|
Anneler günü geldi geçti. Büyük mağazalar annelerin kutsallığı adına
büyük indirimler yaptı, kampanyalar başlattı. Beyaz eşya satışları
anneler mutfaklarda fazla yorulmasın diye tavan yaptı. Küçük ev aletleri
annelere “küçük” birer sevgi
göstergesi mi oldu, evdeki işler yolunda gitsin, anne yemeği zamanında
ve güzel yapsın diye bir teşvik aracı mıydı bilemedim…
Annelerin ”kutsallığı” üzerinden kazançlı çıkan yine düzen ve
sermaye oldu. Tabi bu arada kutsallaştırılan kadın anneleşti, anneleşen
kadın, kadın kimliğinden uzaklaştı.
Diğer bir taraftan, kirli savaşta kadını savaş ganimeti görüp taciz,
tecavüz ve ölümle cezalandıran, anneleri coplarıyla saçlarından
sürükleyen zihniyet, Tekel direnişinde kadınları iki kez mağdur eden, üç
tane üç de yetmez beş tane doğurun diyerek kadını kuluçka makinesi
olarak gören zihniyet, kadınlık cinsiyetini anneleştiren zihniyet o gün
ellerinde çiçeklerle “anneleri” bir günlüğüne kandırmanın yollarını
arıyordu.
Yaklaşık 5 sene önce Bahman Ghobadi’nin bir filmini izledikten sonra
anne ve annelik algım değişmişti. Agrin adında küçük bir kız çocuğu ve
sırtında küçük kardeşi zannettiğim gözleri görmeyen çocuğu. Filmin
ilerleyen sahnelerinde Halepçe, Saddam’ın askerleri ve mülteci kampları
işin içine girince durumu anlamaya başladım. Savaşta evleri köyleri
yakılan ailesi öldürülen Agrin askerlerin tecavüzüne uğramış,
tecavüzcülerinin çocuğunu doğurmuş “anne” olmuştu. Yani kirli savaşın
doğurduğu çocuk “anne” yapıyordu henüz kadın bile olamamış küçük kız
çocuğunu.
Bugüne kadar ve bugünlerde T.C sınırları içinde yaşanan da farklı
sayılmaz. Kirli savaş ve ataerkil düzen kadına tecavüzü hele ki savaş
bölgesi ise meşru görüyor. Tecavüzcüler şu okulun müdürü, oranın sahibi
değil, sistemin, ataerkil-oligarşik sistemin askerleridir. Bu sistemin
askerleri korunuyor, saklanıyor. Küçük çocuklar tecavüzlere uğruyor,
öldürülüyor, politika yapacaklarına fuhuş yapsınlar daha iyidir
denilerek kişiliksizleştiriliyor. İşte tam bu yüzden sadece kadın
bedenine tecavüz değil bu yapılanlar, Kürt bir kadına tecavüz oluyor.
Siirt’te ortaya çıkan bu olayların ardından Meclis İnsan Hakları
Komisyonunun hazırladığı rapora göre Siirt’te son dört ayda 4’ü 12-15
yaş arası olmak üzere 18 yaş altı 17 kişi doğum yapmış. Resmi rakamlara
göre son 3 yılda 17 yaşından küçük 77 kız çocuğu doğum yapmış. Devlet
yahut din görevlilerinin izniyle istismara uğrayan çocuk kadınlar “anne”
oluyor böylece. Annelik kavramını kutsallaştıran ideoloji önce kadına
tecavüzü meşrulaştırıyor, sonra devlet eliyle resmileştirip üstünü
örtüyor ya da ailenin namus bekçisi erkek tarafından kan ve toprakla
üstünü örtüyor. Sonunda da ya öldürülüp yol kenarlarına atılmış namusu
temizlenmiş, vücudu kanla kirlenmiş kadınlar ya da tecavüzcülerinin
çocuklarını doğurmak zorunda kalan “anne”ler yaratıyor.
Annelik bu kadar kutsanır yüceltilirken zorla, tecavüzle anne olan küçük
çocuklardan ne beklenir peki? Kendilerine gösterilmeyen sevgi ve
şefkati, kendileri kadar küçük çocuklarına göstermeleri mi? Ya da
koskoca devlet babalarının izniyle tecavüzcüleriyle evlenen genç
kadınlardan, kocalarına, yuvalarına yakışan şefkat dolu anneler olmaları
mı? Evet, bunlar beklenir... Bunlarla birlikte “adam” olacak çocuklar
doğurması, bakması büyütmesi beklenir. Edepli, namuslu kız çocukları
yetiştirmesi beklenir. Vatana, millete hayırlı askerler yetiştirmesi,
milletini seven katiller yaratması beklenir. Anne olmanın yükünü
taşıyamayacak genç kadınlardan ise ya çocuğuyla birlikte yok olması ya
da hayatı boyunca yokmuş gibi davranması beklenir.
berfo_newroz@hotmail.com
|