'KADROLU EYLEMCİLER' KADROLU KATİLLERİN PEŞİNDE


AZİZ GÜLER


17 Aralık 2010


4 Aralık 2010 tarihi gençlik hareketi açısından Türkiye’de bir dönüm noktasıydı. Belki de sadece gençlik hareketi açısından değil toplumsal muhalefetin kıpırdanmasıyla geniş kitlelerin duyargalarını hakkını arayanlara daha fazla açtığı bir süreç oldu. Yaşanan gelişmeleri doğru okumak, gelinen noktayı aşarak ilerlemek ve toplumsal muhalefetin, özelde gençlik hareketinin geleceği açısından kritik önemdedir.  Şimdi kısaca yaşananları hatırlamakta fayda var.

4 Aralık 2010 Cumartesi günü başka öğrenci grupları gibi Öğrenci Gençlik Sendikası Genç-Sen de, başbakanın YÖK başkanı ve rektörlerle yaptığı ve YÖK’ün isminin ve logosunun tartışıldığı toplantıya gitmek için hazırlıklarını yaptı. Bu hazırlık başbakanın, emniyet müdürlerinin ve bunların basındaki sözcüleri olan yandaş medyanın kamuoyuna anlattığı türden bir hazırlık değildi.

Bu toplantıda konuşulan şey üniversitelerdi ve anlatılan hikaye toplumun her alanında yaşanan şeydi. Değişim adıyla hak budamak, her alanı sermaye için dikensiz gül bahçesine çevirmek, ekonomiyi daha da liberalleştirmek. Genç-Sen üyeleri bir araya gelip, ideolojik! dayanakları olan ve öğrencilerin bu sürece bakışını anlatan dosyalarını temsilcileri vasıtasıyla o toplantıda tartışmak istedi. Çünkü aslında üstüne senaryolar yazılan hikaye gençliğimizdi ve bu senaryoda bize verilen görev kamera arkasında beklemekti. Zira öğrencilerin kaderiyle ilgili yapılan toplantıda, öğrenciler yoktu.

Hal böyle olunca manzarayı tahmin etmek zor olmadı. Bizden istenen yaşananlara sessiz kalmamız ve üniversitelerde yaşanan dönüşüme ilişkin fikirlerimizi söylememekti. Çünkü biz söylesek halkımız kimin haklı kimin haksız olduğunu daha rahat kavrayacaktı, hele ki öğrenciler anlatılanlara hak verse, görme hükümetin halini. İşçiler grevde, işsizler sosyal patlamanın eşiğinde, Kürtler tüm baskılara karşı hala diri ve sıkıştırıyor devleti, çevreciler ayakta, kadınlar kadın cinayetlerine karşı örgütlü. Bir de bunun içine 12 Eylül’den beri koyunlaştırmak için hiçbir sağlıklı aklın alamayacağı yöntemleri uyguladığınız ve depolitize etme yolunda her türlü baskı mekanizmasını onların isyanını bastırmak için devreye soktuğunuz gençlik de girerse vay halinize.

Gençliğin gücünden, fikirlerinden korktuğunuz belli. Bunun içindir atılan biber gazları, geniş güvenlik önlemleri, coplar. Bunun içindir bir canı aramızdan alışınız. Tam da 12 Eylül zihniyetiyle hesaplaştık demenizin ardından 12 Eylül’ü aratmayan uygulamalarınız, bizden korktuğunuz içindir. Korku insanı saldırganlaştıran bir duygudur, hele ki güç elinizdeyse gücü kaybetme korkusu daha da sarsar kağıttan kaplanları, kaplan saldırganlaşır. İşte öğrenci gençliğe yapılan orantısız güç kullanımı bunun küçük ama dehşet verici bir örneğidir. Fakat yaşananlar toplum tarafından öğrenciler lehine sahiplenilince evdeki hesabın çarşıya uymadığı anlaşılır. Bunun için de devreye karalama kampanyaları sokulur.

Tıpkı partimin genel başkanı Dr. Rıdvan Turan, genel başkan yardımcıları Ecevit Piroğlu ve Günay Kubilay, MYK üyesi M.Ulaş Bayraktaroğlu, parti üyesi Özgür Cafer Kalafat, İbrahim Turgut ve TÖP sözcüleri Tuncay Yılmaz, Oğuzhan Kayserilioğlu ve Toplumsal Özgürlük okuru Semih Aydın’a yapıldığı gibi. Onlara yapılan akıl almaz uygulama toplumsal muhalefeti sindirme politikasının bir parçasıydı. Şimdi de gençlik bu potada eritilmek isteniyor. Ama vakit geç artık, tulumbaya bir tas su verildi ve kuyuda bekleyen su yeryüzüne çıkmaya, taşmaya hazırlanıyor.

Genç-Sen, öğrencileri temsilen tüm bu yaşananlara sessiz kalmayacağını açıkladı. Öğrencilere böyle davrananlar köşeye sıkıştı. Meclise gittik, eylemci alamayız dediler, meclise de girdik, sözümüzü söyledik. Toplantılarınızda biz olmadan konuşamazsınız dedik, şimdi kendi düzenledikleri toplantılara orada biz olduğumuz için katılmıyorlar. Bize beyinsiz dediler, buyrun fikirlerimizi tartıştışalım dedik, bizden kaçtılar. Evet, Egemen Bağış kapanış konuşmasını yapacağı sivil toplum, gençlik ve yerel yönetimler konulu panele bize verecek cevabı olmadığı için gelemedi. Başbakan ise Ahmet Kaya anma gecesinden kaçtı, zaten orada işi olamazdı. Biz kovalıyoruz onlar kaçıyor.

Kaçtıkları fikirlerse şunlar: Biz diyoruz ki; YÖK düzeni dikiş tutmaz, bu düzen değişmelidir, bu tartışmalar kapalı toplantılarda rektörlerin başbakandan talimat beklediği bir yöntemle değil, üniversitenin tüm bileşenleriyle yani öğrenciler, öğretim görevlileri ve üniversite çalışanları tarafından yapılmalıdır, yani YÖK kaldırılmalı söz yetki karar hakkı sağlanmalıdır. Paralı eğitim uygulamaları birçok insanın okumasının önünde engel olmaktadır, bilim toplum için değil patronların kârı için yapılmaktadır, anadilde eğitimden yoksun milyonlarca öğrenci ekonomik, kültürel, sosyal, psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Dolayısıyla eğitim eşit, parasız, bilimsel ve anadilde olmalıdır.

Üniversite öğrencilerinin temel sorunları arasında beslenme, barınma ve ulaşım da bulunmaktadır. Yurtlar yetersiz ve bakımsız, kiralar öğrencilere daha pahalı, ulaşıma verilen paranın yükü bir yerde dururken ailesinden uzak olup da sağlıklı beslenebilen öğrenci sayısı elle sayılacak kadardır. Üniversitede yaşanan sorunlar bir şekilde görmezden gelinse de hayata atılınca karşılaşılan çıplak gerçek işsizlik, geleceksizliktir. Duvar süsü diplomalar, iş bulamayıp intihar edenler, alakasız mesleklerde çalışanlar, mesleğinde farklı statülerde kölece çalıştırılıp komik ücretlere tabi tutulanlar.

Peki, tüm bu sorunları ve burada saymadıklarımızı sizin mütevelli heyeti dediğiniz, üniversite yönetimini sermayeye doğrudan açacak düzenlemeniz mi çözecek? Bunlara yönelik çözümleriniz var mı. Yanıt hayır, yanıt orantısız güç, yanıt karalama, yanıt sessizlik, yanıt toplantılardan kaçmak. Kendinize güveniyorsanız istediğiniz platformda gençlik sizle tartışmayı bekliyor. YÖK’ten bunca senedir mağdur olan biziz, YÖK’ü her yerde rezil eden de biziz, YÖK’ü kaldıracak olan da biziz. Bize rağmen bizimle ilgili kararlar alamayacaksınız. Gençlik tartışıyor, gençlik değiştiriyor, gençlik hesap soruyor. Kısacası ‘Kadrolu eylemciler’, kadrolu katillerin, kadrolu asalakların peşinde!

 


Aziz Güler
Loading