“Açılım” politikası hortladı. Yalnız şimdi adı yok, hepsi bu. Kimileri ortalıkta bir “bahar havası” estiğini söylüyor. Biz de “açılım”ın yeniden gündeme geldiğini buradan çıkartıyoruz sanılabilir. Hayır, geçtiğimiz günlerde, başta Urfa olmak üzere çeşitli Kürt illerinde yapılan KCK operasyonlarından, BDP’lilere yapılan taarruzdan çıkartıyoruz.
Şaşıranlar olabilir. “Açılım”ın nesi kötü ki, “hortladı” demek uygun düşüyor ya da başladığı operasyonlardan çıkartılıyor, denebilir. İnsanın ilk ”açılım”ı nasıl gördüğüne bağlı bu. Biz geçen yıl “açılım” gündeme geldiğinde derhal teşhisimizi koymuştuk: “Açılım” politikası Kürt sorununu değil, Kürt hareketini çözme politikasıydı. Eğer gerçekten bir yere “açılım” varsa, bu, Barzani’ye doğru idi. Türkiye, Irak’taki Kürdistan bölgesini himayesine almaya yöneliyordu. “Açılım” da, bu yöneliş içinde Türkiye’nin kendi Kürt hareketini tasfiye ederek Kürt halkına belirli kırıntılar vermenin adı idi.
Şimdi referandumdan sonra bir bahar havası
estiği söyleniyor. BDP ile görüşüldüğüne, Abdullah Öcalan’la bile
görüşme yapılmakta olduğu neredeyse itiraf edildiğine göre de Kürt
hareketi artık muhatap alınıyor. O zaman bu defaki geçen “açılım”dan
farklıdır... diyebilir miyiz? Bizim cevabımız hayır.
Ama bu “hayır”ı açıklamadan önce, belirtelim ki, önümüzdeki dönemde,
referandumun yelkenlerine doldurduğu rüzgârla, AKP hükümeti Kürt
sorununda devletin hedefleri yönünde cesur adımlar atabilir.
Habur’un yarattığı atmosfer dağılmıştır. Referandumda MHP’nin aldığı
yenilgi AKP’nin elini rahatlatmıştır. Dolayısıyla, bir süre boyunca
Kürt sorununda bir “ikinci bahar” havası esecektir. Ama Kürt
hareketinin ve dostlarının, dostları arasında da sosyalist hareketin
bu “ikinci bahar” atmosferine son derecede temkinli yaklaşması
gerekir. Solun ilk “açılım” aşamasında olduğu gibi hükümet
tarafından atılan adımları kolları açık karşılaması, büyük
yanlışlara yol açar. Bu sefer Kürtler muhatap alınmadan
yürünemeyeceği açıktır. Çünkü referandum AKP’nin evetinden de fazla
boykotun zaferi ile sonuçlanmıştır.
“Terör örgütünün tasfiyesi”
Her şeyden önce, cumhurbaşkanından hükümete ve
AKP yöneticilerine kadar değişik sözcülerin kullandığı dile çok
dikkat etmek gerekiyor. Söylem “terör örgütünün tasfiyesi”dir.
Hükümet önüne “Kürt sorununu çözme”yi koymadığını, amacın Kürt
hareketini çözmek olduğunu bu kez açık biçimde dile getiriyor.
Denebilir ki, bu söylem, milliyetçi/ulusalcı akımlara Türk
tarafındaki tepkileri kışkırtma fırsatını vermemek içindir.
Denebilirdi. Şayet şunlar olmasaydı.
Birincisi, devlet sadece Kürt hareketi ile görüşmüyor. Aynı zamanda ve hummalı biçimde ABD, Irak, Irak Kürdistanı ve Suriye yönetimleriyle de görüşüyor. Atalay-Barzani görüşmesinde üç aşamalı bir tasfiye planında anlaşma olduğu basına sızdırılıyor. Suriye ile yapılan ve Türkiye tarafından 12 bakanın katıldığı üst düzey toplantı sonrasında Atalay ortak operasyonun mümkün olduğunu belirtiyor. Bakanlar Kurulu, Kuzey Irak’ta operasyon yetkisini bir yıl daha uzatan tezkereyi meclise sevk ediyor. Ve nihayet, en önemlisi, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde yıllardır oluşturmak istediği “güvenlik şeridi”ne, hatta yepyeni bir fikir olan üs talebine ABD’nin olumlu yaklaştığı basına sızdırılıyor ve yalanlanmıyor.
Denebilir ki, bütün bunlar Kürt hareketini sıkıştırmak içindir. Doğru olabilir. Ama sürecin her an sert bir savaşa dönüşmesi potansiyelini de içinde taşıyor. Daha önemlisi ise şudur: Devletin bütün yetkilileri, hükümetin liberal destekçileri de dahil olmak üzere, açıkça Kürt sorununda adım atılabilmesi için önce silahların bırakılması gerektiğini söylemektedirler.
Öyleyse, yaşanan sürecin sınanacağı ilk noktayı saptamış bulunuyoruz: zamanlama. PKK’nin silah bırakması Kürtlere belirli hakların tanınması için önkoşul mu olacaktır yoksa iki süreç paralel mi yürüyecektir?
İkinci ve daha önemli sınama kriteri ise silah bırakmadan sonra Kürt hareketinin biçimlenmesine ilişkindir. Baştan açıkça belirtelim: Devletin amacı, varolan Kürt hareketinin yerine evcil bir önderlik geçirmektir. Bir kere, en az beş yıldır, sol liberal aydınların ve daha sonra kurumsal olarak Taraf gazetesinin de katkıda bulunduğu bir operasyon yürütülüyor: yumuşak Kürdü mücadeleci Kürdün karşısına çıkarmak. Türkiye Kürtlerini mümkün olduğunca AKP etrafında toplamak, bunun ötesinde kalan ve bu kadar geri bir çözüme razı olmayacak milyonları ise Kürtlerin Irak’ta kazanmış olduğu haklar dolayısıyla yüksek prestije sahip olan Barzani doğrultusunda örgütlemek. Televizyonlara bir bakın. En “liberal”, Kürt sorununda TÜSİAD doğrultusunda çözüme en açık kanallarda dahi tartışma programlarında nasıl da Kürt hareketinin dışında kalan bir avuç insan öne çıkartılıyor. Em önemlisi, Kürt burjuvazisi ve onun lideri olarak eski DYP Diyarbakır İl Başkanı, bugün Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Salim Ensarioğlu nasıl destekleniyor. “Sivil toplum örgütleri”nin huzura kabul edilmesi için aralarından Demokratik Toplum Kongresi’ni çıkartmaları isteniyor!
İşte KCK operasyonları bunun için “açılım” süreci ile çelişkili değil, onun asli unsurlarından biridir. Kürt hareketi bütünüyle siyasileştiği zaman kitle çalışmasında en önemli olacak olan kadrolar ya tasfiye edilmek isteniyor ya da mümkün olduğunca uzun süre pasifleştirilmek ki yeni liderlikler öne fırlayabilsin.
SDP ve TÖP’e yapılan operasyon da bunun bir dalı olarak görülebilir. Yeni dönemde Kürt hareketinin bütün ağırlığıyla siyasete yöneleceği aşamada, Kürtlerle dayanışma içinde yürüyen, Türk ve Kürt emekçileri arasında bir ittifakı savunan siyasi hareketlerin de pasifleştirilmesi, Kürtlerin evcilleştirilmesi çabasının bir parçası olarak kavranabilir.
Buna karşı sosyalist hareketin enternasyonalist
kanadı olarak bizler, hem Kürt halkıyla, hem de tutsak alınan
sosyalist arkadaşlarımızla dayanışmayı yükselteceğiz.
