12 Eylül referandumunu geride bıraktık.
Referandum sonuçlarını herkes kendi penceresinden tartıştı,
tartışmaya bir süre daha devam edecek. AKP evet çıkması halinde
ülkemize daha fazla demokrasi geleceğini vaaz etti. Elde ettiği % 58
evet oyu bu söyleme göre daha fazla demokrasinin ayak sesleri
olmalıydı; ancak gelişmeler hiç de öyle söylemiyor.
Bu ülkede insanlar barış dedikçe AKP
savaş yöntemlerine başvuruyor. AKP bir taraftan Kürtlerin
temsilcileriyle görüşürken bir taraftan da askeri, siyasi,
bürokratik operasyonel taktikler kullanıyor. Bu tehlikeli bir
durumdur. Bugün, düne göre daha fazla barış umudu besliyorsak bunun
nedeni AKP değil barış isteyen kesimlerin siyasi olgunluğu ve barışa
olan inancıdır.
AKP referandum başarısı ile daha da
pervasızlaşmış görünüyor; sadece Kürtleri değil; sosyalistleri ve
kendine karşı olan herkesi cezalandırmak istiyor. AKP ülke
sorunlarının çözümü ile ilgili kimseyle uzlaşmak istemezken;
cemaatlerle ittifaklarını sıkılaştırıyor. Cemaat AKP ittifakı
sisteme, kendilerine muhalefet eden herkese saldırıyor.
Derin devlete karşı olduğunu söyleyen,
sözde Ergenekon kovuşturmaları yapan Cemaat ve AKP ittifakı kendi
derin devletini yaratıyor. 12 Eylül vesayetine, askeri vesayete
karşı olduğuna herkesi inandırmaya çalışan bu ittifak siyaset,
ekonomi ve sosyal yaşam üzerinde kendi vesayetini kuruyor.
Geçtiğimiz günlerde Devrimci Karargah
tanımlamasıyla Sosyalist Demokrasi Partisi’ne; Toplumsal Özgürlük
Platformu’na (TÖP) ve zoraki bağlantı kurularak Hanefi Avcı’ya
yapılan operasyonlar AKP’nin pervasızlığını yeterince kanıtlamıyor
mu?
Hanefi Avcı devrimci - sosyalist
kamuoyunda bir dönemin işkencecisi olarak bilinir. Bunu Hanefi Avcı
ile ilişkilendirilen Necdet Kılıç da söylüyor. Necdet Kılıç
ifadelerinde ‘Hanefi Avcı işkencecimdir.’diyor. Avcı, Necdet
Kılıç’a ait bu ifadeyi yalanlamadı.
Avcı ile Kılıç Mersin’de gelenekselleşmiş
bir ‘pilav gününde’ karşılaşırlar. Avcı, Kılıç’tan ve orada bulunan
diğer bazı işkence mağdurlarından özür diler. Bu
günden sonra Avcı ve Kılıç arasında iletişim, hal hatır sormalar
yaşanır. Bu iletişim iki insanı, iddiaya göre aynı örgütte
buluşturuyor. Geçmişleri, gelecek dünya görüşleri farklı iki insanı
aynı çuvala koymak inanılacak bir şey mi?
Bu yetmiyor; Necdet Kılıç ile SDP, birlik
görüşmeleri yapan SDP ile (TÖP) ilişkilendirilerek; adını yakın
geçmişte duyduğumuz; ölü ele geçirilen Orhan Yılmazkaya’dan
başka hiç kimsenin hiçbir ferdini tanımadığı Devrimci Karargah
örgütü operasyonu yapılıyor. Operasyon bağlamında Hanefi Avcı,
Necdet Kılıç, SDP, TÖP aynı davada bir arada. Bu operasyonun ardında
toplumsal muhalefete, cemaat sözü dinlemeyenlere ağır bir gözdağı
yok mu sizce?
Hanefi Avcı ile sosyalistleri örgütsel
bir formatta aynı çuvala koymanın mümkün olmayacağını vasat bir akıl
sahibi bile bilir. Hanefi Avcı ile sosyalistleri aynı çuvala koymak
ne kadar mümkün değilse SDP ve TÖP’ü de Devrimci Karargah çuvalına
koymak o denli mümkün değildir. Çünkü bu kurumlar yasaldır. Tüzük ve
programlarında, mücadele yöntemlerinde silahlı mücadele yoktur.
Referandum öncesi günlerde, 12 Eylül
döneminin ilk siyasi idamı olan (8 Ekim 1980) Necdet Adalı ve
diğerleri için gözyaşı döküp evet oyu dilenen Başbakan SDP ve Necdet
Adalı’nın aynı siyasi gelenekten geldiğini bilmiyor herhalde.
Başbakan yaşayan muhalifleri değil; anlaşılan ölü muhalifleri
seviyor. Tanrı muhalifleri Başbakan’ın sevgisinden korusun!
Ey muhalifler inancınız, etnik
kimliğiniz, siyasi düşünceniz ne olursa olsun; bugünlerde kendinize
lütfen şu soruyu sorun ‘Sıra kimde?’ ve hazırlıklarınıza başlayın;
her ne yapacaksanız!
