını kameralar karşısında büyük bir zevk alarak kıranlardır...  “Analar ağlasın” diyen CHP’li Onur Öymen’in sözleridir savaş. AKP'li başkan Halil Bakırcı’nın “ikinci karılarınızı güneydoğudan alın” demesidir. Savaş Kırşehir’de bir grup öğrencinin kendi kanlarıyla yaptıkları Türk bayrağını o zamanın genelkurmay başkanı Büyükanıt’a hediye etmesidir. Nefret naralarıdır… Kürtlerin köklerini kurutmaktan bahseden askerdir savaş…

Evet, bugün 1 Eylül, bir günlüğüne barış isteme günü… Hâlâ birileri görmezden geliyor olsa da her dakika, her an barışı isteyen birçok insanın tekrar ve tüm güçleriyle barışı haykırdıkları gün. Ölüm istemeyen, yalan istemeyen, emeğini saklamayan, umudunu yitirmeyen insanların yaşadığı bu topraklarda hâlâ görmezden geliniyor insanca yaşama arzusu. Yorulmuyor ama yine de umudu haykıran ağızlar.

Evet, biz savaşın ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Savaşı yaşadığımız gibi, barışı da inancımızda büyütüyoruz.

  


Berfin Günaylı
Loading