|
Küçük çocuklar, büyüklerin sözünü dinlemediklerinde “Çingenelere
verilmek”le tehdit edilirdi bizim oralarda. Eğer dediklerini yapmazsak,
çingeneler bizi alır götürür, dilencilik yaptırır, sokakta yatırırlardı.
Oysa bana kötü bir şeymiş gibi gelmezdi hiç Çingenelerle olmak. Çünkü
onlar diledikleri gibi yaşarlar, şarkı söyleyerek gezerlerdi,
özgürlüğün simgesiydiler benim küçük gözlerimde. Sonradan anladım
ki bu Çingene fobisi tıpkı karşı komşumun kızına “Kürtlerle oyun oynama”
demesi gibi, topluma yedirilmek istenen tektipleştirici zihniyetin
ailelerimizde vücut bulan küçük bir örneğiydi.
Yıllar geçse de değişmeyen hastalıklı ruh hali hala dipdiri bünyemizde.
Son birkaç gündür yaşanan linç girişimleri bunun göstergesi. Önceki gün
Mersin’de Kürt mahallelerine yapılan polis destekli taşlı sopalı
saldırılar, Aksaray’da yine Kürt öğrencilerin uğradığı saldırılar,
Hakkari’ de halkın üzerine ateş açılması, yaralamalar. Ve son olarak da
Manisa’nın Selendi ilçesinde yaşayan Roman halkına yapılan linç
girişimi.
Selendi’de mahalle kahvehanesinde bir Roman gencin çay istemesi ve
karşılığında kahvehanedekiler tarafından “Çingenelere çay yok” denilerek
dövülmesiyle başlayan gerginlik,
binden fazla kişinin Romanların üzerilerine yürümesiyle, evlerini
yıkıp, arabalarını, eşyalarını yakmalarıyla ve 74 Romanın
zorla sürgün ettirilmesiyle neticelendi. Kuşkusuz durum bu kadar
basit değil. Durum ne bir çay davası, ne de kardeş kavgası.
Selendi’de yaşanan planlı
programlı bir linç girişimi. Zaten
biraz daha dikkat edilip araştırılırsa Selendi’nin MHP’li Belediye
Başkanı Nurullah Savaş’ın bir süredir ilçesindeki “Çingenelerden
kurtulmak” için kendine göre çareler aramakta olduğu anlaşılacaktır.
Olay günü bizzat Nurullah Savaş’ın ilçede yaptığı anonslarla bir araya
gelen 1.000’den fazla kişi, yine bizzat belediyenin dozerlerini
kullanarak Romanların çadırlarını yıkıyor. Ve nasıl bir güvenliktir ki,
tıpkı İstanbul’da basın açıklaması yapmak isteyen yurtseverlere açılan
silaha, Muş’ta halka açılan kalaşnikoflara karşı koyamaması gibi,
Manisa’da da birdenbire yok oluveriyor. Romanları taşlı sopalı silahlı
1.000 kişiyle karşı karşıya bırakıveriyor.
“Vatandaşlarıma özellikle sabır
tavsiye ederim. Fakat tabii bu sabır nereye kadar olacak? Eğer siz
vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, hayatına kastederseniz,
vatandaş kalkıp elinde böyle bir tedbiri, böyle bir imkanı varsa o da
kendisini savunma yoluna gidecektir.” diyebilen Başbakan Erdoğan, bu
sözlerinin ardından Sakarya’dan Edirne’ye, İzmir’den Çanakkale’ye
memleketin her köşesinden linç girişimleriyle selamlandı.
İçinden geçtiğimiz savaş ortamı her gelen günle yeni saldırıları, daha
da kuvvetlenen şovenist dalgalanmaları getiriyor beraberinde.
Üniversitede satırlı faşistler oluyor şovenizmin adı, grev alanlarında
ise örgütlü işçi mücadelesini bölmek isteyen, yanındaki yoldaşını
ötekileştiren zihniyet. Bugünse önemli olan bulunduğumuz her alanda
Halkların Kardeşliği şiarını her zamankinden daha gür yükseltebilmek
.”Evde oturan ölür” der Roman atasözü, herkes kulak vermeli bu kez
Romanlara. Önce önyargıları, ötekiyi reddeden hastalıklı zihniyeti
çıkarıp atmak gerek kafalarda oturduğu evinden. Sonrasıysa,
mücadelemizle yükselteceğimiz
barış temennilerinde.
|