![]() |
|
|
|
|
||
|
"ÖNDER SAV'ILDI CHP ŞAMPİYON" MU? AFŞİN DEMİR 17 Kasım 2010 Cumhuriyet Halk Partisi’nde Kılıçdaroğlu ve ekibinin, düne kadar partinin değişmez, değişmesi teklif dahi edilemez Genel Sekreteri, hatta perde arkasındaki esas lideri olarak görülen Önder Sav’ı savuşturmaları; ister oligarşi cephesinden, ister işçi sınıfı ve ezilenlerin cephesinden, hangi zaviyeden bakılırsa bakılsın önemli bir siyasi gelişmedir. Ana muhalefet partisi içinde olup bitenler ve Sav’ı tasfiye operasyonunun ardından Kılıçdaroğlu’nun verdiği mesajlarda kullandığı “halkçı” terminoloji, Türkiye burjuva siyasetinde orta ve uzun vadede kuvvetler mevzilenmesinin nasıl bir manzara arz edeceğine ilişkin son derece önemli ipuçları ve kodlar içeriyor. 2001 ekonomik krizinin ardından hızla siyasi istikrarsızlığa sürüklenen, sosyal patlama ve sınıf mücadelelerinin kızışması ihtimaliyle yeni bir Arjantin olma potansiyelini taşıyan Türkiye, emperyalizm açısından, Ertuğrul Özkök’ün uşaklık nişanesi sözleriyle ifade edilecek olursa “kaderi Türklere terk edilemeyecek kadar önemli bir ülke olduğundan”; hızla bir restorasyon sürecinin içine sokulmuş ve burjuva siyaseti yeniden dizayn edilmeye başlanmıştı. AKP’nin temsil ettiği İslami sermayenin yükselişiyle muştulanan bu süreç aynı zamanda, 12 Eylül askeri diktatörlüğünün sınırlarını çizdiği, bir yandan ceberrut Kemalizme, diğer yandan Türk-İslam sentezine dayalı siyasi paradigmanın, emperyalizmin ve Türkiye oligarşisinin güncel çıkarlarına daha fazla hizmet eden başka bir paradigmayla değiştirilmesi anlamına geliyordu. Sırtını tıpkı kendinden öncekiler gibi ABD’ye dayayan AKP’nin, emniyet teşkilatının kökü Pensilvanya’daki unsurlarının servis ettiği gizli kamera görüntülerinden ve yasa dışı ortam dinlemelerinden sonuna dek istifade ederek sürdürdüğü tasfiye operasyonu; askeriyeyi, emniyeti, yargıyı, üniversiteleri, hasılı tüm devlet kurumlarını ve tabii “dördüncü kuvvet” medyayı yeni paradigma etrafında toplamasını sağladı. Şimdilik sadece tasavvur edildiği söylenen, ancak seçimlerin ardından hayata geçirileceğine kesin gözüyle bakılan köklü Anayasa değişikliğiyle mevcut parlamenter sistemin, iki partili bir başkanlık sistemine dönüştürülmesi öngörüldüğünden, yeni sistemin ikinci ayağını oluşturması beklenen CHP’nin de yeniden yapılandırılması şarttı. Önceden kayda alınan o meşum Deniz Baykal kaseti de, beklenen konjonktür oluşur oluşmaz, bu yüzden aniden zuhur ediverdi. Baykal’ın istifaya zorlanması, ardından kaydın devamının da bulunduğu, gerek görülürse daha vahim bir içeriğe sahip olduğu dedikodusu yayılan bu bölümlerin de servis edileceği tehdidiyle geri dönmesinin önüne set çekilmesi, CHP’nin içinde ABD’nin ve AKP’nin elbirliğiyle inşa ettikleri yeni paradigmaya uyumlu olmayan unsurların yönetimden çekilmesi için yeterli değildi elbette. Bunun için parti teşkilatının Önder Sav’ın Atatürk özentisi burma kaşlarının gölgesinden kurtarılması gerekiyordu. Lakin bu sefer ortam dinlemesine veya kamera kaydına hacet kalmaksızın, kendisinden pek de umulmayan bir performansla bu işi Kılıçdaroğlu kendisi becerdi. Tüzük değişikliği kisvesi altında, Önder Sav ve ekibi dehlenip, yerine Kılıçdaroğlu’nun esas kabinesini teşkil eden isimler, en başta da eski İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin getiriliverdi. Önder Sav’ın henüz son sözünü söylemediği ve partiyi bir kurultaya zorlayarak Kılıçdaroğlu’nu alt etmeyi deneyeceği yazılıp çizilse de, Sav’ın böyle bir girişimde bulunması durumunda ellerinin boş kalması bizce birkaç sebepten ötürü kaçınılmaz. Öncelikle, CHP gibi genel iktidar olmasa bile en azından mahalli iktidarın nimetlerinden zıkkımlanma arayışının ideolojik güdülere her zaman galebe çaldığı bir düzen partisinde, Kılıçdaroğlu sayesinde oy ibrelerinde parti lehine bir değişim olasılığının güçlendiği kokusunu alan yerel teşkilatların Sav’ı arkasına dizilip bu imkânı berhava etmeleri pek akla yatkın bir olasılık değil. İkincisi, CHP’yi başta Sav’ın kendisi olmak üzere, Necla Arat, Nur Serter, Kemal Anadol gibi arkaik, statüko zaptiyeliğinden adeta taş kesilmiş unsurlardan arındırarak yerine, geçmişte Dev-Yol geleneğine yakın olduğunu ifade eden Gürsel Tekin, yine eski Dev-Genç'li Alaattin Yüksel, Emre Aysever gibi nispeten daha sosyal-demokrat veya sosyalizan unsurları öne çıkararak partiyi devletçi görünümünden, daha “halkçı” bir vizyona kavuşturmayı hedefleyen Kılıçdaroğlu’nun, Süheyl Batum’u -yetkileri kuşa çevrilmiş de olsa- genel sekreterlik koltuğuna oturtarak parti içindeki ulusalcı statüko yanlılarına bir taviz vermesi Sav’ın elini zayıflatacaktır. Nihayet, Sav’ın gerçekten CHP’deki vizyon değişikliğini tehlikeye sokacak bir hamlede bulunacak olması durumunda, işe Rufailerin (!) karışacağı ve basına yeni bir kaset veya en azından ortam dinlemesi kaydı sızdırılacağı gün gibi aşikâr. Dolayısıyla bizim kanaatimize göre, Önder Sav için “o saltanatın yerinde yeller eser şimdi”. Sav’ı başından savarak parti içinde liderlik konumunu konsolide eden Kılıçdaroğlu, referandum sürecinde mahcup biçimde dillendirdiği ama ikide bir Sav’cı parti prezidyumu tarafından “genel başkanımız aslında şunu demek istedi” şeklinde tashih edilerek tam tersine çevrilen söylemlerini daha cesur bir biçimde ifade etmeye başladı. Gandi Kemal, esas olarak Ecevit’in Karaoğlan dönemi söylemlerine dayalı bu yeni jargon içinde “halkçılık”, “sosyal devlet” başlıklarını öne çıkarıyor, “ne ezilen ne ezen, insanca hakça bir düzen” diyor, Kürt meselesinde Ergenekoncu-ulusalcı çizgiden 90’lı yılların SHP çizgisine dönüşün sinyallerini veriyor, başörtüsü meselesinde daha uzlaşmacı bir tutum takınacağını vaat ediyor, ve ilânihaye… CHP’deki bu söylem değişikliği, hele yukarıda değindiğimiz Türkiye’de burjuva siyasetinin yeniden yapılandırılması projesi bağlamında değerlendirildiğinde, elbette inandırıcı değil, elbette işçi sınıfını ve ezilenleri boş umutlarla kandırmaya, son kertede sömürü düzeninin bekasını sağlamaya yönelik hamleler niteliğinde. Bu bakımdan Kılıçdaroğlu’nun “yeni” olduğu ileri sürülen CHP'si de nitelik itibarı ile “eski” CHP’den farklı değil. Ancak sosyo-politik süreçlerle ilgili sadece “nihai çözümleme”lerle yetinen bir sığlığın ne Marksist-Leninist kuramla, ne de devrimci siyaset anlayışımız ile bağdaşır bir yönü bulunmaktadır. CHP’nin Kürt meselesinde inkâr-imha siyasetiyle, ırkçı-şoven söylemlerle arasına mesafe koyması, “sosyal devlet”i ülkenin tartışma gündemine sokması, başörtüsü meselesinde ceberrut yasakçı pozisyonunu yavaş da olsa terk etmesi, bu söylem değişikliklerinin altında hangi siyasi saikler, hangi menfaat arayışları ve tutarsızlıklar yatarsa yatsın, elbette ülke çapında siyasetin zeminini farklı bir mecraya doğru kaydırabilecek, Kürt sorununda demokratik çözüm arayışının toplumsal çeperini genişletebilecek, CHP’nin öznel kaygılarından bağımsız bir yan değişken olarak sosyalist hareketin de mevcut izole edilmişlik konumu üzerinde nesnel anlamda olumlu etki yaratma ihtimali doğurabilecek, sosyalist propaganda alanında genişleme yaratabilecektir. Nitekim sosyalist solda Kürt özgürlük hareketi ile aralarına mesafe koyan kimi çevrelerin, şimdiden bu ihtimaller üzerinden kimi reel politik hesaplar içerisine girmekte oldukları hatta CHP ile dirsek temasını arttırma çabasına girdikleri de bir vakıadır. Türkiye sosyalist hareketi içinde kendi sağından
medet umma anlayışı ile göbek bağını çoktan kesmiş enternasyonalist
komünist cenahta yer alanlar ise, öncelikle kendi önlerine koydukları
hedefleri gerçekleştirmek için adımlarını sıklaştırmalıdırlar. Zira
CHP’deki tırnak içinde “sola kayış” ihtimaline istinaden sosyalist solun
kimi kesimlerinde görülen hareketlenme ve kümelenmeler, keza aynı
bağlamda yaklaşmakta olan seçim sürecine ilişkin olarak ortaya atılan
kaygı verici kimi senaryolar, enternasyonalist soldaki dağınıklığı
iyiden iyiye göze batar hale getirmektedir. AKP’nin 21 Eylül komplosuyla
tutuklayarak cezaevine gönderdiği Toplumsal Özgürlük Platformu sözcüsü
Oğuzhan Kayserilioğlu yoldaşımın veciz ifadesiyle söylemek gerekirse,
enternasyonalist solda birlik “farz”dır. Emperyalizm AKP ve CHP eliyle
işçi sınıfımızın, Kürt Özgürlük Hareketinin başına yeni çoraplar
örerken, “bugünün işini yarına bırakmamak”, bu da zannederim “hadis-i
şerif”tir. |
||
|
Loading
|