'ÇİNGENEYE ÇAY YOK' ROMAN HALKINA LİNÇ VAR!


AYLİN MERT


9 Ocak 2010



Küçük çocuklar, büyüklerin sözünü dinlemediklerinde “Çingenelere verilmek”le tehdit edilirdi bizim oralarda. Eğer dediklerini yapmazsak, çingeneler bizi alır götürür, dilencilik yaptırır, sokakta yatırırlardı. Oysa bana kötü bir şeymiş gibi gelmezdi hiç Çingenelerle olmak. Çünkü onlar diledikleri gibi yaşarlar, şarkı söyleyerek gezerlerdi,  özgürlüğün simgesiydiler benim küçük gözlerimde. Sonradan anladım ki bu Çingene fobisi tıpkı karşı komşumun kızına “Kürtlerle oyun oynama” demesi gibi, topluma yedirilmek istenen tektipleştirici zihniyetin ailelerimizde vücut bulan küçük bir örneğiydi. 

Yıllar geçse de değişmeyen hastalıklı ruh hali hala dipdiri bünyemizde. Son birkaç gündür yaşanan linç girişimleri bunun göstergesi. Önceki gün Mersin’de Kürt mahallelerine yapılan polis destekli taşlı sopalı saldırılar, Aksaray’da yine Kürt öğrencilerin uğradığı saldırılar, Hakkari’ de halkın üzerine ateş açılması, yaralamalar. Ve son olarak da Manisa’nın Selendi ilçesinde yaşayan Roman halkına yapılan linç girişimi.

Selendi’de mahalle kahvehanesinde bir Roman gencin çay istemesi ve karşılığında kahvehanedekiler tarafından “Çingenelere çay yok” denilerek dövülmesiyle başlayan gerginlik,  binden fazla kişinin Romanların üzerilerine yürümesiyle, evlerini yıkıp, arabalarını, eşyalarını yakmalarıyla ve 74 Romanın  zorla sürgün ettirilmesiyle neticelendi. Kuşkusuz durum bu kadar basit değil. Durum ne bir çay davası, ne de kardeş kavgası.  Selendi’de yaşanan planlı programlı bir linç girişimi.  Zaten biraz daha dikkat edilip araştırılırsa Selendi’nin MHP’li Belediye Başkanı Nurullah Savaş’ın bir süredir ilçesindeki “Çingenelerden kurtulmak” için kendine göre çareler aramakta olduğu anlaşılacaktır. Olay günü bizzat Nurullah Savaş’ın ilçede yaptığı anonslarla bir araya gelen 1.000’den fazla kişi, yine bizzat belediyenin dozerlerini kullanarak Romanların çadırlarını yıkıyor. Ve nasıl bir güvenliktir ki, tıpkı İstanbul’da basın açıklaması yapmak isteyen yurtseverlere açılan silaha, Muş’ta halka açılan kalaşnikoflara karşı koyamaması gibi, Manisa’da da birdenbire yok oluveriyor. Romanları taşlı sopalı silahlı 1.000 kişiyle karşı karşıya bırakıveriyor.

 “Vatandaşlarıma özellikle sabır tavsiye ederim. Fakat tabii bu sabır nereye kadar olacak? Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, hayatına kastederseniz, vatandaş kalkıp elinde böyle bir tedbiri, böyle bir imkanı varsa o da kendisini savunma yoluna gidecektir.” diyebilen Başbakan Erdoğan, bu sözlerinin ardından Sakarya’dan Edirne’ye, İzmir’den Çanakkale’ye memleketin her köşesinden linç girişimleriyle selamlandı.

İçinden geçtiğimiz savaş ortamı her gelen günle yeni saldırıları, daha da kuvvetlenen şovenist dalgalanmaları getiriyor beraberinde. Üniversitede satırlı faşistler oluyor şovenizmin adı, grev alanlarında ise örgütlü işçi mücadelesini bölmek isteyen, yanındaki yoldaşını ötekileştiren zihniyet. Bugünse önemli olan bulunduğumuz her alanda Halkların Kardeşliği şiarını her zamankinden daha gür yükseltebilmek .”Evde oturan ölür” der Roman atasözü, herkes kulak vermeli bu kez Romanlara. Önce önyargıları, ötekiyi reddeden hastalıklı zihniyeti çıkarıp atmak gerek kafalarda oturduğu evinden. Sonrasıysa,  mücadelemizle yükselteceğimiz barış temennilerinde.