SIRA KİMDE?


NURETTİN ALDEMİR


6 Ekim 2010


12 Eylül referandumunu geride bıraktık. Referandum sonuçlarını herkes kendi penceresinden tartıştı, tartışmaya bir süre daha devam edecek. AKP evet çıkması halinde ülkemize daha fazla demokrasi geleceğini vaaz etti. Elde ettiği % 58 evet oyu bu söyleme göre daha fazla demokrasinin ayak sesleri olmalıydı; ancak gelişmeler hiç de öyle söylemiyor.

Bu ülkede insanlar barış dedikçe AKP savaş yöntemlerine başvuruyor. AKP bir taraftan Kürtlerin temsilcileriyle görüşürken bir taraftan da askeri, siyasi, bürokratik operasyonel taktikler kullanıyor. Bu tehlikeli bir durumdur. Bugün, düne göre daha fazla barış umudu besliyorsak bunun nedeni AKP değil barış isteyen kesimlerin siyasi olgunluğu ve barışa olan inancıdır.

AKP referandum başarısı ile daha da pervasızlaşmış görünüyor; sadece Kürtleri değil; sosyalistleri ve kendine karşı olan herkesi cezalandırmak istiyor. AKP ülke sorunlarının çözümü ile ilgili kimseyle uzlaşmak istemezken; cemaatlerle ittifaklarını sıkılaştırıyor. Cemaat AKP ittifakı sisteme, kendilerine muhalefet eden herkese saldırıyor.

Derin devlete karşı olduğunu söyleyen, sözde Ergenekon kovuşturmaları yapan Cemaat ve AKP ittifakı kendi derin devletini yaratıyor. 12 Eylül vesayetine, askeri vesayete karşı olduğuna herkesi inandırmaya çalışan bu ittifak siyaset, ekonomi ve sosyal yaşam üzerinde kendi vesayetini kuruyor.

Geçtiğimiz günlerde Devrimci Karargah tanımlamasıyla Sosyalist Demokrasi Partisi’ne; Toplumsal Özgürlük Platformu’na (TÖP) ve zoraki bağlantı kurularak Hanefi Avcı’ya yapılan operasyonlar AKP’nin pervasızlığını yeterince kanıtlamıyor mu?

Hanefi Avcı devrimci - sosyalist kamuoyunda bir dönemin işkencecisi olarak bilinir. Bunu Hanefi Avcı ile ilişkilendirilen Necdet Kılıç da söylüyor. Necdet Kılıç ifadelerinde ‘Hanefi Avcı işkencecimdir.’diyor. Avcı, Necdet Kılıç’a ait bu ifadeyi yalanlamadı.

Avcı ile Kılıç Mersin’de gelenekselleşmiş bir ‘pilav gününde’ karşılaşırlar. Avcı, Kılıç’tan ve orada bulunan diğer bazı işkence mağdurlarından özür diler.  Bu günden sonra Avcı ve Kılıç arasında iletişim, hal hatır sormalar yaşanır. Bu iletişim iki insanı, iddiaya göre aynı örgütte buluşturuyor. Geçmişleri, gelecek dünya görüşleri farklı iki insanı aynı çuvala koymak inanılacak bir şey mi?

Bu yetmiyor; Necdet Kılıç ile SDP, birlik görüşmeleri yapan SDP ile (TÖP) ilişkilendirilerek; adını yakın geçmişte duyduğumuz; ölü ele geçirilen Orhan Yılmazkaya’dan başka hiç kimsenin hiçbir ferdini tanımadığı Devrimci Karargah örgütü operasyonu yapılıyor. Operasyon bağlamında Hanefi Avcı, Necdet Kılıç, SDP, TÖP aynı davada bir arada. Bu operasyonun ardında toplumsal muhalefete, cemaat sözü dinlemeyenlere ağır bir gözdağı yok mu sizce?

Hanefi Avcı ile sosyalistleri örgütsel bir formatta aynı çuvala koymanın mümkün olmayacağını vasat bir akıl sahibi bile bilir. Hanefi Avcı ile sosyalistleri aynı çuvala koymak ne kadar mümkün değilse SDP ve TÖP’ü de Devrimci Karargah çuvalına koymak o denli mümkün değildir. Çünkü bu kurumlar yasaldır. Tüzük ve programlarında, mücadele yöntemlerinde silahlı mücadele yoktur.

Referandum öncesi günlerde, 12 Eylül döneminin ilk siyasi idamı olan (8 Ekim 1980) Necdet Adalı ve diğerleri için gözyaşı döküp evet oyu dilenen Başbakan SDP ve Necdet Adalı’nın aynı siyasi gelenekten geldiğini bilmiyor herhalde. Başbakan yaşayan muhalifleri değil; anlaşılan ölü muhalifleri seviyor. Tanrı muhalifleri Başbakan’ın sevgisinden korusun!

Ey muhalifler inancınız, etnik kimliğiniz, siyasi düşünceniz ne olursa olsun; bugünlerde kendinize lütfen şu soruyu sorun ‘Sıra kimde?’ ve hazırlıklarınıza başlayın; her ne yapacaksanız!


Eskişehir Sonhaber, 6 Ekim 2010


Loading