SIKINTI YOK


M. ÖZLEM


7 Ekim 2010


Rivayet odur ki ‘’Sıkıntı Yok’’, SDP yöneticileri arasında kullanılan bir şifreymiş. Muhtemelen tam bir komedi ürünü olan ‘’Son Tezgah’’ın tezgahı kurabilmek için sığındığı zorlamayı aşan bir yorum. Malum olduğu üzere 21 Eylül sabahında genel başkan Rıdvan Turan, MYK ve PM üyeleri, İstanbul il ve ilçe binalarını hedef alan ve ‘’Devrimci Karargah’’la ilişkilendirilen operasyon sonucunda TÖP’lü ve SDP’li on arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Gene malum olunduğu üzere komediyi andıran soruşturma ve mahkeme süreci sonucunda dokuz arkadaşımız tutuklanmış ve cezaevine yollanmıştır. Devrim ve devrimcilikle uğraşan herkesin muhtemel mola yerlerinden biridir cezaevleri. Bir ceza değil, yaptığımız işlerin olası karşılıklarından biri olarak algılanmalıdır. Gözaltı ve cezaevleri devrimle uğraşanlar için çok sıra dışı gündemler değildir.

Cezaevine dokuz yönetici düzeyinde yoldaşını bırakan hareketin yapması gereken en başat görev ‘’on’’ları cezaevine koyarak süreci akamete uğratmak, siyasal faaliyeti durdurmak, örgütlülüğü dağıtıp yılgınlığı hakim kılmak isteyen oligarşinin planlarını boşa düşürmek olmalıdır. Bu yönelim kaçınılmaz olarak yarıda kalan görevlerin tamamlanması, boşalan yerlerin tahkim edilmesi ve mevzilerin korunması görevini karşımıza diker.Bu bağlamda öncelikle birlik sürecinin başarıyla sonucuna ulaştırılması acil ve zaruri bir durum olarak öne çıkmaktadır. TÖP ve SDP’liler SBH’la beraber bu görevi yerine getirmelidir. Cezaevi sürecinin önümüze diktiği bir başka görev parti faaliyetinin aksamadan yürümesini sağlayacak tedbirlerin alınmasıdır. Tutuklu yargılananlar SDP’nin ve TÖP’ün tutsaklarıdır. Şimdi hızla tutukluların boşalttığı organlar doldurulmalı, görevleri üstlenecek kadrosal tahkimatlar yapılmalı ve işe koyulmalıdır.

Cezaevi sürecinin önümüze diktiği bir başka görev ise bir yandan içerdekilerin özgürlüğüne kavuşması için yoğunlaştırılmış bir faaliyet gösterirken diğer yandan kazanılmış mevzilerin korunması ve siyasal faaliyetin kesintisiz sürdürülmesi için ortaya yoğun bir emek koymaktır. Sakin olmak süreci Devrimci faaliyetin olağanlığı içinde kavramak ve siyasal görevleri kesintiye uğratmamak önemlidir. Mantığın politikaya olan hakimiyetini elden bırakmadan kampanyayı en geniş zemine yayacak mütevazi bir duruş ve meşru bir zemin kurgulamaktır. Kabul edilmelidir ki bu ne ilk ne de son saldırıdır. Sıraladığımız üçlü görev dizini yürüttüğümüz faaliyetin yürüme ve gelişmesine paralel olarak standartlaşacak bir görev dizinidir. Tutsakların özgürlüğü yönünde yürütülecek çalışma siyasal faaliyette bir daralmaya, kazanılmış mevzilerin terk edilmesine yol açacak bir sapmaya dönüşmemelidir. Zira tutsakların özgürlüğü için yapılacak en anlamlı işlerden birisi birlik sürecinin başarıyla sonuçlandırılmasıdır. Kabul edilmelidir ki birlik sürecinin başarısı alanlarda yürütülecek mücadelenin, bu mücadelenin kazanımlarının yükselmesine paraleldir.

Tutsaklık siyasal faaliyetin ödediği bir bedeldir. Bedel ona değecek kazanımlara denk gelmelidir. İçeriye dokuz yoldaşını veren hareket, bu bedelin kazanımlarını toplama göreviyle yüz yüzedir. Bu her şeyden önce içerdekilere karşı bir görevdir. Oligarşinin medya üzerinde yürüttüğü anti-propagandayı tersine çevirmeyi temel yollarının başında mevzilerin tutulması bu alanlardaki faaliyetin doruk noktasına çıkarılması gerekir. Herkes dünden daha azimli daha kararlı ve daha planlı bir şekilde alanlarına dönmeli ve dört koldan faaliyete asılmalıdır. Gücümüz bu alanlarda yürütülen faaliyetten gelmektedir. Alan faaliyeti aynı zamanda bize kitlelerle buluşma ve cepheyi genişletme imkanını sunarken bir başka yönden tutsakların özgürlüğü için yürüttüğümüz faaliyetin değişik alanlara yayılmasına ve görünür hale gelmesini de sağlayacaktır. Mevzilerin zayıflatılmasına ve alan çalışmasının daralmasına yol açabilecek her yönelim içerdekilerin tutsaklığına bizim cephemizden katkı olacaktır.

TÖP ve SDP saflarını hedef alan saldırının politik analizi doğal olarak bu politik yönelimi karşısına alan bir siyasal perspektifin tespitini zorunlu kılar. Bu politik analiz aynı zamanda bir yanıyla yürütmekte olduğumuz siyasal hattın ana parametrelerinin yeniden hatırlanması ve genişletilmesini dayatırken bir başka yanıyla siyasal faaliyetin sürekliliğine ilişkin tedbirlerin de alınmasını gerektirir.

Operasyonu ele alırken yapılış zamanlaması ve yönelimleri operasyonun mahiyetine dair önemli ipuçlarını ele vermektedir. Kısa yoldan tarif edecek olursak operasyonların SDP ve TÖP yöneticilerini hedef almış olması ve hatta emniyetle tarikatın kendi iç çatışmalarını bu operasyon üzerinden yürütmeye çalışıyor olması tesadüfi değildir. SDP ve TÖP’ün yürüttüğü SBH’ı da kapsayan birlik görüşmeleri bu oluşumların referandum sürecinde boykot taktiğiyle cisimleşen enternasyonalist devrimci politik tutum alışları operasyonun onlara yönelmesine sebep olmuştur. SDP ve TÖP politikalarında cisimleşen enternasyonalist çizginin politik dışa vurumu bir yanıyla enternasyonalist devrimci öznenin oluşturulmasını hedef alan birlik çalışmalarıyla belirginleşirken diğer yanıyla Kürt özgürlük hareketiyle stratejik ittifakı cisimleştiren çatı partisi projesiyle şekil almıştır. Oligarşinin, emperyalizmin bilgisi ve onayı dahilinde ABD ile omuz omuza yürürlüğe koyduğu Kürt sorununa yönelik yeni konsept sürecin sonuçlarına müdahale edebilecek sosyalist güçlerin de devreden çıkarılmasını gerektirmektedir. Saflarımıza yönelik operasyonun ana ayaklarından birini izlediğimiz politik hattın doğruluğu oluşturmaktadır. Siyasal hattın doğruluğunu belirgin hale getiren temel unsur bu hattın militan ve direngen bir mücadeleyle pratiğe dökülüyor olmasıdır. Oligarşi hem içine girdiği iç çatışmalı süreçte hem Kürt hareketinin direngen tavrı karşısında yenilgiye dönüşen stratejisinde yeni yönelimlerini inşa ettiği konseptte en fazla rahatsız eden doğru siyasal hattan beslenen militan mücadeledir. Mahkeme sürecinde medyaya servis edilen görüntüler operasyonun bizim sokak ayağımızı kesmeyi önemli bir amaç olarak gördüğünü göstermektedir. Oligarşinin bu planlarını boşa düşürme görevi bize aittir.

Siyasal hattın doğruluğu bu siyasal hattın yeniden gözden geçirilmesini de gerektirmektedir. Gerek TÖP’ün gerekse SDP’nin mücadele tarafında doğrulanan siyasal hattı enternasyonalist çizginin sınıfsal bir temelde oligarşinin kendisini ve yönelimlerini karşısına alarak yürütülmesi olarak özetleyebiliriz. Bu hat sola egemen olan ulusalcı ve liberal çizginin karşısındaki devrimci proletarya enternasyonalizminin somut ifadesidir.

SDP ve TÖP’e yöneltilen operasyon Hanefi Avcı kimliği üzerinden emniyet ve tarikat içi çatışmanın parçası haline getirilmesi bu çatışmanın doğallığında tarikat ve hükümet medyasının bütün rezillikleriyle saldırı kampanyası yürütmesi politik yönelimimizi zedelememelidir. Kabul edilmelidir ki liberal ya da tarikat medyası kendi karşıtı bütün güçleri Ergenekon’la ilişkilendirerek servis etmektedir. Ergenekon başlığı altında yürütülen çatışma ise son döneme damgasını vuran oligarşi içi mücadelenin görünümlerinden birisidir. Ulusalcı ya da liberal sol referandum sürecinde açıkça cisimleştiği üzere oligarşi içi çatışmada oligarşik güçlere eklemlenme görünümündedir. SDP ve TÖP oligarşi içi çatışmayı enternasyonalist bir kanaldan sınıf perspektifiyle yaklaşarak çatışmanın kendisine karşı taraf olmayı tercih etmişlerdir. Bu bağlamda oligarşinin bizi Ergenekoncu cepheyle ilişkilendirme çabalarına kesinlikle boşluk bırakılmamalıdır. Ulusalcı yönelimin politik sloganı Anti-AKP’ciliktir. SDP ve TÖP’ün adının ulusalcılıkla yan yana anılması bile küfürdür. İdeolojik söylemimizi kurarken hükümetin uygulamalarıyla mücadele ederken devletin oligarşik karakteri ve sınıfsal özü gözden kaçırılmamalıdır. Biz medyanın, polisin ve yargının tarikatçı ya da Kemalist olanına değil oligarşinin kendisine ve bütün kurumlarına karşıyız. Şeytanların arasından şimdiye kadar şeytan seçmedik bundan sonra da seçmeyeceğiz.

Önderlerimizi ve yoldaşlarımızı tutuklayanlar, adımızı Hanefi Avcı’nın, Ergenekoncuların yanına yazarak bizi karalamaya çalışanlar bu yöntemle siyasal faaliyetimizi kesintiye uğratmak isteyenler yanıldıklarını kısa sürede anlayacaklar. Geleneğimiz, bu geleneğin yaslandığı teorik zemin, bu zeminden beslenen politik pratik içinden mücadeleye yön verecek yeni önderler ve kadrolar çıkaracak, boşluğa izin vermeyecek derinliktedir. Dostlarımız ve bizi dost belleyenler içleri rahat uyumalıdır. Biz bu saldırıları önceden görecek ve gerekli tedbirleri alacak öngörüye sahibiz. Ne SDP ne Dev-Genç ne Dev-Lis ve ne de sınıf içinde yürüttüğümüz faaliyetimiz hiçbir kesintiye uğramamıştır. Şifremiz değil ama artık bir sloganımız: SIKINTI YOK!



Sosyalist Demokrasi, 7 Ekim 2010


Loading