![]() |
|
|
|
|
||
|
BU SOLCULAR 'ADAM' OLMAZ! BARIŞTA ERDOST 26 Temmuz 2010 Başbakan Erdoğan, AKP meclis grubunun 2.
geleneksel ağlaşma töreninde yaptığı konuşmada, Anayasa değişikliğine
“evet” demeyenleri iki noktadan açmaza almaya çalıştı. Önce, bu
değişikliğe onay vermeyenlerin “işsizliğe, fakirliğe bir faydası yok”
diyerek anayasa değişikliğini karalamaya çalışanlar olduğunu ileri
sürdü. Yani “evet” demeyenler, “ülkenin her meselesinin çözümünü bu
paketten bekleyen” mantık fukaraları idiler. Sonra 12 Eylül’ün idamlarından vicdanı
sızlayanlara, bir daha 12 Eylül’ler yaşanmasın diyenlere, “12 Eylül
Anayasasının izlerini silmek” isteyenlere seslenip, onların duygularına
oynadı. Bu pakete “evet” oyu verenler 12 Eylül işkenceleriyle ve
insanlık dışı uygulamalarıyla hesaplaşmış olacaklardı. Çok değil daha bir yıl önce, düzenlediği bir basın toplantısında gazetecilerin “12 Eylül darbecilerinin yargılanmasına yönelik çağrılar oluyor. Sizin 12 Eylül darbecilerine yönelik yaklaşımınız nedir?” sorusunu “Bu tür sulu şakalara biz gelmeyiz.”[1] diye yanıtlamış olan başbakan, grup toplantısında gözyaşları sel olmuşken “12 Eylül’le biz yüzleşeceğiz… 12 Eylül’le biz hesaplaşacağız…”[2] diyerek kendi "sulu şaka" tanımlamasına görsel bir açıklık kazandırdı. Başbakan her ne kadar anayasa değişikliğine
karşı çıkanları “maddelerle alakalı bir şey” söylememekle suçladıysa da
kendisi de paketin içeriğiyle ilgili tek bir söz etmedi. Görünüşe
bakılırsa “bu paketin işsizliğe, fakirliğe bir faydası yok” diye
düşünenler referandumda “hayır” diyecekler, “bu paket 12 Eylül’ün
izlerini siliyor” diye düşünenler de “evet” diyecekler! Ancak, hem işsizlik
ve fakirlik hem 12 Eylül, aslen ve öncelikle solcuların meseleleri
olarak kabul edildiğinden olsa gerek, solcuların ne dediğini öğrenme
merakı başbakanın konuşmasını izleyen günlerde zirve yaptı.
Televizyon kanalları solcuların ne dediğini
öğrenmek için yarışa girdiler. Bu ilgi patlamasına doğal olarak
hazırlıklı olmayan bazı solcular fırsatı kaçırmamak için bir programı
yarısında bırakıp öteki kanaldaki programa yarısından sonra dahil olmaya
çalıştı.[3]
O zamana kadar solcuları yalnızca küfretmek için anımsayan gazeteler
solcuların eğer namussuz değilseler solculuklarının gereği olarak
referandumda ne demesi gerektiğine manşetten karar vermeye başladılar.[4] Bir gazetenin yazarları, 12 Eylül
Anayasasının değiştirilmesine karşı çıkmaya “demokratça” bir neden
bulmanın imkansızlığından dem vurduktan sonra (herhalde bu ‘demokrasi’
sopası solcuları ıslah etmeye yetmiyor diye düşünüp) ‘bırakın AKP’yle
uğraşmayı düzene karşı çıkın’ demeye getirerek[5]
solcuları en hassas oldukları yerden sıkıştırmaya başladılar. Hatta
referandumdaki tercihin “asılan çocuklarla” onların “cellatları”
arasında yapılacak bir tercih olduğunu[6]
ileri sürenler bile oldu. Bütün bunlar sırf “asılan çocukların”
kardeşleri “evet” desin diyeydi. Sanki bütün toplum referandumda ne demesi
gerektiğine solculara bakıp karar verecekmiş gibiydi, sanki solcular ne
diyorsa o olacaktı. Bu yüzden olsa gerek, “sorsan ‘solcu’ ve ‘demokrat’
olduğunu söyleyecek”[7]
olan bir yazarın ‘hayır’ diyeceğini öğrenen ideoloji-alerjik yazar günün
modasına uyup televizyonun karşısında sarsıla sarsıla ağlamaya
başlıyordu. Ama solcular ne yaptı? Bu fırsatı
değerlendirebildiler mi? Hayır! Her ne kadar tam bir fikir birliği
içinde değillerse de büyük çoğunluğu “evet” demeyeceğini açıklayıp
“demokratlık testinden” bir kez daha çaktı ve AKP’yi, liberalleri, AB’yi
ve daha nicelerini şaşkınlık içinde bıraktı! Herkes bir kez daha anladı
ki: Bu solcular ‘adam’ olmaz! Bu ülke bir adım ileri gidemiyorsa,
akıllarını peynir ekmekle yemiş bu solcular yüzünden. İçerden dışardan,
eskisi yenisi, eline kalem alanın ‘sol zaten şöyledir’ ‘sol zaten
böyledir’ demesinden de anlaşılıyor: Bu solcular ‘adam’ olmaz! 12 Eylül 2010 gecesini düşünebiliyor musunuz? Değişiklik paketi kabul edilmediyse solcular yüzünden 12 Eylül karanlığında kalmaya devam edeceğiz. Kabul edildiyse solculara rağmen 12 Eylül 1980 silindirle ezilmiş gibi olacak. Sokaklar diktatörlüğün sonunu, vesayet rejiminin bitişini, demokrasinin gelişini kutlayan insanlarla dolup taşarken solcular perdelerini sıkı sıkı çekip, kulaklarına pamuk tıkayıp derin uykulara dalacaklar! Bir kez daha demokrat olamamanın iç sıkıntısını bastırmaya çalışacaklar. Liberallerle birlikte düzene karşı çıkmak ve sistemi değiştirmek varken AKP hükümetiyle uğraşıp durdukları için içleri yanacak! O gece solcu muhtemelen rüyasında 30 yıl
öncesine gidecek. Tanklar geçecek, ülke bir uçtan bir uca açıkhava
hapishanesine çevrilecek, ipte can verecek, işkencede can verecek, oruca
ve ölüme yatacak, bedenini ateşe atacak. Rüyasına bir şarlatan girecek.
Bütün bunlar olurken devrimcileri ti’ye alan bir roman yazmış. Şimdi
diyecek ki uyan! Diyecek ki sen uyurken cellatlar kaybetti. Artık hür ve
demokratik bir ülkede yaşıyoruz! Solcunun uyurken pelteleşmiş zihninde
grev, anadil, türban, zorunlu din dersi, 24 Ocak, sendika kurma hakkı,
milli güvenlik, ifade özgürlüğü, özelleştirmeler, YÖK, Atatürk
milliyetçiliği, yüce Türk devleti, Türk milleti, Türk vatanı, Türk
vatandaşları, Türk varlığı, devleti ve ülkesiyle bölünmezlik sözcükleri
uçuşmaya başlayacak, ama uyku mahmurluğundan, bu sözcükleri anlamlı bir
cümle içinde kullanmak ona çok zor gelecek. Bugün aralarında BDP, TÖP, SDP, ESP, DHF, SODAP, DİP’in de bulunduğu kurum ve çevrelerin çağrısıyla İstanbul’da bir araya gelecek olan siyasi özne, demokratik kitle örgütü ve emek örgütleri boykot kampanyasının planlanmasını görüşüyorlar.
[3]
“Evet” diyen iki sol yapıdan biri olan DSİP’in başkanı 21 Temmuz
akşamı CNNTürk’te katıldığı programdan kendi konuşmasının
ardından ayrılarak aynı şeyleri söylemek için NTV’deki programa
ortasında dahil oldu. Diğer “evet”çi EDP’nin başkanı da
CNNTürk’teki programa Ankara’daki stüdyodan katılmakta
olduğundan, NTV’deki program “evet”çisiz kalmasın diye olsa
gerek. Gerçi NTV’deki programda Memur-Sen başkanı ile bir
Taraf yazarı da vardı ama onlar sayılmaz! İlki zaten AKP
ağzıyla konuşuyordu, ikincisi değişiklik paketinin kamu
emekçilerine grev hakkı getirdiğini sanıyordu.
[4]
23 Temmuz 2010 tarihli Vakit’in manşeti: ‘Namuslu olun
‘evet’ deyin’. Spotta ise Prof. Tahir Hatipoğlu’nun ağzından şu
inciler dökülüyor: “Adam 12 Eylül’de yıllarca hapis yatmış,
defalarca işkence görmüş, işinden atılmış, şimdi ‘hayır’
diyecek. Bu nasıl kişiliktir anlamakta zorlanıyorum. … Bunlar
demokrat değiller. Oysa solcu, öncelikle demokrat olmak
zorundadır.” Yani 12 Eylül ‘mağduru’ysan ve celladına aşık olmak
gibi bir psikolojik rahatsızlığın yoksa bu değişiklik paketini
desteklemen gerekir. Eğer desteklemiyorsan her şey olabilirsin
ama demokrat asla! Bir de solcuların önce demokrat olmaları
gerektiği niye ikide bir solculara va’zedilir hiç anlaşılmıyor.
Solcuların doğal olarak demokrat oldukları mı vurgulanıyor yoksa
asla demokrat olamayacakları mı, belli değil. |
||
|
Loading
|