![]() |
■ '4 MİLYON İNSAN NEWROZ'DA REFERANDUM YAPTI' ■ AYNI TEHCİR ZİHNİYETİ, AYNI IRKÇI GELENEK 18.03.2010 - Başbakan Erdoğan İngiltere gezisinde BBC’ye verdiği mülakatta Ermeni göçmen işçileri, gerekirse ülkeden göndereceğini açıkladı. Başbakan aynı açıklamayı, Britanya başbakanı Brown ile düzenlediği ortak basın toplantısında da yineledi. BBC Türkçe servisine verdiği özel mülakatta Erdoğan kelimesi kelimesine şunları söyledi: “Bakın benim ülkemde 170 bin Ermeni var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama yüz binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu yüz binine 'Hadi siz de memleketinize' diyeceğim; bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar... Ülkemde de tutmak zorunda değilim.” ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesinin ardından İsveç Parlamentosunda Ermeni soykırımının tanındığı, İngiltere, İspanya ve Almanya parlamentolarında da benzer tasarıların gündeme geleceği bir dönemde, BBC muhabirinin “Türk dış politikası sıkıştı mı?” “Türkiye komşularıyla sıfır sorun politikası izleyen ama dünyanın geri kalanıyla kavgalı bir ülke tablosuna mı geliyor?” sorusu üzerine Erdoğan’ın sarfettiği sözler ırkçı ve faşist bir zihniyeti yansıtmaktadır. ■ SDP GENEL BAŞKANI RIDVAN TURAN'IN BASIN AÇIKLAMASI ■ SEÇİM BARAJI KALDIRILMALIDIR 10.03.2010 - Seçim barajının anti demokratik olduğunu savunan 13 siyasi parti ortak deklarasyon yayınlayarak seçim barajının kaldırılmasını istedi. Siyasi partiler adına ortak deklarasyonu okuyan Yeşiller Eşsözcüsü Hüseyin Güngör, 12 Eylül Darbesi'nin yasakçı ürünü olan yüzde 10 barajı ile demokratik temsilin engellendiğini söyledi. Seçim barajının pek çok adaletsizliğe yol açtığını söyleyen Güngör, 'Baraj engeline takılan siyasi partilerin aldıkları oylarla çıkarmaları gereken milletvekillikleri barajı aşan partilere dağıtılmakta, bu partiler aldıkları oy oranının çok üzerinde sandalye sayısı elde etmektedirler. Bu sistem nedeniyle örneğin 2002 genel seçimlerinde olduğu gibi halkın oylarının yüzde 46'sı Meclis dışında kalan partilerde toplanabilmekte, seçimde birinci olan parti ise oyların yüzde 34'ünü aldığı halde yüzde 66'ya varan bir Meclis çoğunluğu elde edebilmektedir' dedi. ■ HER YERDEN KADIN MÜCADELESİNİN FOTOĞRAFLARI Her yerden kadın mücadelesinin fotoğrafları... Kadın evde var olan hegemonyayı yıkmaya çalışırken, kadın fabrikada emek sömürücülerini avlarken, kadın sokakta hakkını son kuruşuna kadar ararken... Ve kadın 8 Martlarda özgürlüğü için yürürken... 8 Martının 100. yılıyla büyürken mücadelesinde... AKP hükümetinin Kürt sorununda demokratik açılım adı altında başlattığı süreç yeni baskılar, gözaltılar ve tutuklamalarla sürüyor. Bugüne kadar taş atan çocuklara verilen onyıllarca hapis cezaları, DTP’nin kapatılması, seçilmişlerin kelepçelenmesi ve daha birçok uygulamayla içi boş olduğu anlaşılan sözde açılım sürecindeki antidemokratik uygulamalara bir yenisi eklendi. Türk devletinin Kürt halkını örgütsüzleştirme ve politik temsilcilerini tasfiye etme projesi çerçevesinde Avrupa'da eş zamanlı olarak operasyonlar başlatıldı.
İnsanların büyük marketlere yönelik yağma hareketleri ‘yağmacılar
felaketi fırsata çevirdiler, komşularının marketlerine saldırdılar’ şeklinde
sunuluyor. Haiti ardından Şili depremleri yağma kavramının güncelleşmesini
de beraberinde getirdi. Aslında söz konusu görüntülere pek yabancı değiliz.
İstanbul’u göle çeviren ve minibüs içinde kadın işçilerin ölmesiyle
sonuçlanan sel sırasında selin denize sürüklediği eşyaları almaya
çalışanlara da aynı isim takılmıştı: ‘yağmacılar’. ■ III. ENTERNASYONAL VE 'TARİHİN TEKERLEĞİ' YA DA 'TEKERLEĞİN TARİHİ'
Bundan tam 91 yıl önce, 6 Mart 1919 yılında kurulan III. Enternasyonal
kuşkusuz pek çok açıdan ele alınabilecek, tarihsel önemi olan bir dönemdir.
Bugün bu yazı bağlamında öne çıkarmayı düşündüğüm mesele ise III.
Enternasyonal’in her şeyden daha çok ‘tarih
ve sınıf öznesini’
yorumlamada bir dönüm noktasına işaret etmesidir. III. Enternasyonal bu açıdan sınıfı tarihin nesnesi
konumundan öznesi konumuna yükseltmiştir. 1910’dan bugüne, 8 Mart’lar yalnızca işçi kadınların çalışma koşullarının değişmesi talebiyle sınırlı kalmadı. Kadın ezilmişliğine karşı bayrak açan her kadının taleplerini en güçlü şekilde dile getirdiği gün oldu. Tüm kadınların birlik, mücadele ve dayanışma günü haline geldi. 100 yıl sonra bugün bizler, 8 Mart’ta “Emeğimiz, Bedenimiz, Kimliğimiz Bizimdir” diyerek alanları dolduruyoruz. Hem kapitalizmin bizi ucuz işgücü olarak sömürmesine karşı çıkıyor, hem de ev içinde harcadığımız görünmeyen emeğimize sahip çıkıyoruz. Ve bu ikisi arasında bağlar kuruyor, kapitalizmin erkek egemenliğiyle iç içe geçerek bu hayatın her alanında bizi ikincil rollere hapsettiğini teşhir ediyoruz. ■ KÜRT KURUMLARINA OPERASYONLAR PROTESTO EDİLİYOR 05.03.2010 - Avrupa ülkelerinde Kürtler, Belçika polisinin Roj Tv ve KNK'ye yaptığı operasyonu protestoya hazırlanıyor. Almanya'dan binlerce kişi de Belçika'ya doğru harekete geçti. Belçika Federal Savcılığı, Kürt kurumlarına yönelik bugün gerçekleştirilen baskınlara Türk asılı polislerin de katıldığını doğrulayarak, 20 kişinin gözaltına alındığını söyledi. Kürt kurumlarına yapılan operasyonlara tepki gösteren BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, ''Kürtlerin diyaloga yönelik çağrılarının bu operasyonla cevaplandırılması tarihi bir hatadır. Türk hükümeti çok büyük bir diyalog fırsatını geri tepti'' dedi. Roj Tv stüdyoları, KNK ve BDP temsilciliğine düzenlenen baskında ABD’nin girişimlerinin etkili olduğu ortaya çıktı. Yeşiller Partisi Senatörü Geert Lambert, ABD'nin Roj Tv’yi susturması için uzun süredir Belçika'ya baskı yaptığını söyledi.■ KONGRA-GEL BAŞKANI REMZİ KARTAL VE ZÜBEYİR AYDAR GÖZALTINDA Sabah erken saatlerde ülke çapında Kürtlere ait ev ve kurumlara baskın düzenleyen Belçika polisi Brüksel’deki Kürdistan Ulusal Kongresi binasına baskın yaptı. Baskın sırasında KNK binasında bulunan Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal ile Kongra-Gel başkanlığı üyesi Zübeyir Aydar gözaltına alındı. Roj Tv’ye program yapan Roj NV ve Sterk production stüdyolarına yapılan baskına 300'den fazla polisin katıldığı bildirildi. Baskında şimdiye kadar, Roj NV müdürü Gülşen Emsiz, gazeteciler Burhan Erdem, Devrim Akçadağ ve Murat Yaklav ile bazı misafirlerin bulunduğu 10’u aşkın kişi gözaltına alındı. Roj TV'nin yayını kesildi. Baskınla ilgili kısa bir açıklama yapan Roj Tv yayın kurulu, baskının anti demokratik olduğunu belirtti ve baskın sırasında yayın araçlarının tahrip edilmesini kınayarak, uygulamaya derhal son verilmesini istedi. KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, Roj Tv ve KNK başta olmak üzere Kürt kurumlarına düzenlenen operasyonu sert bir biçimde kınayarak, Kürtleri protesto eylemleri yapmaya çağırdı. Açıklamada ''düşmanca saldırılar karşısında Avrupa'da yaşayan tüm Kürtler Brüksel'de bir araya gelerek bu haksız, anti-demokratik saldırıya karşı protesto eylemlerini yükseltmeli bu haksız uygulamanın sona ermesini istemelidirler'' denildi.
8 Mart’ın 100. yıldönümü nedeniyle, dünyada ve Türkiye’de kadınlar meydanları dolduracak; erkek egemenliğinin, her türlü baskı ve şiddetin, militarizmin yok edildiği, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya özlemini haykıracaklar. Böyle anlamlı bir günün arifesinde yazı yazmak yerine, bugün de tüm dünyada devrimcilere ilham kaynağı olmayı sürdüren kahraman bir genç kadının gerçek hikâyesini bilmeyenlere aktararak, bilenlere de anımsatarak, yoldaşların mücadele belleğine küçük bir katkıda bulunmak istedim. Bizler 21. yüzyılın ilk çeyreğini tüketirken, Hollywood antik çağınkinden fazla mitoloji üretmiş bulunuyor. Okurlar, Avatar’daki yerli halkı, Na’vileri, hatırlayacaktırlar. Daha da kötüsü var: bu retro-mitoloji öğeleriyle kendi kültürlerindeki öğeleri birleştirenler; insanları iki kere daha fazla sömürenler. Buna prim üzerinden prim yapmak denir ve çok ahlaklıcadır. Biz ise, Na’vileri mitolojik bir öğe olarak görmemekte, tersine gerçeklikle olan ilişkilerini çözümlemeye devam etmekte ısrarcıyız. ■ EKONOMİK KRİZİN YAPISINA BİR BAKIŞ Türkiye’de ve dünyada yaklaşık iki yıldır ekonomik kriz ‘uzmanları’, krizin ortaya çıkış nedeni üzerine son derece ‘teknik’ terimler içeren ‘derin’ yorumlar yapmaktalar. Sözgelimi Yunanistan’ın krizden kurtuluş reçetesi olarak Türkiye’den gelecek turizm gelirinin çözüm olabileceği tartışılıyor. Bu liberal ekonomistler, krizin gerekçesi olarak ABD’deki emlak bunalımını öne sürmekteler. ■ İŞÇİ DEMOKRASİSİ KARŞISINDA DEVLET ORGANI SENDİKALAR Tekel direnişi, sınıfın ölmediği, hâlâ istenildiği zaman oligarşinin karşısına dikilebileceği ve işçi sınıfı içindeki militan gücün giderek Kürtleştiği gibi birçok sosyal ve sınıfsal realiteyi önümüze sürerken, bir gerçekliği daha kör göze parmak sokarcasına gösteriyor. Bu da sendikal hareketin uzun yıllardır büyümekte olan krizinin doruk noktasına ulaşmış olduğudur. ■ BU PARTİDE REKABETÇİ SİYASAL İLİŞKİLER YASAKLANMIŞTIR! Kapitalistler rekabeti insan doğasının ayrılmaz bir parçası olarak görürler. Eşitliği savunmanın anlamsızlığına vurgu yaparken, toplumumuzun eşit olmayanların bileşimi olduğunu ve bu eşit olmayanlar arasında da rekabetin olağan bir durum olduğunu söylerler. Bu tespitler yetmez, antropolojik kanıtlar da ararlar. Rekabetin, ilkel insanın besin kaynaklarına ulaşımını sağlayan, yaradılıştan gelen bir faktör olduğunu iddia ederler. Güçlü olanın hayatta kalmasına, güçsüzün yok olmasına ilişkin doğadan örnekler verirler. Bunların tümü palavradır, insan bugünlere rekabet ederek değil, birbiriyle dayanışarak gelmiştir. SENDİKA KARARIYLA ÇADIRLAR KALDIRILDI Tekel işçilerinin direnişinin 78. gününde, Tek Gıda-İş'in kararıyla çadırlar kaldırıldı. Genel Başkan Mustafa Türkel, eyleme 15-20 gün mola verileceğini, 1 Nisan'da 1000 Tekel işçisinin Ankara'da toplanarak hazırlanacak eylem takvimini açıklayacağını söyledi. "4C gibi bir ucube ortadan kalkmadan mücadelemizi bırakmayacağız" diyen Türkel'in açıklaması sırasında işçiler "Dayatma değil görüşme istiyoruz" sloganı attılar. İzmir, İstanbul ve Diyarbakır çadırlarında işçiler çadırları sökmemeyi tartıştı. Çadırlar toplanırken dünkü coşku yerini buruk bir hüzne bıraktı. İşçiler daha sonra Sakarya caddesindeki esnafa karanfil dağıtarak desteklerinden dolayı teşekkür etti. ■ MÜCADELE İÇİN GÜÇLENEREK BİRLEŞELİM, BİRLEŞEREK GÜÇLENELİM Türkiye’de sosyalistler üç temel mesele etrafında saflaştı: Kürt sorunu, egemen blok arasındaki çatışma (Darbecilik, AKP-Ordu çekişmesi), işçi sınıfı mücadelesi. Bu konular etrafında liberal ve ulusalcı yaklaşımlar her ne kadar ilk bakışta birbirlerine karşıt gibi görünseler de, gelinen süreç onları tuttukları saf itibarıyla birbirlerine yaklaştırdı. Bu unsurlar utangaçça egemen güçlere yaslandılar. Kimi uluslararası egemen güçlerin lafazanlığına kimileri ise “memleketteki milli güçlerin” avukatlığına soyundu.
Tekel işçisinin direnişi sosyalistler arasında ve sendikalarda
sınıfa bakış açılarında bir tür dizilişlere de sahne oldu. Bunun en çok göze
çarpanı sınıfın birer üyesi olmasına rağmen yani sınıfın içinde olmasına
rağmen dışındaymış gibi ‘destek’ kelimesini bolca kullanan sendikalar ve
sınıf örgütleri, bir diğeri de eleştirirken içinde olmadığını düşündüğü
halde içindeymiş gibi eleştirenler. ■ DANIŞTAY KARARI TEKEL İŞÇİLERİNİN DİRENİŞ ÇADIRLARINI BAYRAM YERİNE ÇEVİRDİ Tekel işçilerinin direnişi, AKP hükümetinin 'ya 4C'yi kabul et ya işsiz kal' dayatmasında sürenin dolmasına bir gün kala Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararıyla kritik bir dönemeci büyük bir moral üstünlükle aştı. Danıştay kararı haberi Tekel işçilerinin çadırlarına ulaştığı andan itibaren direniş alanı bayram yerine döndü. İşçiler gözyaşları içinde birbirlerine sarılarak direnişin 77. gününde mücadelelerinin üzerine çöker gibi olan kara bulutların dağılışını sevinç gösterileriyle kutladılar. ■ BU BİZİM UZUN YÜRÜYÜŞÜMÜZ...
77 gün. Dile kolay. Bir günlük iş bırakmaların bile layıkıyla yapılmadığı
zamanların çocuklarıyız biz. 89’un büyük madenci yürüyüşü, 90’ların sendika
mücadeleleri, harç karşıtı eylemler anlatılınca zamanın tanıklarınca
inanamıyoruz. Biz öyle zamanlarda mı yaşadık diyoruz. Kendimizi masal
çağlarını görmüş efsanevi insanların arasında sanıyoruz, o günleri
örgütleyenleri görünce. Herhalde bundan yıllar, yıllar sonra da kendimizi
efsanevi şahıslar olarak görecek, ona göre ihtimam bekleyeceğiz. ■ HÜKÜMET-ORDU İLİŞKİLERİ ÜZERİNE Hatırlanacağı üzere cumhurbaşkanlığı seçimlerinde cumhuriyet mitingleriyle başlayan süreç 367 krizi ve e-muhtırayla devam etmişti. Dönemin genelkurmay başkanı Büyükanıt cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak “Cumhuriyetin temel değerlerine, devletin üniter yapısına, laik demokratik devlete sözde değil özde bağlı bir cumhurbaşkanının seçileceğini umut ediyorum” açıklamasını yapmış, Mart 2007’den o yana gerçekleşen cumhuriyet mitinglerine açıktan desteğini sürdürmüştü. ■ 27 NİSAN'DAN BALYOZ TUTUKLAMALARINA Son günlerde Türkiye tarihi açısından önemli bir süreç yaşanıyor. Bu sürecin demokrasiye doğru mu yoksa totaliter bir rejime doğru mu gideceği önemli bir tartışma konusu haline geldi. Bir kesime göre hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir Türkiye’nin temelleri atılıyor. Diğer bir kesim ise gelişmeleri sivil bir darbe diye adlandırıyor. AKP’yi Cumhuriyetin temel değerlerine karşı suç işlediği gerekçesiyle eleştiriyor. Ar duygusunun çatladığı günlerden geçiyoruz. İnsan canına bedel biçilen günlerden geçiyoruz. İlk olarak Bursa’daki grizu patlamasında tanık olmuştuk. Madenin sahibi hayatını kaybeden işçiler için ölüm başına verdiği parayı, afiş ve ilanlarla duyuruyordu. Ve bir işçi ölmediğine yakınıyordu. Canın bir bedeli vardır. Ve yaşamın bedeli, canın bedelinden ucuzdur. Ölümler durmadı. Tuzla’da hiç durmadı. Madenlerde de hiç durmadı. Devlet bakanı Balıkesir’deki grizu patlamasından sonra ölen işçiler için 10 bin lira ödendiğini ve cenaze paralarının peşin verildiğini övünerek açıklıyordu. ■ YAŞANAN GERÇEKLER DOĞRUYU SÖYLETİR, YALANI ALIR, EŞEKLİK BAKİ KALIR! Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel dün akşam televizyonda programa çıktı, gazetecilerle söyleşti. Tekel işçileri ile ilgili 3 önemli soruya 3 önemli cevap verdi. Gazeteciler “konfederasyonlar ve sendika olarak şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordular; “yapılabileceklerin hepsini yaptık” dedi. Gazeteciler “ay sonunda hükümetin verdiği süre dolunca ne yapacaksınız?” dediler; “biz –işçileri kastederek– oradan ayrılmayacağız, direniş pasif eylemle devam edecek” dedi. Gazeteciler son olarak bir de genel durumu kapsayan bir soru sordular; “bu sendikal yapılarla bu mücadele nasıl yürütülecek?” Mustafa Türkel bu soruya “bu yapılarla bu mücadelelerin yürütülmesi mümkün değil; bu da işçilerin sorunu, onların kaderlerini kendi ellerine almaları, bu yapıları baştan aşağı değiştirmeleri lazım!” diye cevap verdi!!
■
AKP BİNASINA GİREN TEKEL İŞÇİLERİNE GAZ ■ ADANA'DA TÖP ve SDP'DEN ORTAK EYLEM: 'SERMAYEYE KARŞI TEK-EL TEK YUMRUK' 25.02.2010 - Adana'da bugün öğlen saatlerinde İnönü parkı karşısı Teknosa önünde TÖP ve SDP üyeleri zincirli eylem gerçekleştirdiler. 6 kişi Teknosa'nın önünde bulunan demirlere kendilerini zincirledi. Tekel işçilerinin direnişini selamlayan sloganlar attılar. Aynı zamanda 3 kişi de Teknosa'nın çaprazında bulunan binanın üst katından "Sermayeye Karşı Tek-el Tek yumruk" pankartı açtılar ve kuşlama yaptılar. Yaklaşık yarım saat süren eylemde emniyet güçleri zincirleri kırarak eylemcileri gözaltına aldı. Ardından pankart açanlar da gözaltına alındı. Çarşının orta yerinde iki ayrı koldan yapılan eyleme çevreden alkışlarla destek verildi. ■ 8 MART ANKARA KADIN PLATORMU: '8 MART'IN 100. YILINDA DAYANIŞMA İLE GÜÇLENİYORUZ' 24.02.2010 - 8 Mart Ankara Kadın Platformu ile yapılan bir basın toplantısı ile 8 Mart programı basına açıklandı. Bu 8 Mart'ta emeğe yapılan saldırıların teşhir edildiği, barış taleplerinin kararlılıkla yükseltileceği ve bu 8 Mart'ta Tekel işçisi kadınların direnişinden alınan güçle mücadele vurgusunun ön plana çıkarıldığı bir konsept belirlendi. Platform, 8 Mart'ın 100. yılında dayanışma ile güçleniyoruz, mücadele ile değiştireceğiz vurgusuyla tüm kadınları 8 Mart'ta saat 12'de Kolej Meydanına çağırdı. ■ TEKEL YÜRÜYOR DİRENİŞ BÜYÜYOR 'MADENCİLERİ KATLEDEN ÜCRETLİ KÖLELİK DÜZENİDİR' 24.02.2010 - Tekel işçileri sendikaya rağmen eylemlerine devam ediyor. Her akşam 18’de çadırlarından çıkan işçiler Kızılay sokaklarını özgürleştiriyor. Direniş sokağında, Şubat ayının sonuna yaklaştığımız şu günlerde hakim olan belirsizlik ve gerginlik, Tekel işçilerinin sendikadan bağımsız olarak ele aldıkları eylem inisiyatifiyle dağılıyor. Her akşam kurulan eylem korteji çadırları tek tek gezerek işçileri yürüyüşe davet ediyor. Bugünkü eylemlerini Balıkesir’de grizu patlaması sonucu yaşamını yitiren 13 maden işçisi için gerçekleştiren Tekel işçileri sık sık ‘maden işçileri ölümsüzdür’ sloganları attı. "Tekel İşçileri" imzalı "Bizi 4/C Köleliğine Zorlayan, 17 Madenciyi Katleden Ücretli Kölelik Düzenidir!" pankartı taşıyan işçiler Sakarya Meydanı’nda yapılan 1 dakikalık saygı duruşunun ardından 10 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdiler. Buradan ‘4-C’ye imza atmayacağız’, ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz’ sloganları eşliğinde çadır-kente geri dönüldü. ■ ESKİŞEHİR'DE TÖP ve SDP'DEN ORTAK EYLEM: 'TEKEL ÇADIRLARINA UZANAN ELİ KIRARIZ' 24.02.2010 - Bugün saat 16'da Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) ve Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) üyesi 4 kadın 3 erkek Eskişehir Adalar'da Burger King'in çatısına çıkarak "Tekel çadırlarına uzanan eli kırarız..." pankartı açtılar. Sloganlar ve ajitasyonlarla Tekel direnişini selamladılar ve işçilere yönelik bir saldırının her an her yerde gerekli cevabı alacağını haykırdılar. Yarım saat süren eyleme güvenlik güçleri, çevrede bir çok sivil ve çevik kuvvet polisi bulunmasına rağmen müdahale etmedi. ■ GENEL GREV GENEL DİRENİŞ ZAMANI
İlk bakışta yazının başlığı işçi sınıfı mücadelesi içinde çok
bilindik bir sloganın tekrarı gibi görülse de bu argümanın bugün salt
ajitasyondan çok daha öte bir şey olduğunu yaşadığımız tarih bize çok güzel
özetlemekte. Neden mi? Uzakta aramaya gerek yok. Hemen yanı başımızda: ■ 'MADENCİLER BUNUNLA YAŞAMAK ZORUNDA' MI?
Aralık ayında Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen ve
19 maden işçisinin ölümü ile sonuçlanan grizu faciası hafızalarımızdaki
yerini korurken 23 Şubat günü yine çığlıklar yükseldi bir başka maden
ocağından. Balıkesir’in Dursunbey İlçesi’ne bağlı Odaköy’de özel bir şirkete
ait olan kömür ocağında dün saat 18 sıralarında grizu patlaması gerçekleşti
ve derinliği 500 metre olan madenin 250’inci metresinde meydana gelen
patlama 13 cana sebep oldu, 18 işçi de ciddi şekilde yaralandı. |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
BASINDA BİRİNCİ SAYFA HABERLERİ |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
22 MART 2010 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||