AGRİN'E ÇİÇEK VERMEK


BERFİN GÜNAYLI


11 Mayıs 2010



Anneler günü geldi geçti. Büyük mağazalar annelerin kutsallığı adına büyük indirimler yaptı, kampanyalar başlattı. Beyaz eşya satışları anneler mutfaklarda fazla yorulmasın diye tavan yaptı. Küçük ev aletleri annelere  “küçük” birer sevgi göstergesi mi oldu, evdeki işler yolunda gitsin, anne yemeği zamanında ve güzel yapsın diye bir teşvik aracı mıydı bilemedim…  Annelerin ”kutsallığı” üzerinden kazançlı çıkan yine düzen ve sermaye oldu. Tabi bu arada kutsallaştırılan kadın anneleşti, anneleşen kadın, kadın kimliğinden uzaklaştı.

Diğer bir taraftan, kirli savaşta kadını savaş ganimeti görüp taciz, tecavüz ve ölümle cezalandıran, anneleri coplarıyla saçlarından sürükleyen zihniyet, Tekel direnişinde kadınları iki kez mağdur eden, üç tane üç de yetmez beş tane doğurun diyerek kadını kuluçka makinesi olarak gören zihniyet, kadınlık cinsiyetini anneleştiren zihniyet o gün ellerinde çiçeklerle “anneleri” bir günlüğüne kandırmanın yollarını arıyordu.

Yaklaşık 5 sene önce Bahman Ghobadi’nin bir filmini izledikten sonra anne ve annelik algım değişmişti. Agrin adında küçük bir kız çocuğu ve sırtında küçük kardeşi zannettiğim gözleri görmeyen çocuğu. Filmin ilerleyen sahnelerinde Halepçe, Saddam’ın askerleri ve mülteci kampları işin içine girince durumu anlamaya başladım. Savaşta evleri köyleri yakılan ailesi öldürülen Agrin askerlerin tecavüzüne uğramış, tecavüzcülerinin çocuğunu doğurmuş “anne” olmuştu. Yani kirli savaşın doğurduğu çocuk “anne” yapıyordu henüz kadın bile olamamış küçük kız çocuğunu.

Bugüne kadar ve bugünlerde T.C sınırları içinde yaşanan da farklı sayılmaz. Kirli savaş ve ataerkil düzen kadına tecavüzü hele ki savaş bölgesi ise meşru görüyor. Tecavüzcüler şu okulun müdürü, oranın sahibi değil, sistemin, ataerkil-oligarşik sistemin askerleridir. Bu sistemin askerleri korunuyor, saklanıyor. Küçük çocuklar tecavüzlere uğruyor, öldürülüyor, politika yapacaklarına fuhuş yapsınlar daha iyidir denilerek kişiliksizleştiriliyor. İşte tam bu yüzden sadece kadın bedenine tecavüz değil bu yapılanlar, Kürt bir kadına tecavüz oluyor. Siirt’te ortaya çıkan bu olayların ardından Meclis İnsan Hakları Komisyonunun hazırladığı rapora göre Siirt’te son dört ayda 4’ü 12-15 yaş arası olmak üzere 18 yaş altı 17 kişi doğum yapmış. Resmi rakamlara göre son 3 yılda 17 yaşından küçük 77 kız çocuğu doğum yapmış. Devlet yahut din görevlilerinin izniyle istismara uğrayan çocuk kadınlar “anne” oluyor böylece. Annelik kavramını kutsallaştıran ideoloji önce kadına tecavüzü meşrulaştırıyor, sonra devlet eliyle resmileştirip üstünü örtüyor ya da ailenin namus bekçisi erkek tarafından kan ve toprakla üstünü örtüyor. Sonunda da ya öldürülüp yol kenarlarına atılmış namusu temizlenmiş, vücudu kanla kirlenmiş kadınlar ya da tecavüzcülerinin çocuklarını doğurmak zorunda kalan “anne”ler yaratıyor.

Annelik bu kadar kutsanır yüceltilirken zorla, tecavüzle anne olan küçük çocuklardan ne beklenir peki? Kendilerine gösterilmeyen sevgi ve şefkati, kendileri kadar küçük çocuklarına göstermeleri mi? Ya da koskoca devlet babalarının izniyle tecavüzcüleriyle evlenen genç kadınlardan, kocalarına, yuvalarına yakışan şefkat dolu anneler olmaları mı? Evet, bunlar beklenir... Bunlarla birlikte “adam” olacak çocuklar doğurması, bakması büyütmesi beklenir. Edepli, namuslu kız çocukları yetiştirmesi beklenir. Vatana, millete hayırlı askerler yetiştirmesi, milletini seven katiller yaratması beklenir. Anne olmanın yükünü taşıyamayacak genç kadınlardan ise ya çocuğuyla birlikte yok olması ya da hayatı boyunca yokmuş gibi davranması beklenir.


berfo_newroz@hotmail.com