GENEL GREV GENEL DİRENİŞ ZAMANI


A OSMAN ADIGÜZEL


26 Şubat 2010



İlk bakışta yazının başlığı işçi sınıfı mücadelesi içinde çok bilindik bir sloganın tekrarı gibi görülse de bu argümanın bugün salt ajitasyondan çok daha öte bir şey olduğunu yaşadığımız tarih bize çok güzel özetlemekte. Neden mi? Uzakta aramaya gerek yok. Hemen yanı başımızda:

Daha geçen gün biraz fazla kâr için kim bilir hangi tedbirsizlikten kaynaklı olarak Balıkesir'in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy'deki maden ocağının patlaması. Ve bunun gibi maden ocağı patlamalarının daha önce de defalarca olmasına rağmen hâlâ bu konuya dair tedbirlerin alınmaması.

Tekel işçilerinin hâlâ hükümetçe kabul görmeyen talepleri ve hükümetin tekel işçilerine dayattığı sadaka mantığı.

Şu an işlerinin başlarına dönseler de (ki bu gene sendikal örgütlülük ve demokratik kamuoyunun etkisi ile olmuştur) , iş bırakma eylemine katıldığı için  açığa alınma olayları (ki  egemen anlayışın buradaki amacı bu ve benzeri davranışlarla sürekli aba altından sopa göstermek suretiyle sendikal hak mücadelelerinin önünü tıkamaya çalışmaktır).

Normal koşullarda sosyal devletin olmazsa olmazı olan sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerinin hızla ticaret konusu yapılması.

Metris Cezaevi'nde gördüğü işkence sonucu ölen Engin Çeber’e İstinye Şehit Muhsin Bodur Polis Merkezi’nde işkence yapan polislerin aklanmasıyla sözünü söyleyenlerin bu memlekette işkenceye maruz kalınmasının normal bir durum olgusu içine sokulmaya çalışılması.

Parası olanın eğitim olanaklarından daha rahat yaranmasına rağmen parası olmayanın yararlanamaması ve bundan kaynaklı olarak üniversiteye girme  “yarışına ” bir adım geride başlaması.

Üniversitelerin bilim yuvasından çıkıp, öğrencinin politika yapıp yapmadığının, ne kadar ve ne konuştuğunun, ne kadar kâr getireceğinin, nasıl gözlerinin ve kulaklarının kapatılacağının  hesabının yapıldığı yerler haline gelmesi.

Kadınların kadın olmaktan kaynaklı olarak iş yerlerinde uğradığı tacizlerin sistem eliyle üstünün kapatılması suretiyle kadına toplumda “yerini”n hatırlatılması.

Hrant Dink’ in katillerinin bilindiği halde yargılanamaması.

Kot işçileri “üç kuruş para için” ölüme itilirken patronların keyif sürmeye devam etmesi.

Sistemin her çarkında rantın ve rüşvetin dönmesi ile çok sayıda insanın emeğinin tamamen hiçe sayılması.

Kapitalizmin doğası gereği dünyada olduğu gibi memlekette de milyonlarca yoksul ve işsiz yaratması (ki özellikle de diplomalı işsiz sayısının  her geçen gün artması).

GDO’lu ürünlerin pazarda daha fazla yer almasının önünün açılarak insan sağlığıyla kolayca oynanabilmesi.

Doğal kaynakların kâr için tüketilmesi.

Tarihi ve arkeolojik alanların tahribi.

Küçük ölçekli çiftçinin ürünlerinin elinde kalması veya yok pahasına büyük şirketlere satmak zorunda kalması.

Farklı etnik kökenden insanların dillerini konuştuklarında, kimliklerini açıkladıklarında ötekileştirilmesi.

Tüm bu saydıklarım ve daha sayamadığım pek çok şey benim kadar sizi de öfkelendiriyor. İşte bundan dolayıdır ki “genel grev, genel direniş” demenin tam zamanı.