|
AKP hükümetinin son yılını “açılımlar ve kıyımlar” yılı olarak
adlandırabiliriz. Açılımlardan, kendi adıma “dur bakalım, belki” dediğim
anlar oldu. Sözcük tek başına yüklü bir sözcüktü çünkü. Açılımların
sonuçları malum ortada… Bu durumda “Biz zaten biliyorduk” demek de pek
bir şey anlatmıyor. Bizi daha iyi bir sosyalist yapmıyor.
Çünkü uzun yıllar ezen sınıfların (egemenlerin) ezilenlere neler
yapabileceğini ve yaptığını ezbere biliyoruz. Ama mücadele sürerken, hep
bildiklerimiz üzerinden gitmek
“deja-vu” algısına sebebiyet verdiği için olsa gerek,
yaygınlaşmıyor, büyümüyor ve istediğimiz ve aslında olması gerektiği
kadar gelişip yürümüyor.
Politika ve politik sözlerin değişebilirliği, dönüşebilirliği malum. Bu
durumların olumsuz sonuçları somut bir sorumluk yüklemiyor hiç kimseye.
Böyle bir beklenti de oluşmuyor yıllardır kitlelerde.
Bildiklerimizi ve bilebileceklerimizi bir anlığına unutsak. Unutsak,
kalın kalın kitaplardan öğrendiklerimizi… Sadece bir cümleye kitlensek:
“ÖZÜR DİLE!”
Bir yol açılır mı? Açılmış daracık yollar bir nebze genişler mi?
Oysa şu açılımlar silsilesinin her bir başlığı, karnında doğmayı
bekleyen kocaman bir “Özür” barındırıyor. Ermenilerden, Kürtlerden,
Çingenelerden, Rumlardan, Yahudilerden. O doğum geciktikçe özür ölüyor,
bildiğimiz uygulamalar ise sadece renk ve biçim değiştirerek yineleniyor
açılım adı altında. Oysa
özürün geri dönüşü yoktur. Özür dilemek, dilettirmeyi zorlamak,
pek bildiklerimizden değil. Özrü halk olarak dilemek bir
başlangıç, bir yol göstermedir. Arkasından, egemenleri
-yani sistemi- buna zorlamak için eylemlilikler ve sözler
örgütlemek gerekir. Her “açılım” sözü ettiğinde sistem, “ÖZÜR DİLEYEREK
BAŞLA" denilmelidir. Kırdığın için Ermenilerden, hala kırdığın için
Kürtlerden, aşağıladığın ve ötekileştirdiğin için Çingenelerden,
varlıklarına el koyduğun için Yahudilerden, sürüp süründürdüğün için
Rumlardan, Ezidilerden, Süryanilerden, Alevilerden. Yüzyıllardır resmi
yalanlarla kandırdığın ve düşman bellettiğin için bil cümle halkları,
Türklerden ÖZÜR DİLE! Değil mi ki, devletlerde süreklilik esastır.
Sınır açarak, vize kaldırarak açılım olmaz; olsa olsa ticaret olur.
İnsanlık ticari bir meta değil; bir duygudur, vicdandır. Bu da
egemenlerin bilmediği bir lisandır. Bu lisanı öğreneceksiniz. Ya
öğreneceksiniz, ya da öğreteceğiz.
Özür dilemek, yüzleşmek demektir. Yüzleşmek yüz ister. İnsana ait bir
yüz. Vicdanın aynası olan
bir yüz. AKP’nin yüzü Kürdistan aynasında bir kere daha çarpıldı, insana
benzemediği için. Muğla’da aynalar bir kere daha utandı da aynaya
bakanlar hâlâ utanmadı.
ayselbatyarozbay@gmail.com
|