AKP SALDIRGANLIĞI


TUNCER BAKIRHAN

BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ EŞ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI


7 Ekim 2010


Bugün tek tek yapılara karşı geliştirilen bu saldırılar, yarın tüm demokratik güçleri ve hak mücadelesi veren çevreleri hedefleyecektir. Dolayısıyla gittikçe pervasızlaşan AKP saldırganlığı karşısında her zamankinden çok birlik ve dayanışmaya ihtiyaç vardır.

AKP ve yedeklediği kimi çevreler, referandum sonrası ‘Yeni Türkiye’ söylemini sıkça dile getiriyorlar. ‘Yeni Türkiye’ terimine bu kesimlerce, antidemokratik oligarşik cumhuriyetin demokratik cumhuriyete dönüştüğü, özgürlüklerin önünün açıldığı, daha da önemlisi ‘düzenin değişmesini’ kapsayan bir anlam yükleniyor.

Oysa ki, referandumla birlikte 12 Eylül darbe anayasasına yapılan yama ile ne statüko aşılmış oldu, ne yargı demokratikleşti, ne toplumsal özgürlüklerin önü açıldı, ne de bir bütün cumhuriyet demokratikleşti. Sadece, Türkiye halklarının yaşamakta olduğu sorunların köklü çözümünü sağlayacak Demokratik Anayasa talebi ötelenmek istendi. Ancak AKP’nin çok yönlü maniplasyon yöntemiyle hayata geçirmeye çalıştığı bu sinsi planı, boykot tavrıyla boşa çıktı. Bundandır ki daha referandum sürecinde AKP ve CHP yeni anayasa söylemini geliştirmek zorunda kaldı. Dolayısıyla ileri sürülen ‘Yeni Türkiye’ iddialarının pratik karşılığı olmayıp, ortaya çıkan durumun, sadece statüko üzerindeki hegemonyanın büyük oranda AKP lehine el değiştirmiş olmasıdır. Bu durumla birlikte AKP’nin devlet ve statükonun partisine dönüşmesi gerçeği daha pekişmiş oldu.

Elbette bu gücünü öncelikle halklarımızın barış, özgürlük ve demokrasi taleplerine cevap verecek demokratik seçeneğin gelişmesini engellemek ve bu seçeneği geliştirecek olan güçleri ezmek için kullanacaktır. Zaten iktidara geldiğinden bu yana esas olarak bunu yapmaya çalıştı. Nitekim partimize karşı ara vermeksizin sürdürdüğü politikalar sonucu, yüzlerce arkadaşımız tutuklanmış durumda. Şu ana kadar yaşananlar fazlasıyla gösteriyor ki, AKP’nin esas amacı bağımsız, tarafsız ve adil bir şekilde işleyen bir yargı sistemi oluşturmak ve cumhuriyeti demokratikleştirmek değil. Yapmak istediği, sistemin temel dayanaklarından olan yargıyı denetimine alarak, kendi politikaları önünde engel teşkil eden güçleri bertaraf etme amacıyla kullanmaktır.

Bugün bu durumu, referandum sonrası Ezilenlerin Boykot Cephesi bileşenlerine karşı temelsiz iddialarla geliştirilen operasyonlarda görüyoruz. Referandum süresince geliştirilen gözaltı ve tutuklamaların, sonrasında Devrimci Karargâh operasyonu adı altında hiç alakası olmayan Boykot Cephesi Bileşenlerine yöneltilerek boyutlandırılması, tesadüfi değildir. Burada da boykot tavrı karşısında aldığı yenilginin faturasını SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ile TÖP sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu’nun da aralarında bulunduğu 13 yöneticisi tutuklanan, SDP ve TÖP gibi oluşumlara çıkartarak, bir yandan Kürt ve Türk halkının ortak iradesini esas alan güçlü bir seçeneğin oluşmasını sekteye uğratmak; diğer yandan Kürt halkının örgütlü yapılarını bu desteklerden yalıtarak yalnızlaştırmayı hedeflemektedir. Çünkü özellikle bölgede gerçekleşen yüksek başarı düzeyinin, Boykot Cephesi Bileşenleri ile önümüzdeki genel seçimlerde Türkiye metropollerinde güçlü sonuçlar doğuracağının farkında. Halkların demokratik iradesini açığa çıkartacak bu sonuçlar, şimdiden AKP’yi fazlasıyla rahatsız etmeye başladı. Çünkü bu irade hem Kürt sorununun demokratik çözümünde, hem yeni bir anayasa yapılması sürecinde hem de tıpkı referandumda olduğu gibi önümüzdeki seçimlerde de gelişmelere yön verecek bir irade açığa çıkartacaktır. İşte AKP, bu operasyonlarla bu iradeyi şimdiden dağıtmak ve boğmak istiyor.

Bu durumun önüne geçmenin ilk şartı, AKP’nin sahte değişim söylemini deşifre edecek güçlü bir demokratik iradenin oluşmasıdır. Aksi takdirde bugün tek tek yapılara karşı geliştirilen bu saldırılar, yarın tüm demokratik güçleri ve hak mücadelesi veren çevreleri hedefleyecektir. Dolayısıyla gittikçe pervasızlaşan AKP saldırganlığı karşısında her zamankinden çok birlik ve dayanışmaya ihtiyaç vardır.



Sosyalist Demokrasi, 7 Ekim 2010


Loading