![]() |
|
|
|
|
||
|
LENİN'İN 'BELKİ EN ÖNEMLİ HATA'SI! BARIŞTA ERDOST 28 Ağustos 2010 Halil Berktay Taraf’taki köşesinde bir
süredir “marksist solun milliyetçileşmesinin … teorik köklerini” arıyor.
2007’de Harvard’da üç konferans vermiş, ama “püf noktası”na ilişkin
analizi onu çok tatmin etmemiş. Geçen sonbahar bir Tarih Seminerinde,
ardından DSİP’in düzenlediği “Kemalizm ve Sol” panelinde, ardından
ABD’de Rethinking Marxism dergisinin düzenlediği konferansın
nasyonalizme ayrılan bir plenum oturumunda kendince yeni bir görüş
ortaya atmış. Nihayet Londra’da Historical Materialism dergisinin
konferansında “Mutlak anti-emperyalizm: bir bunaklık hastalığı” başlıklı
bir bildiri vermiş. Kendi aktardığına göre, ortaya attığı yeni görüş
Lenin’in emperyalizm teorisi hakkında imiş. Lenin’in emperyalizmi
“tekelci sermayeDİR” diye tanımlaması Berktay’a göre “belki en önemli
hata” imiş.[1] Halil Berktay, “marksist solun
milliyetçileşmesinin” teorik kökenlerini arıyorum diye, ta
İngiltere’lere, Amerika’lara gidip oralarda gerçekten ‘Lenin
emperyalizmi ‘tekelci sermaye’ye eşitliyor’ dedi mi bilemiyorum. Çünkü
sunduğu bildirilere ulaşıp okuma şansını elde edemedim. Ama 8 aydır
Taraf’taki köşesinde döne döne ve kıyısından köşesinden dokundurduğu
kadarından anlaşıldığına göre, bu milliyetçileşmenin kökenindeki teorik
zaaf (ya da bu zaaflardan biri) olarak Lenin’in emperyalizm teorisini
hedef tahtasına koyuyor ve buradan bir “bunaklık hastalığı” türetiyor. Anlaşılan Halil Berktay, “milliyetçileşmenin”
baş sorumlusu olarak Lenin’in emperyalizm teorisini gözüne kestirdikten
sonra, Emperyalizm – Kapitalizmin En Yüksek Aşaması’nı yeniden
okuma külfetine katlanmamış. 60’larda ve 70’lerde defalarca okumuş olsa
gerek. Belleğine aşırı güvenmiş ve Lenin’in “emperyalizm tekelci
sermayedir” dediğini sanıyor. Bunun “önemli bir hata” olduğuna
hükmediyor. Bu konuda akademik tebliğler sunuyor. Gazetedeki köşesinde
“çocukluk hastalığı”na nazire yapıp “bunaklık hastalığı” olarak
yargılıyor. Ama yanlış aktarıyor. Çünkü Lenin emperyalizmi hiçbir yerde
“tekelci sermayedir” diye tanımlamıyor. Lenin’in söylediği şudur: “Emperyalizmin
olanaklı en kısa tanımını yapmak gerekseydi, şöyle derdik: emperyalizm,
kapitalizmin tekelci aşamasıdır.”[2]
Daha ileride, ‘Tarihte Emperyalizmin Yeri’ bölümüne başlarken de şu
vurguyu yapar: “Ekonomik özüyle, emperyalizmin tekelci kapitalizm
olduğunu gördük.” (s. 138.) Ancak Lenin’in emperyalizm tanımıyla
uğraşacak kişi, Lenin’in bu kısa tanımının hemen ardından yaptığı
uyarıyı, en kısa tanımların elverişli olsalar da yetersiz kalacakları
uyarısını görmezden gelirse, okuruna karşı dürüst davranmış olmaz. Lenin
bu uyarının ardından emperyalizmin beş temel özelliğini kapsayan bir
tanımını vermekte (s. 100) ve eklemektedir: “Emperyalizm, tekellerin ve
mali-sermayenin egemenliğinin ortaya çıktığı; sermaye ihracının birinci
planda önem kazandığı; dünyanın uluslararası tröstler arasında
paylaşılmasının başlamış olduğu ve dünyadaki bütün toprakların en büyük
kapitalist ülkeler arasında bölüşülmesinin tamamlanmış bulunduğu bir
gelişme aşamasına ulaşmış kapitalizmdir.” (s. 101.) Lenin’in bu emperyalizm tanımı, Halil
Berktay’ın önce “tekelci sermayedir” diyerek yanlış naklettiği, sonra
“tekelci kapitalizmdir” diye kısaltıp marksizmin ekonomik indirgemecilik
ve “illa her şeyi kapitalizme bağlamak” zaaflarına örnek olarak sunduğu
tanımdır.[3]
Lenin emperyalizmi böyle tanımlayarak Halil Berktay’a göre “illâ
her şeyi kapitalizme bağlamak, yeryüzündeki her türlü kötülüğü ne yapıp
yapıp kapitalizme fatura etmek” takıntısının kurbanı olmaktadır. Kendisi
bugün “emperyalizm olgusunu
siyasî ve askerî kerte ile sınırlı tutan”[4]
bir anlayış geliştirmiş olduğu için, emperyalizm olgusunu siyasi ve
askeri kerte ile sınırlı tutmayan bir anlayışı
ekonomik indirgemeci ve her türlü
kötülüğü kapitalizme fatura etmek konusunda takıntılı bulmaktadır. Şimdi başa
dönersek, Halil Berktay’ın asıl sorunu, marksist solun
milliyetçileşmesine yol açan teorik kökenleri, bu milliyetçileşmeyi
hangi teorik zaafların kolaylaştırdığını bulmaktı. Bu amaca ulaşmak için
milliyetçiliğin en kolay beslendiği zemin olarak antiemperyalizmi gözüne
kestirmiş. “Eski Marksist Sol” “anakronik, soyut ve mutlak bir
‘anti-emperyalizm’ köprüsünden geçerek milliyetçileşmek”teymiş.[5]
Bu antiemperyalizm bu milliyetçiliği besliyorsa, emperyalizm teorisi
yanlış kurulmuş olmalı sonucuna varmış. Bir taşla iki kuş. Hazır
milliyetçiliği tarihin çöplüğüne atarken yanına Leninist emperyalizm
teorisini de postalamanın gizlemeye gerek duyulmayan keyfiyle rota
belirlenmiş: “emperyalizm tekelci kapitalizmDİR” demek yalnızca “ciddi
bir teorik hata” ve “ekonomist indirgemecilik saptırması” değildir,
Leninist emperyalizm teorisi aynı zamanda “üçüncü dünya milliyetçiliğine
irca” olmuştur.[6]
Gerçekten çok keyifli ama daha çok da keyfi bir
akılyürütme. Çünkü Lenin’in
bu “hata”sının sonucu olarak, Halil Berktay’a göre, “ancak genel, soyut
ve mutlak, dış dünyayı tümüyle şeytanlaştıran bir anti-emperyalizmden
söz edebiliriz. Zira emperyalizm artık her yerdedir; içtiğimiz suda,
soluduğumuz havadadır; her türlü haksızlık, her türlü eşitsizlik
emperyalizm demektir.”[7]
Halil Berktay, Lenin’in emperyalizm tanımının “dış dünyayı
şeytanlaştıran” dolayısıyla içe kapanmacı, yabancı düşmanı, üçüncü dünya
milliyetçisi bir antiemperyalizmi kaçınılmaz kıldığını göstermeye
çalışırken, hemen izleyen cümlede, bu çıkarsamaları tümden
geçersizleştirecek bir belirlemede bulunmaktadır: “Emperyalizm artık her
yerdedir”. Ki, Halil Berktay’ın Leninist antiemperyalizme ilişkin tek
isabetli saptaması da budur ve ne yazık ki o, bu saptamasının hem “dış
dünyayı tümüyle şeytanlaştırma” vurgusuyla taban tabana zıt bir
olguyu ifade ettiğini görememiş, hem marksist solun milliyetçileşmesinin
teorik kökenini bakılacak en son yerde ve boş yere aramakta olduğunu
kendi kendine kanıtladığını fark edememiştir. O Lenin’den
“emperyalizm artık her yerdedir”i çıkarsadığı anda, emperyalizmin içsel
olgu olduğunu da teslim etmiş olmakta, ama bu durumda antiemperyalizmin
yabancı düşmanlığıyla ve milliyetçilikle alakasının kalmadığını
anlayamamaktadır. Milliyetçiliğin kökenlerini enternasyonalizmde aramak
gibi beyhude bir çabayı, emperyalizmi kapitalizmin dışında “spesifik”
“uluslararası zorbalık” örnekleri olarak niteleyerek allayıp pullamaya
çalışmaktadır. Belli ki Halil
Berktay milliyetçiliği değil, antiemperyalizmi asıl hedef noktasına
oturtmaktadır. Asıl değersizleştirmek istediği milliyetçilik değil
antiemperyalizmdir. Lenin’i indirgemecilikle eleştirirken kendisi
milliyetçi “antiemperyalist” söylemi Leninist antiemperyalizme
“indirgeyebilmek” için çıplak gözle görülebilecek kadar ters bir mantık
kurmaktadır. Kapitalizmin dünya egemenliği evresi olarak
kavramsallaştırılmış bir emperyalizm teorisi, Halil Berktay’ın
göstermeye çalıştığının tersine, milliyetçi “antiemperyalist” söylem ile
enternasyonalist sosyalist antiemperyalizmin asıl ayırt edicisi iken,
yani ilkini ikincisi ile açıklamaya çalışmak tam bir garabet
oluştururken, Halil Berktay milliyetçilikle uğraşıyormuş görüngüsü
altında kapitalizmi emperyalizmden azade tutarak aklama hevesindedir ve
bunun için Leninist antiemperyalizmi milliyetçilikle malul göstermeye
çalışmak ona parlak bir buluş gibi görünmüştür. Üç yıl önce, Türkiye’de kitlesel bir yaygınlık kazanmış olan “antiemperyalist” söylemin, ABD’nin Irak işgaline ve Güney Kürdistan’da devletleşmeye, AB sürecinde öne çıkan Ermeni ve Kıbrıs sorunlarına milliyetçi/şovenist/militarist tepkilerin garip bir bulamacı olarak hiçbir şeyi açıklamaz hale gelen bir laf oyununa dönüştüğünü belirtip şöyle yazmıştım: “Her antiemperyalizmde kaçınılmaz olarak bir milliyetçilik bularak mesafelenmek derdinde olan liberal-sol, bu kah devletçi, kah militarist, kah ırkçı olabilen milliyetçi “antiemperyalist” söylem karşısında liberal-demokratik değerlerini “emperyalizm” sorunundan azade tutarak koruyup-geliştirebileceğini düşünüyor. Dışsal/yabancı bir olguya yalıtımcı/milliyetçi karşı çıkıştan demokrasi adına duyduğu rahatsızlığı emperyalist bağımlılık ilişkileri karşısında duymuyor.”[8] Şimdi eklemek gerekiyor: Eğer emperyalizmi ekonomik hiyerarşi ve sömürü alanının dışına çıkarabilir ve kapitalizm ile ilişkisini kesebilirseniz, “siyasi ve askeri kerte ile sınırlı” bir olgu olarak somut ve raslantısal varoluşunda liberal için bir sorun yoktur. Emperyalizmin burnu çamura mı battı, Bush yerini Obama’ya bırakır, umutlar tazelenir, liberalin masal anlatma keyfi sürer gider. |
||
|
Loading
|